Son 10 gündür Anadolu’yu dolaşıyorum. Sivil Toplum Kuruluşlarında üstlendiğim görevler sayesinde kadını, erkeği, kamu görevlisi, belediye başkanı ve çalışanı, genç iş insanı, emekliliği gelmiş iş insanı, odalar, iş insanı dernekleri gibi birçok kişiyle temasım oldu. Türkiye’nin pırıl pırıl insanları, ellerinden geldikçe üretmeye, katma değer yaratmaya, ülkenin iyiliğine çalışıyorlar.
Tabii çoğunlukla, Türkiye üretiminin bel kemiğini oluşturan aile işletmeleri ve KOBİ’lerle bir araya geliyoruz. Yani göz bebeğimiz gibi bakıp büyüteceğimiz, daha sonra dünya sahnesinde destekleyeceğimiz şirketler. Şoklama ile kurutulmuş meyve üreteninden, elektrik iletim hatlarına yüksek mühendislik gerektiren parçalar üretenine, birçok şirket.
Son dönemdeki yüksek TL faizlerden, yüksek iş gücü maliyetlerinden herkes şikayetçi ama yine de güvenle ileride daha iyi günlerin geleceğine inançla istihdama devam ediyorlar.
Görüşmelerim sırasında “İhracat başkasının parasıyla ülkenin büyümesidir, biz yabancının parasını kazanırsak, ülkenin malını satın almasından kar edersek, ancak ülke ekonomisi büyür, halk zenginleşir yeni iş imkanları ortaya çıkar, iç tüketimle büyümek ise birbirimizle ticaretle büyümedir, ihracat olmadığı takdirde, dışarıdan para gelecekse ancak kredi ile gelir” şeklinde çok güzel bir yorum duydum. Doğrusu meraklandım, dış ticaret ve iç ticaret rakamları üzerinde biraz detaylı bir okuma yaptım ve bunu sizlerle paylaşmak istedim.
Sonda söyleyeceğimi başta ifade edeyim: Ülkenin temel ekonomi politikasını “bölgenin en büyük ihracatçısı ben olacağım ve ithalatımdan daha fazla ihracat yapacağıma” çevirmesi şart. Ancak bu olursa zenginleşiriz.
Dünya Bankası verilerine göre Türkiye dünyadaki en büyük 20 ekonomi içinde yer alsa da maalesef en fazla ihracat yapan 20 ekonomi arasında değil. 2024 rakamlarına göre 30’uncu sırada yer alıyoruz.
262 milyar dolar ihracat karşılığında, 361 milyar dolar ithalat yapmışız; enerji ithalatı da bunun içinde.
İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 73, toplam ihracatın toplam gayrisafi milli hasılamıza oranı ise yüzde 31 düzeyinde.
Dış ticaret açığı veriyoruz ve bunu borçla, harçla kapatıyoruz.
Yine 2024 verilerine göre, dünyanın en büyük ihracatçısı ise, 3,6 trilyon dolar ile Çin. İthalatından yüzde 138 fazla, yani 1,4 katı düzeyinde ihracatı var. Yani ülkesini, yabancıdan elde ettiği karla büyütüyor. Zaten son dönemde neden hep Çin konuşuluyor, Çin geldi geliyor deniyor, tümü bu yüzden. Çin kişi başına milli hasıla en hızlı artan ülke. Halkı zenginleşiyor, harcıyor, iç ekonomisi de büyüyor, kendine güveni gelişiyor.
Dünyadaki ikinci en büyük ihracatçı ise ABD. İkinci ama ABD’nin ihracatı, Çin’in ihracatının ancak yüzde 57’sini gerçekleştiriyor; Yani arada çok fark var. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise, bizimkinden bile düşük: Yüzde 62. ABD kaya gazı ile net enerji ihracatçısı durumuna geçti. Geçmese demek ki bu oran çok daha düşük olacaktı.
Zaten gümrük duvarlarında artış istemesi, bölgesel gerilimler ve çatışmalar, bu iki ülke arasındaki bariz dengesizlikten kaynaklanıyor.
Dünyanın geri kalan ilk en büyük 20 ihracatçısına baktığımızda, listede hep bildiğimiz büyük ülkeler yer alıyor.
Bunlardan Almanya, Hollanda, Güney Kore, İtalya, Birleşik Arap Emirlikleri, Belçika, Tayvan, İsviçre ve Rusya’nın ihracatları, ithalatlarının yüzde 100’ünden fazla. Yani bu ülkeler de ülkelerini yurtdışından kazandıkları karla büyütüyorlar.
Japonya, Hong Kong, Meksika, Kanada, İspanya ise yurtdışının parasını alıyor ama ithalatları daha fazla, yurtdışına kazandıklarından daha fazla ödeme yapıyorlar. Ama yine de kötü değil; bu ülkelerde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 90 ve üstünde gerçekleşiyor.
İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 90 ve altı düzeyde ise, İngiltere ve Fransa ve bir de ABD gibi oranı yüzde 63’lerde olan Hindistan yer alıyor.
İlk 20’nin en düşük ihracat yapan ülkesi 420 milyar dolarla Rusya, yine de ihracatı Türkiye’nin ihracatının 1,7 katından daha fazla.
Bu istatistikler Türkiye’nin ithalata dayalı bir sanayisi ve yurt içinde birbirimize satarak oluşturduğumuz bir ekonomimiz olduğunu gösteriyor, çünkü ihracat listesinde 30’uncuyuz, dünyanın en büyük ekonomileri listesinde ise ilk 20’deyiz.
İlk hedef en fazla ihracat yapan ülkeler listesinde 10 sıra yukarı çıkıp en azında dünyanın en büyük 20 ihracatçısı arasına girmek olmalı. Belki bundan da daha önemli hedef ithalatın hepsini ihracatla karşılar durumda olmak. Bu hedef hem ihracatı arttıracak sektörlerde devletin 5 senelik kalkınma planlarıyla girişimcileri yönlendirmesiyle hem de ithal edilen her ürünü Türkiye’de üretmeye çalışmakla olur.
Bu hem bizi zenginleştirecek hem de TL’yi güvenilir, yatırım yapılabilir bir dünya para birimi haline getirecektir. Hedef var, hırslı ve çalışkan iş insanları da var, devletin oyunu doğru ve uzun dönemli kurgulamasına ihtiyaç var.
Kalın sağlıcakla…