Av. Prof. Dr. iur. MEHMET KÖKSAL
“Made in Europe” diye bağlayıcı, tek ve genel bir AB hukuk regülasyonu bugün itibarıyla yoktur. Sadece bir taslak vardır. Uygulamada karşılaşılan ifade çoğunlukla “Made in Europe” veya bazı bağlamlarda “Made in EU” şeklinde kullanılan bir sanayi politikası/ekonomik strateji söylemidir. Avrupa Merkez Bankası ve Komisyon belgelerinde bu ifade, Avrupa’da üretimi güçlendirme hedefi olarak kullanılmaktadır; ayrıca Komisyon 2025–2026 belgelerinde bazı stratejik sektörlerde kamu alımları ve destek rejimleri için “Made in Europe / Made in EU” kriterleri geliştirme yönünde adımlar açıklamıştır. Yani bu kavram, bugün için her ürüne otomatik uygulanan yatay bir “menşe etiketi rejimi” değil; daha çok gelişmekte olan bir politika ve bazı sektörlerde mevzuata dönüşmeye başlayan bir yönelimdir.
Bugün için “Made in Europe”yı tek başına düzenleyen bir temel regülasyon söylemek doğru olmamakla birlikte, konuya ilişkin başlıca hukuki kaynakları şöyle belirleyebiliriz:
- Genel menşe tespiti bakımından
- Regulation (EU) No 952/2013 – Union Customs Code (UCC), özellikle m. 60
- UCC’nin uygulanmasına ilişkin ikincil düzenlemeler ve Komisyon rehberleri
Bunlar bir ürünün hangi ülke menşeli sayılacağını belirler.
- Tercihli menşe / kümülasyon bakımından
- AB’nin serbest ticaret anlaşmaları ve özellikle PEM Convention(Pan-Euro-Mediterranean rules of origin)
Revize PEM kuralları 1 Ocak 2025 itibarıyla yürürlüğe girmiştir. Bu sistem, “AB menşei / tercihli menşe” analizinde, özellikle çapraz tedarik zincirlerinde önemlidir.
- Gelişmekte olan “Made in Europe / Made in EU” kamu alımı ve destek rejimi bakımından
- Komisyonun 2025 sonu ve 2026 başı belgeleri
- Özellikle Industrial Accelerator Act / Industrial Decarbonisationpaketine ilişkin teklif ve etki analizi belgeleri
Bu belgeler, özellikle batarya, güneş paneli, araç bileşenleri, düşük karbonlu sanayi ürünlerigibi stratejik alanlarda “Made in EU” kriterlerinin kamu alımlarına ve bazı destek mekanizmalarına entegre edilmesini öngörmektedir. Bu alan henüz tüm ekonomi için tamamlanmış nihai bir rejim değildir; fakat yön nettir.
Made in Europe Katılım Şartları
Bugünkü hukukta “Made in Europe / EU” benzeri bir iddianın pratikte sürdürülebilmesi için ana şart, ürünün menşe kurallarını karşılamasıdır. Genel çerçevede şu kriterler önemlidir:
- Tam elde edilmiş ürün
Tarım, madencilik, doğal kaynak, canlı hayvan vb. bazı ürünlerde menşe daha kolay belirlenir; tamamen o ülkede elde edilmiş olmalıdır.
- Son esaslı dönüşüm / substantial transformation
Birden fazla ülke katkısı varsa, basit montaj, ambalajlama veya çok yüzeysel işlemler genellikle yeterli olmaz; ürünün ekonomik açıdan anlamlı ve esaslı bir işçilik/işlemden geçmiş olması aranır. AB menşe analizinin çekirdeği budur.
- Belgelendirme ve izlenebilirlik
Menşe iddiası belgeyle desteklenmelidir: tedarikçi beyanları, üretim akış şemaları, girdi faturaları, tarife pozisyonu değişikliği analizi, maliyet dökümleri, gerekirse gümrük menşe ispat belgeleri. Bu, özellikle sınır ötesi tedarik zincirlerinde kritiktir.
- Sektörel ek koşullar
Yeni “Made in EU” yaklaşımının bazı sektörlerde yalnızca coğrafi menşe ile yetinmeyip dayanıklılık, sürdürülebilirlik, karbon ayak izi, tedarik güvenliği, kritik hammadde, kamu alımı uygunluğu gibi ek kriterler getirmesi beklenmektedir. Özellikle bataryalar ve temiz teknoloji ekipmanları için bu yön çok belirgindir.
Türkiye’nin “Made in Europe” sisteminin içine alınmasının anlamı
Burada en önemli hukuki uyarı şudur: Türkiye bugün otomatik olarak “Made in Europe” genel etiketi içinde kabul edilmiş değildir. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisi vardır; ayrıca PEM menşe kümülasyonu bakımından ayrı bir konumu vardır. Fakat bu, her yeni “Made in EU / Europe” kamu alımı veya destek rejiminin Türkiye’yi kendiliğinden kapsadığı anlamına gelmez. Kapsam, ancak ilgili düzenlemenin metni, AB-Türkiye anlaşmaları, eşdeğerlik tanınması veya özel protokollerle belirlenir.
