2026 FIFA Dünya Kupası, 11 Haziran 2026’da Meksika ile Güney Afrika arasında oynanacak açılış maçıyla başlıyor. Uruguay’a gemiyle seyahat haftalar sürdüğü için Avrupa’dan sadece 4 ülkenin katılabildiği, 13 takımla oynanan ilk turnuvadan bu yana çok şey değişti. 48 takımlı yeni formatta Türkiye’nin de sahneye çıkması, grup maçlarının oynanacağı 11-19 Haziran dönemini adeta bir futbol festivaline dönüştürecektir.
Bahis şirketleri ve tahmin modelleri Türkiye’yi Dünya Kupası’nın favorileri arasında görmüyor. Güncel bahis oranlarının çoğunda Türkiye’nin şampiyonluk ihtimali %1- 1,5 civarında. Ancak 48 takımlı yeni formatta ay-yıldızlı ekip, kupayı kazanması beklenen ülkelerden çok, turnuvanın hikâyesini değiştirebilecek sürpriz takımlar arasında değerlendiriliyor. Aslında 48 takımlı formatın getirdiği en önemli değişiklik de bu. Tarihte hiç olmadığı kadar fazla sayıda orta seviye takım, iyi bir kura ve birkaç başarılı maçla çeyrek finale kadar ilerleme şansı bulacak. Türkiye’nin gerçekçi hedefi şampiyonluktan çok, 2002’deki gibi turnuvanın sürpriz hikâyelerinden biri olabilmek gibi görünüyor.
Futbolla ilgilenen herkesin unutamadığı bir Dünya Kupası vardır. Benim jenerasyonum, Pele, Beckenbauer ve Cryuff ’a yetişemediği için Maradona’lı turnuvaları, özellikle 1986 Dünya Kupasını unutamazlar. 40 sene evvel, İngiltere’ye attığı iki golü nerede seyrettiğim, neler hissettiğim, nasıl sevindiğim hala gözlerimin önünde.
Sporun küresel ekonomisi
Çocuk aklımla seyrettiğim ilk Dünya Kupası maçı 1978 Arjantin – Hollanda finaliydi. Takımlar sahaya çıktığı zaman bütün stadın, tribünlerden atılan beyaz konfetilerle kaplandığını, Kempes’in gol kralı olduğunu hayal meyal de olsa hatırlıyorum. Arjantin’deki aşırı sağcı cunta yönetiminin Dünya Kupasını bir siyasi propaganda aracı olarak kullanıp kamuoyunda aklanmaya çalışmasını, cuntanın işkence merkezinin hemen stadın yanında olduğunu, Hollanda Milli Takımının cuntayı protesto etmek için ödül seremonisine çıkmadığını çok sonradan öğrendim.
Dünya Kupası asla sadece bir dünya kupası değildir; futbolun en büyük organizasyonunun hikâyesi sadece sahada yazılmıyor. Politik gerilimler, siyasetin ayak oyunları, sponsor rekabetleri, bahis firmaları, milyarlarca dolarlık yayın hakları, sporun küresel ekonomisi bu turnuvanın ayrılmaz bir parçası olarak saha dışında yerlerini alıyorlar. Arjantin 1978 finalinin arkasındaki cunta etkisi de sporun siyasi propaganda amacıyla kullanımının en bilinen örneklerinden biri sayılabilir.
Hollanda'da forma krizi
Futbolun amatör bir oyundan küresel bir endüstriye dönüşümünü anlatan en sembolik hikayelerin arasında, Hollanda Futbol Federasyonunun 1974 dünya Kupası evveli yaşadığı forma krizi yer alır. Federasyonun anlaşmasına göre, dönemin Hollanda Milli Takımı oyuncuları resmi forma sponsoru Adidas’ın meşhur üç çizgili formasını giymek zorundaydı. Ancak Cruyff , kişisel sponsoru Puma’yla olan sözleşmesi gereği rakip markanın logosunu öne çıkaramıyordu. Cryuff ’un itirazı sonrası Hollanda Federasyonu geri adım attı ve ona özel olarak üretilen formadan bir çizgi çıkarıldı: Bütün takım üç çizgili Adidas formasıyla oynarken, Cruyff iki çizgili formayla mücadele etti. Türkiye’de pek örneğini göremesek de “Forma federasyonun olabilir ama onu taşıyan beden benim” diyebilen bir dünya yıldızının pazarlık gücü federasyonların üstüne olabiliyor…
Dünya Kupası’nın büyüsü
Yakın dönemde ise tartışmaların odağında Katar vardı. 2022 Dünya Kupası, modern futbol tarihinin belki de en sıra dışı organizasyonu oldu. İlk kez kış aylarında oynanan turnuvanın öncesinde, insan hakları, çalışma şartları ve ifade özgürlüğü konuları futbol kadar konuşuldu. Birçok kişi için Dünya Kupası sadece bir spor organizasyonu değil, küresel değerlerin tartışıldığı bir platforma dönüştü. FİFA’nın çok eleştirilen bu seçimi, Dünya Kupası’nın yalnızca sportif bir organizasyon değil, milyarlarca dolarlık bir pazarın ürünü olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.
İlginç olan şu ki, tüm tartışmalara rağmen Dünya Kupası’nın büyüsü kaybolmuyor. İnsanlar aynı anda hem Maradona’nın elle attığı golü eleştirip, hem de oynanan oyuna hayran olabiliyorlar. Bir yanda politik tartışmalar sürerken, diğer yanda çocuklar yeni kahramanlar buluyorlar. Bir gol milyonlarca insanı aynı anda sevince boğabiliyor. Belki de Dünya Kupası’nın dünyanın en büyük spor etkinliği olarak kabul edilmesinin sebebi; yalnızca futbolun değil, siyasetin, ekonominin, kültürün, medyanın ve insan hikâyelerinin kesiştiği dev bir sahne olmasıdır.