Dünya ekonomisinde istihdam piyasasını aynı anda değiştiren üç güçlü dalga var: Yapay zekâ, yükselen korumacılık ve artan jeopolitik riskler.
İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen bu üç gelişme aslında aynı noktada birleşiyor. Yapay zekâ şirketlerin daha az çalışanla daha fazla üretmesine imkân veriyor. Korumacı politikalar üretimi yeniden ülke içine çekmeye çalışırken küresel ticareti yavaşlatıyor. Jeopolitik gelişmeler ise enerji maliyetlerini artırıyor, tedarik zincirlerini bozuyor ve şirketlerin yatırım kararlarını öteliyor.
İşsizlik düşük ama yeni iş bulmak zorlaşıyor
Öncelikle küresel istihdam piyasasının genel görünümüne bakalım. Uluslararası Çalışma Örgütü ILO, küresel işsizlik oranının 2026 yılında %4,9 seviyesinde kalmasını bekliyor. OECD ülkelerinde de işsizlik oranı benzer seviyelerde. Dolayısıyla manşet rakamlarda büyük bir bozulma görünmüyor.
Ancak detaylara indiğimizde farklı bir tablo ortaya çıkıyor. İstihdam artışı yavaşlıyor. Şirketlerin yeni çalışan alma iştahı azalıyor. Özellikle gençlerin iş bulması giderek zorlaşıyor. ILO’ya göre dünyada çalışmak istediği halde işe erişemeyenlerin sayısı 408 milyona ulaşmış durumda.
Bu görünümü değiştiren en önemli gelişmelerden biri ise yapay zekâ.
Yapay zekânın ilk kaybedeni gençler mi?
Uzunca bir süredir yapay zekânın milyonlarca insanı işsiz bırakıp bırakmayacağını tartışıyoruz. Bugüne kadarki veriler henüz böyle kitlesel bir iş kaybına işaret etmiyor. Ancak daha sessiz bir dönüşüm yaşanıyor. Stanford Digital Economy Lab’ın ABD’deki milyonlarca çalışanın bordro verilerini inceleyen araştırması oldukça dikkat çekici. Yapay zekâya yüksek derecede maruz kalan mesleklerde çalışan 22-25 yaş grubunun istihdamı, yapay zekâya daha az maruz kalan benzer genç çalışanlara kıyasla olması beklenen seviyenin %19 altında.
Deneyimli çalışanlarda ise aynı ölçüde bir ayrışma görülmüyor. Bunun nedeni aslında oldukça basit. Genç çalışanların iş hayatına başlarken yaptığı birçok görev yapay zekânın en kolay üstlenebildiği işler arasında. Basit kod yazmak, veri toplamak, rapor hazırlamak, metin oluşturmak veya temel analiz yapmak bunlardan bazıları. Şirket deneyimli çalışanını yapay zekâ ile daha verimli hale getirirken yanında çalışacak yeni mezuna daha az ihtiyaç duyabiliyor.
Eğer yapay zekâ kariyer merdiveninin ilk basamaklarını ortadan kaldırırsa geleceğin deneyimli çalışanları nasıl yetişecek? Bu nedenle yapay zekânın istihdam üzerindeki etkisini yalnızca kaç kişinin işini kaybettiği üzerinden değerlendirmek eksik kalıyor.
Korumacılık işi ülkeye geri getiriyor mu?
İkinci büyük dönüşüm ise korumacı ekonomi politikalarından geliyor. Özellikle ABD’nin uyguladığı yüksek gümrük vergilerinin temel gerekçelerinden biri üretimi ve istihdamı yeniden ülke içine çekmek.
Mantık basit: İthal ürünü pahalılaştır, yerli üretimi daha cazip hale getir, fabrikaları ve işleri ülkeye geri getir.
Ancak uygulamada denklem bu kadar kolay işlemiyor. Daha pahalı ithal girdiler, diğer ülkelerin misillemeleri ve yükselen enflasyon başka sektörlerde istihdam kaybına neden olabiliyor. Üstelik ticaret politikalarındaki belirsizlik şirketlerin yatırım kararlarını da erteliyor. Bir şirket birkaç yıl sonra hangi ülkeden, hangi maliyetle ara malı ithal edeceğini bilmiyorsa yeni fabrika yatırımını da yeni çalışan alımını da erteleyebiliyor.