Türkiye sisteme alınırsa, Türk şirketleri açısından önemli yükümlülükler doğacaktır. Bu yükümlülüklerin en önemlilerini aşağıdaki başlıklar altında toplayabiliriz:
1) Menşe ispatı ve üretim zinciri şeffaflığı artacaktır
Türk şirketleri yalnızca “Türkiye’de montaj yapıldı” demekle yetinemeyecek, ürünün gerçekten ilgili sistemde kabul edilen biçimde Avrupa/Türkiye menşeli sayılıp sayılmadığını göstermek zorunda kalacaktır. Bu da şu sonuçları doğurur:
- detaylı BOM / bill of materialstakibi,
- girdi ülkelerinin kayıt altına alınması,
- “yeterli işçilik / son esaslı dönüşüm” dosyalaması,
- tedarikçi beyanlarının standartlaştırılması,
- ERP ve gümrük veri altyapısının güçlendirilmesi.
Bu, özellikle tekstil, otomotiv yan sanayi, makine, elektrikli ekipman ve batarya zincirlerinde ağırlaşır.
2) Kamu alımlarına giriş için “AB’ye eşdeğer” uyum aranacaktır
Eğer “Made in Europe” kamu alımı kriteri Türkiye’ye de açılacaksa, Türk şirketlerinin sadece ürün değil, çoğu durumda ihale hukuku ve uygunluk altyapısı bakımından da AB beklentilerine yaklaşması gerekir. Burada Türkiye açısından kritik sorun, Komisyon ilerleme belgelerinde de vurgulandığı üzere, Türk kamu alımı mevzuatının AB müktesebatıyla tam uyumlu olmamasıdır. Türkiye’nin sisteme yaklaşması, şeffaflık, istisnaların daraltılması, rekabet ve denetim bakımından ilave reform baskısı yaratacaktır.
3) Sürdürülebilirlik, karbon ve dayanıklılık şartları sadece AB üreticilerine değil Türk üreticilere de yansıyacaktır
Yeni sanayi paketlerinde “Made in EU” yaklaşımı salt coğrafi üretim değil; aynı zamanda düşük karbon, dirençli tedarik zinciri, kritik hammaddelere erişim, sürdürülebilir üretim gibi ölçütlerle birlikte düşünülmektedir. Türkiye sisteme dahil edilirse, Türk şirketlerinden de:
- karbon ayak izi verileri,
- enerji kaynağı ve proses verileri,
- geri dönüştürülmüş içerik,
- kritik hammadde izlenebilirliği,
- ürün pasaportu / dijital veri yükümlülükleri
gibi ek uyum adımları beklenir. Özellikle batarya, solar, otomotiv ve metal sektörleri öne çıkar.
4) “Anti-circumvention” riski yükselir
Türkiye’nin sisteme girmesi fırsat kadar risk de yaratır. AB, üçüncü ülke mallarının yalnızca hafif işlem görüp “Avrupa üretimi” gibi sunulmasını istemez. Bu yüzden Türk şirketleri üzerinde:
- menşe denetimi,
- yanlış etiketleme yaptırımları,
- gümrük sonrası kontrol,
- tedarik zinciri denetimi
daha da sıkı hale gelecektir. Basit montaj, yeniden paketleme veya nominal işlem çoğu zaman yeterli görülmeyecektir.
5) PEM ve tercihli menşe yönetimi stratejik hale gelir
Revize PEM kuralları 1 Ocak 2025’te yürürlüğe girdiği için, Türkiye-AB-Akdeniz havzası tedarik zincirlerinde kümülasyon daha önemli hale gelmiştir. Türkiye sisteme daha derin entegre olursa, Türk şirketlerinin PEM menşe mühendisliği yapması gerekir: hangi girdinin hangi ülkeden geldiği, hangi işlemin yeterli işçilik sayıldığı, hangi ürünün tercihli menşe kazanabildiği ayrıntılı analiz ister.
Türk şirketleri için somut yükümlülükler
Pratikte şu başlıklar karşımıza çıkar:
Kurumsal düzeyde
- menşe ve tedarik zinciri uyum politikası,
- ürün bazında menşe matrisi,
- tedarikçi sözleşmelerine menşe/veri doğrulama klozları,
- iç denetim ve belge saklama sistemi.
Operasyonel düzeyde
- HS/GTİP bazında ürün sınıflandırması,
- üretim adımlarının “esaslı dönüşüm” analizi,
- üretim yerinin, girdinin ve prosesin dijital kaydı,
- ihale ve destek başvuruları için teknik dosya hazırlığı.
Regülasyon düzeyinde
- AB teknik mevzuatı,
- çevresel ve sosyal uygunluk,
- sektörüne göre batarya, eko-dizayn, ürün güvenliği, kamu alımı ve karbon temelli kriterlere uyum.
Sonuç
Hukuken en doğru özet şudur:
“Made in Europa” bugün için tek başına, genel ve yerleşik bir AB menşe etiketi değildir. Şu anda:
- genel düzeyde menşe konusu UCC ve menşe kurallarıile yürür,
- bazı sektörlerde özel etiketleme kuralları vardır,
- 2025–2026 itibarıyla ise AB, özellikle stratejik sanayi ve kamu alımları bakımından “Made in Europe / Made in EU” kriterlerinimevzuata dönüştürme yönünde ilerlemektedir.
Türkiye bu sistemin içine açıkça alınacak olursa, bu Türk şirketlerine sadece bir pazarlama avantajı değil; aynı zamanda menşe ispatı, tedarik zinciri şeffaflığı, kamu alımı uyumu, sürdürülebilirlik verisi, anti-circumvention denetimi ve AB müktesebatına daha sıkı hizalanma yükümlülükleri getirecektir. Özellikle ihracatçı sanayi şirketleri için bu, “etiket”ten çok uyum mimarisi anlamına gelir.