İthalatta gözetim uygulamasına ilişkin kritik düzenlemelerde yaşanan belirsizlik ve geç yapılan açıklamalar, mükellefleri ile mali müşavirleri son güne kadar tereddüt içinde bıraktı. Vergi düzenlemelerinde zamanında açıklama yapılması ve uygulama esaslarının net biçimde belirlenmesi hem mükellef hakları hem de etkin vergi sistemi açısından temel bir gereklilik.
Bir meslektaşım, sosyal medya paylaşımında yaşanan süreci güzel bir atasözüyle özetledi: “Göle su gelene kadar kurbağanın gözü patlar.” Gerçekten de meslek mensupları aylardır ithalatta gözetim uygulamasındaki 2 milyon 600 bin liralık sınırdan ne anlaşılması gerektiğini tartıştı. Beklenen açıklama geldi ama uygulamanın son tarihine yalnızca iki gün kala…
Vergi uygulamalarında mükelleften mevzuatı takip etmesi, vergisini doğru hesaplaması ve yükümlülüklerini zamanında yerine getirmesi bekleniyor. Mükellefin beklentisi ise ne yapacağının açık, anlaşılır ve zamanında duyurulması.
İndirilemeyen ithalat KDV’sine ilişkin son süreçte ne yazık ki bu beklenti karşılanamadı.
Konu nereden çıktı?
24 Kasım 2023 tarihinde yayımlanan 7846 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile ithalatta gözetim, korunma önlemleri ve haksız rekabetin önlenmesi kapsamında ödenen KDV’nin bir bölümünün indirim konusu yapılması engellendi. Basitçe anlatmak gerekirse, bazı malların ithalatında gerçek alış bedeli yerine daha yüksek bir değer üzerinden vergi hesaplanabiliyor. İthalatçı da bu yüksek değer üzerinden KDV ödüyor. Kararla birlikte, gerçek bedelin üzerinde kalan kısım nedeniyle ödenen KDV’nin indirilmesine izin verilmedi.
Dolayısıyla ithalatçıların, gümrükte ödedikleri toplam KDV ile indirim konusu yapabilecekleri KDV’yi birbirinden ayırmaları gerekiyor.
Oysa gümrük beyannamesine ayrı bir alan konularak indirilemeyecek KDV matrahı ve tutarı daha ithalat sırasında gösterilebilirdi. Böylece hangi KDV’nin indirilemeyeceği doğrudan görülebilirdi. Bu yapılmadı; hesaplama ve ayrıştırma işi mükellefler ile meslek mensuplarına bırakıldı.
2026 yılında yeni yükümlülük getirildi
31 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan 57 No.lu KDV Tebliği ile yeni bir kontrol sistemi kuruldu.
Ocak-Haziran 2026 döneminde kapsama giren ithalatların tutarı;
- 2 milyon 600 bin lirayı aşmıyorsa vergi dairesine bildirim yapılması,
- Bu tutarı aşıyorsa özel amaçlı YMM raporu hazırlanması
gerekiyordu.
Firmanın süresinde düzenlenmiş tam tasdik sözleşmesi varsa ve gerekli inceleme tam tasdik raporunda yapılacaksa ayrıca özel amaçlı YMM raporu istenmeyecekti.
Bildirim ve rapor için son tarih 31 Temmuz 2026 olarak belirlendi. Ancak Haziran KDV beyannamesinin verilme süresi 28 Temmuz’da sona eriyordu. Böylece YMM’ye altı aylık dönemi inceleyip rapora bağlaması için yalnızca üç gün bırakılmış oldu.
Yüzlerce gümrük beyannamesi bulunan bir firmada kapsama giren işlemlerin belirlenmesi, indirilebilecek ve indirilemeyecek KDV’nin hesaplanması, muhasebe kayıtları ve beyannamelerle karşılaştırılması gerekiyor. Böyle bir çalışmanın üç günde sağlıklı biçimde tamamlanmasını beklemek gerçekçi değildi.
Üstelik Tebliğ, uygulamanın iki temel sorusuna da açık cevap vermiyordu.
2 milyon 600 bin lira neyin toplamıydı?