465 milyon iş küresel ticarete bağlı
Korumacılığın bir başka önemli boyutu daha var. ILO’ya göre dünya genelinde yaklaşık 465 milyon iş doğrudan veya dolaylı olarak yabancı ülkelerden gelen talebe bağlı.
Dolayısıyla küresel ticaret yalnızca ihracat yapan fabrikaları ilgilendirmiyor. Lojistikten limanlara, finans sektöründen şirketlere hizmet veren diğer sektörlere kadar oldukça geniş bir istihdam zinciri yaratıyor. Bu nedenle ülkelerin aynı anda daha korumacı hale gelmesi işleri bir ülkeden diğerine taşırken toplam küresel istihdamı da olumsuz etkileyebilir.
Jeopolitik risklerin faturası istihdama çıkıyor
Üçüncü baskı ise jeopolitik gelişmelerden geliyor.
Orta Doğu’daki çatışmalar bunun en güncel örneği. Jeopolitik krizler enerji fiyatları, ulaştırma yolları ve tedarik zincirleri üzerinden şirketlerin maliyetlerini artırıyor.
Petrol ve doğal gaz fiyatlarının yükselmesi enflasyonu besliyor. Enflasyonun yüksek kalması merkez bankalarının faizleri daha uzun süre yüksek tutmasına neden oluyor. Böylece jeopolitik bir kriz önce petrol fiyatına, ardından enflasyona, oradan faizlere ve nihayetinde şirketlerin yatırım ve istihdam kararlarına ulaşıyor.
Yeni dünyanın kazananı kim olacak?
Aslında bu üç dönüşüm aynı noktada birleşiyor.
Şirketler yapay zekâ sayesinde daha az çalışanla daha fazla üretmeye çalışıyor. Ülkeler korumacı politikalarla üretimi kendi sınırlarına çekmek istiyor. Jeopolitik riskler ise şirketleri en ucuz üretim noktasından ziyade daha güvenli üretim noktalarına yöneltiyor.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde yalnızca sermayenin değil, işlerin de coğrafyası değişecek.
Benzer bir ayrışma çalışanlar arasında da ortaya çıkacak.
Yapay zekâyı tamamlayan becerilere sahip çalışanların verimliliği ve ücretleri artarken kolaylıkla otomasyona aktarılabilen görevleri yapan çalışanların pazarlık gücü azalacak.
Türkiye bu dönüşümün neresinde?
Türkiye açısından da tartışmayı yalnızca “yapay zekâ kaç kişinin işini elinden alacak?” sorusuna indirgememek gerekiyor.
Daha önemli soru şu: Yeni küresel iş bölümünde Türkiye hangi işleri yapacak?
Türkiye, Avrupa’ya yakınlığı ve güçlü sanayi altyapısıyla tedarik zincirlerinin yeniden yapılanmasından faydalanabilecek ülkeler arasında. Buna karşılık artan korumacılık, Avrupa sanayisinin zayıflaması ve küresel ticaretin yavaşlaması ihracata dayalı sektörler açısından önemli riskler yaratıyor. Buna bir de yapay zekânın özellikle giriş seviyesindeki beyaz yakalı işleri dönüştürmesi ekleniyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin istihdam politikası yalnızca daha fazla iş yaratmaya odaklanamaz.
Hangi sektörlerde iş yaratacağımız, hangi yatırımları ülkeye çekebileceğimiz ve gençleri yeni dünyanın gerektirdiği becerilerle nasıl donatacağımız çok daha önemli hale geliyor.
Çünkü yapay zekâ, korumacılık ve jeopolitik ayrışmanın şekillendirdiği yeni dünyada mesele yalnızca kaç kişinin çalıştığı değil. Asıl mesele, geleceğin işlerinin hangi ülkelerde ve kimler tarafından yapılacağı olacak.