Bu aralar herkesten, “bu zorlu coğrafyada ticaret yapmak şöyle zor”, “yaşamak böyle sıkıntılı” gibi birçok serzeniş duyuyorum.
Gerçekten de doğduğunuz mahalle, aileniz, arkadaşlarınız, komşularınız gibi, içerisinde yaşadığınız coğrafya da sizin yaşamınızın yönünü belirlemede etken. Fakat, tercihleri kendinizin yaptığını hatırladığınız müddetçe, kaderi fırsata çevirmek de sizin elinizde.
Bu sebeple coğrafya mutlak kader değil. Hatta bizim coğrafyamız, bilakis iyi kader!
Biz ülkemizi 10.000 senelik medeniyetler üstüne kurmuşuz. Aynı zamanda, on binlerce yıldır her milletin ele geçirip bölgeyi domine etmek için üs olarak kullandığı bir merkezde yaşıyoruz.
Sağdan alternatif deniyorlar, soldan alternatif deniyorlar, enerji yolları bizim ülkemizden geçmek zorunda kalıyor, en kısa uçuş rotası bizim ülkemiz üzerinden, altın kadar değerli İstanbul Boğazı’nı, Çanakkale Boğazı’nı ve Ege Denizi’ni kontrol ediyoruz. Akdeniz’in ortasında bir ticaret merkezi ve savaş gemisi gibi duran Kıbrıs’ta, kardeş devletimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti var. Doğu Akdeniz’de deniz taşımacılığında söz sahibiyiz. Üstüne üstlük 85 milyonluk nüfusumuz, dünyanın en güçlü ordularından biri olarak gösterilen ordumuz ve savunma sanayimizle, şu anda coğrafyamızdaki en güvenli bölgedeyiz. Sataşan olursa başına bela olacağımız kesin olduğu için, şu anda bizi gözüne kestirip atak eden yok.
Şu anda komşularımız arasında savaşta olmayan bir Balkanlardaki Bulgaristan ve Yunanistan var. Diğer komşularımızın hepsi ya aktif savaşıyor ya da savaştan yeni çıktı.
Ticaret merkezi olarak yeni gelişmekte en büyük olan rakiplerimiz, Abu Dabi, Dubai, Doha ve Riyad ise, halihazırdaki Amerika-İsrail-İran çatışmasından etkileniyorlar.
Savaşlar bitecek. Tüm bu komşu ülkeler yeniden inşa edilecek, tüm bu komşu ülkelerde yeni evler kurulacak, yeni evler döşenecek, yıkılan üretim tesisleri tekrar inşa edilecek ve kendi üretim tesisleri tekrar tam kapasite üretime geçene kadar bizler ürün göndereceğiz.
Körfez ülkelerinin, bilhassa Dubai’nin bölgesel ticaret merkezi ve finansör olma durumları devam edecektir fakat hızları biraz yavaşlayacaktır; İstanbul ve Türkiye, bu merkezlere güvenli bir alternatif – sigorta merkez olarak yine öne çıkacaktır.
Esasen zaten bu böyleydi. 2000’lerin başına kadar İstanbul tüm uluslararası şirketlerin bölge merkeziydi; Dubai, Doha ve Riyad bu merkezlere bağlıydı. Sonra bu değişti ve ana merkez Dubai ve Abu Dabi oldu. Şimdi iki merkezli duruma geçme ihtimali çok yüksek.
Coğrafya bir kaderse, ülkemiz bölgede işleyen tek demokrasi olarak ve tüm Anadolu’ya yayılmış olan üretim gücüyle kendi kaderini kendi çizebilir; yeniden kurulan dünya düzeninde akıllı hamlelerle durumunu çok kuvvetlendirebilir.
Uluslararası şirketler için ikinci bir bölgesel merkez, Avrupa için üretim merkezi ve tedarik güvenliği, Çin için Avrupa ve Amerika pazarlarına girmek için sıçrama tahtası, Körfez ülkeleri ve vatandaşları için riski dağıtabilecekleri yatırım ülkesi ve ikinci ev satın alabilecekleri güvenli bir ülke, Afrika için de gözü pek girişimci ve iş insanları ile ülkelerinin büyümesini destekleyecek bir ülke.
Son gelişmeleri de dikkate alarak kamu, TÜSİAD, MÜSİAD, TÜRKONFED, DEİK dahil tüm çatı örgütleri ve odaları ile iş dünyası, üniversiteler ve akademik kurumlar, TÜBİTAK başta olmak üzere tüm bilimsel araştırma ve düşünce kuruluşları, önümüzdeki 20 seneyi birlikte dizayn etmeli.
5 senelik kalkınma planlarıyla, ülkeyi on binlerce yıldır olduğu gibi dünya ticaret merkezinin ortasına kuvvetle oturtacak politikaları oluşturmalı.
Coğrafya kaderse, kaderimizi biz çizelim!
Kalın sağlıcakla.