Trump etkisiyle emdiği süt burnundan gelse de bir Kanada’yı bir de Türkiye’yi düşünün. Komşular: ABD ve penguenler. Tarihsel rakip: yerli halklar. En ciddi askeri yükümlülük ise zamanın emperyal abisi kimse ona destek vermek. Doğal kaynak zenginisiniz. Geniş bir coğrafyada yaşıyorsunuz. Peki bu kadar “rahat” bir hayat varken Kanadalılar neden hâlâ ABD’ye göç etmeyi hayal ediyor? Bilimsel açıklamaya girmeden, sadece bizim coğrafyadan bakarak söyleyelim: rahat batıyor. Biz de bu koşullarda biraz mızmızlanabilmeyi doğrusu isterdik.
Coğrafya elbette kader
Bizim vaziyet ise Kanada gibi ülkelerle tam bir tezat teşkil ediyor. Bizdeki yakın ya da uzak komşular penguen değil. Birçoğu milli benliğini “Türk’e karşı” verilen mücadelelerle inşa etmiş uluslar. Çoğu Balkanlar’da ve Orta Doğu’da. Yani neredeyse 150 yıldır kaynayan kazanda. Cumhuriyet ile birlikte Türkiye’deki yangın büyük ölçüde sönse de; Balkanlar’dan Ortadoğu’ya uzanan eski Osmanlı coğrafyasındaki yangın neredeyse hiç sönmedi. Batı’nın “yarım kalmış” işlerinin faturasını hâlâ ödüyoruz.
Jeostratejik risklerin faturası
Türkiye’ye yönelik risk algısının yüksek olması ekonomide belirsizliğin artmasına neden oluyor. Son yıllarda ortaya çıkan muazzam olaylar dizisini düşününce, Türkiye’nin son çeyrek yüzyıldaki ekonomik performansını başarı olarak görmek de mümkün. Tabi yüksek maliyetlerle ve bölüşüm sorunlarıyla birlikte.
Yüksek bölgesel risk algısı yabancı yatırımların daha temkinli olmasına, kamu finansmanı maliyetlerinin yükselmesine ve ekonomik kararların daha kısa vadeli olarak alınmasına neden oluyor. Bir yandan da güvenlik harcamaları kaçınılmaz biçimde artıyor. Kısacası, ülkemiz ekonomisi çoğu zaman sakin sularda yol alamıyor.
İsrail savaşıyor bizim risklerimiz artıyor
ABD-İsrail güçlerinin İran’a saldırdığı 28 Şubat 20262 tarihinden bu yana Türkiye’nin riskleri daha da arttı. 1.1.2026 tarihinde 204’e kadar inen ülke (5 yıllık CDS) risk primi, 5.3.2026’da 239’a kadar yükseldi. Yani % 17 arttı. Savaştaki İsrail’in risk primi ise 5.3.2026’da 85 olarak gerçekleşti. Bu değer yılbaşından bu yana %25’lik artış anlamına geliyor. İlginç değil mi? Savaşan İsrail, ama Türkiye’nin değerli yalnızlığının risk primi olarak faturası İsrail’in neredeyse 3 katı. Risk primindeki artışta ise İsrail bizden sadece üç beş adım önde.
Savaş, göç ve sermaye hareketine neden olur mu?
Savaşlar yalnızca finansal kanallardan değil, aynı zamanda göç ve sermaye hareketleri üzerinden de etkili oluyor. Çatışmanın uzaması durumunda Türkiye hem nüfus hem de sermaye açısından yeni bir akışla karşılaşabilir. Gelişmeleri izlemek gerekiyor. Zira dövizden, altına, konut piyasasından borsalara kadar tüm yatırım piyasaları bu gelişmelerden etkilenecek.
İstanbul, Dubai’nin yerini alabilir mi?
Uzun süredir küresel servetin önemli bir bölümü Dubai’deki gayrimenkul-finans sistemine yöneliyor. Yaşam tarzı, vergi avantajları, finansal yapı ve esnek düzenlemeler etkili bu akışta. İstanbul bu rolü devralır mı? Türkiye ekonomik olarak yabancı sermayeye açık olsa da; Dubai tarzı küresel bir “sermaye park alanı” modeli üzerine kurulu değil. Vergi yapısı, finansal mimari ve siyasi tercihlerin toplamı Türkiye’yi farklı bir konuma yerleştiriyor. Yine de şimdiden belli olmaz diyelim. Küresel siyasetin doğasının oynak olduğunu da unutmamak gerekiyor.
[1] Kılıç, I., & Ballı, F. (2026). The Language of Uncertainty: Reading Türkiye's Economic Pulse Through Geopolitical Fog. The World Economy, 49(1), 30-51.
2 https://www.bbc.com/news/articles/c4g0pnnj8xyo