ÖNDER YILMAZ - FOYDER / TMA TÜRKİYE YÖNETİM KURULU BAŞKANI
Daha önce kaleme aldığımız yazımızda, Avrupa Birliği’nin 2019/1023 sayılı Direktifi çerçevesinde yeniden yapılandırma alanında benimsenen yeni yaklaşımı ele almıştık. Bu yaklaşım, işletmelerin iflas noktasına gelmeden önce erken aşamada müdahale edilmesini ve yalnızca finansal değil, operasyonel olarak da yeniden yapılandırılmasını öngörüyor.
Türkiye ekonomisi, son yıllarda artan borçluluk, daralan nakit akışları ve finansmana erişimde yaşanan zorluklar nedeniyle ciddi bir yeniden yapılandırma ihtiyacıyla karşı karşıya. Bu ihtiyaca cevap vermesi beklenen iki temel mekanizmamız bulunuyor: katılımcı bankalar eliyle yürütülen Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY) süreçleri ve mahkeme merkezli konkordato sistemi. Ne var ki her iki araç da, teoride sundukları imkânlara rağmen, pratikte işletmeleri “iyileştiren” değil; çoğu zaman “oyalayan” ve hatta konkordato sürecine giren birçok şirkette görüldüğü üzere “şirketleri yok eden, iflasa sürükleyen” bir yapıya dönüşmüş durumda.
FYY mekanizması esasen şirketlerin bankalarla masaya oturarak yalnızca finansal borçlarını yeniden takvimlendirmesine odaklanıyor. Uygulamada bu süreç çoğu zaman vade uzatımıyla sınırlı kalıyor; şirketin iş modeli, operasyonel verimliliği veya yönetim kapasitesine dokunan gerçek bir dönüşüm gündeme gelmiyor. Sonuçta yapısal olarak sorunlu şirketler, birkaç yıl sonra aynı sorunlarla yeniden FYY masasına dönüyor.
FYY süreçlerinin etkinliğine ilişkin sahadan önemli tespitler içeren FOYDER raporu da bu sınırlılıkları teyit etmektedir.
Konkordato ise teoride borçluyu koruyan ve alacaklılarla dengeli bir uzlaşma zemini yaratmayı amaçlayan bir hukuki araç. Ancak Türkiye’de konkordato, çoğu zaman şirketi ayağa kaldıran bir rehabilitasyon sürecinden ziyade, zaman kazanmaya yönelik bir bekleme mekanizması gibi işliyor. Denetim kapasitesinin sınırlı olması, komiserlik sistemindeki standart eksikliği, yeniden yapılandırma uzmanlığının süreçlere yeterince yansımaması ve mahkemelerin ağır iş yükü, konkordatonun etkinliğini ciddi biçimde zayıflatıyor. Bu süreçte hem borçlu hem alacaklı belirsizlik içinde kalırken, ekonomik değer hızla eriyor.
Her iki mekanizmanın ortak sorunu, müdahalenin çoğu zaman çok geç yapılması. Şirketler genellikle ödeme kabiliyeti ciddi biçimde bozulduktan sonra FYY ya da konkordatoya başvuruyor. Oysa dünya genelindeki eğilim, işletmeler henüz iflas noktasına gelmeden ve hatta ilk risk sinyalleri ortaya çıktığında devreye giren önleyici yeniden yapılandırma modellerine yönelmiş durumda. Bu yeni yaklaşım; erken uyarı sistemlerini, mahkeme dışı yapılandırma imkânlarını ve finansal olduğu kadar operasyonel dönüşümü de kapsayan bütüncül bir çerçeveyi esas alıyor.
Türkiye’de ise yeniden yapılandırma hâlâ ağırlıklı olarak bir “borç sorunu” olarak ele alınıyor. Oysa pek çok vakada sorun, borcun kendisinden ziyade borcu üreten iş modelinde yatıyor. Satış kanalları çökmüş, maliyet yapısı bozulmuş, yönetim kapasitesi zayıflamış bir şirketin yalnızca kredi takvimini değiştirerek ayakta kalması mümkün değil. Bu şirketlerin, finansal olduğu kadar operasyonel ve yönetsel boyutları da içeren profesyonel bir yeniden yapılanma sürecine ihtiyaçları var.
Bugün gelinen noktada FYY, büyük ölçüde bankaların bilanço yönetimi perspektifine sıkışmış durumda; konkordato ise yargı sisteminin sınırları içinde ağır ilerleyen maliyetli bir “bekleme odası” işlevi görüyor. Her iki yapı da şirketi yeniden rekabetçi kılacak bir dönüşüm yaratmakta yetersiz kalıyor.
Bu tablo, yeni bir yol ihtiyacını ortaya koymaktadır.
Türkiye’nin ihtiyacı, FYY ile konkordato arasındaki boşluğu dolduran, bu iki alanı birbirine bağlayan hibrit bir “önleyici ve iyileştirici yeniden yapılandırma” rejimidir. Hibrit modelinin temel noktaları aşağıdaki şekilde sıranabilir:
- Erken uyarı sistemi (finansal rasyolar, nakit akışı bozulması vb.)
- Mahkeme dışı ama hukuki korumalı süreç
- Finansal ve Operasyonel yapılandırma planı
- Yapılandırma uzmanı: Finansal ve Operasyonel Yapılandırma Profesyoneli
- Tüm borçlar: finansal, piyasa, vergi, SGK
Yeniden yapılandırma yalnızca borcun yeniden takvimlendirilmesinden ibaret olmaktan çıkmalı; iş modeli, operasyonel yapı ve yönetişim mimarisini de kapsayan, finansal ve operasyonel yapılandırma profesyonellerini içine alan gerçek bir iyileşme sürecine dönüşmelidir.
Türkiye’nin ihtiyacı, erken müdahaleye dayalı, esnek ve bütüncül bir “önleyici yeniden yapılandırma” çerçevesidir. Böyle bir sistem; şirketleri iflasa sürüklenmeden yakalayabilen, borçlu ile alacaklıyı daha dengeli bir zeminde buluşturan, mahkeme dışı çözümleri teşvik eden ve en önemlisi şirketin gerçek sorunlarına dokunan bir mimari sunmalıdır.
Aksi halde, bugün FYY masasında ya da konkordato için mahkeme koridorlarında bekleyen şirketlerin önemli bir kısmı, yarının tasfiye dosyaları olmaya devam edecektir. Ekonominin gerçek ihtiyacı ise “zaman kazanmak” değil, “değer kurtarmak”tır.
Türkiye’nin ihtiyacı; AB Direktifi ile uyumlu, ancak yerel finansal, hukuki ve kurumsal gerçekliğe göre tasarlanmış yeni bir yapılandırma rejimidir.
Not:
- Daha önce yazdığımız yazımız için: https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/isletmeler-icin-onleyici-yeniden-yapilandirma-ve-yeni-trendler/646595
- FYY Raporu İçin: https://tma-turkey.org/finansal-yeniden-yapilandirma-sureclerine-ilsikin-onerilerimiz