Tebliğde “ithalat bedeli” ifadesi kullanılmış ancak bu bedelin nasıl hesaplanacağı açıklanmamıştı. Mükellefin altı aylık dönemde yaptığı bütün ithalatlar mı dikkate alınacaktı? Sadece gözetim ve benzeri uygulamalara tabi ithalatların gerçek bedeli mi esas alınacaktı? Yoksa bu işlemler sonucunda ortaya çıkan KDV matrahlarının toplamına mı bakılacaktı?
Bu sorunun cevabı, mükellefin bildirim mi yoksa YMM raporu mu hazırlayacağını belirliyordu.
Toplam ithalatı 100 milyon lira olan bir firmanın gözetim kapsamındaki işlemleri 1 milyon lirada kalabilir. Buna karşılık gerçek alış bedeli düşük olan başka bir firmanın KDV matrahı, gözetim uygulaması nedeniyle 2 milyon 600 bin lirayı aşabilir.
Böylesine önemli bir kavramın açıkça tanımlanmaması, üç farklı yorumun ortaya çıkmasına neden oldu.
Tam tasdikli firmalar bildirim verecek miydi?
Bir diğer tartışma tam tasdik sözleşmesi bulunan firmalarla ilgiliydi.
Tebliğde, 2 milyon 600 bin lirayı aşan işlemlerde tam tasdikli mükelleflerin ayrıca özel amaçlı YMM raporu vermeyeceği belirtilmişti. Ancak tutarın bu sınırın altında kalması halinde ayrıca bildirim verilip verilmeyeceği aynı açıklıkta yazılmamıştı.
Bu nedenle, “Konu zaten tam tasdik raporunda incelenecekse ayrıca bildirim vermeye gerek olmamalı” görüşü yaygınlaştı. Aynı işlemin hem bildirimle hem de tam tasdik raporuyla kontrol edilmesi gerçekten de gereksiz bir tekrar anlamına geliyordu.
Sirküler çıktı, temel soru yine cevapsız kaldı
27 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan 71 No.lu KDV Sirküleri ile özel amaçlı YMM raporlarının verilme süresi 31 Ağustos 2026’ya uzatıldı.
Uzatma gerekliydi ancak rapor süresinin bitimine yalnızca dört gün kala yapıldı. Haziran KDV beyannamesinin son günü ile raporun ilk son tarihi arasında üç gün bulunduğu ise aylar öncesinden belliydi.
Daha önemlisi, Sirkülerde 2 milyon 600 bin liralık sınırın neyi ifade ettiği yine açıklanmadı. Önemli bir fırsat kaçırılarak sadece rapor süresi uzatıldı.
Uzatma yalnızca bu sınırı aşan ve tam tasdik sözleşmesi bulunmayan mükelleflerin YMM raporları için geçerliydi. Sınırın altındaki işlemlere ilişkin bildirim süresi ise uzatılmamıştı.
Sirküleri gören birçok kişi aynı konuya ilişkin bütün sürelerin uzatıldığını düşündü. Bunun üzerine 29 Temmuz’da yeni bir duyuru yayımlandı.
Duyuruda;
- 2 milyon 600 bin liralık sınır hesaplanırken ilgili uygulamalar sonucunda beyana esas alınan KDV matrahlarının dikkate alınacağı,
- Tutar sınırı aşmıyorsa bildirim verilmesi gerektiği,
- Tam tasdikli ve özel hesap dönemine tabi mükelleflerin de bildirim kapsamında olduğu,
- Bildirim süresinin uzatılmadığı ve son tarihin 31 Temmuz olduğu
açıklandı.
Böylece 31 Ocak’ta yayımlanan Tebliğ’de açıklanmayan, 27 Temmuz’daki Sirkülerde de cevapsız bırakılan iki temel konu, son tarihten yalnızca iki gün önce internet sitesinde yayımlanan bir duyuruyla netleştirildi.
Mükellefin açıklık ve öngörülebilirlik hakkı
Vergi güvenliğini sağlamaya yönelik düzenlemeler elbette gereklidir. Ancak mükelleflerin de kendilerinden ne istendiğini zamanında öğrenme, yükümlülüklerini makul bir sürede yerine getirme ve uygulama konusunda tereddüt yaşamama hakkı vardır.
Bu süreç, mevzuat hazırlanırken sahadaki uygulamanın ve meslek mensuplarının görüşlerinin dikkate alınmasının önemini bir kez daha gösterdi. Bundan sonraki düzenlemelerin daha açık, şeffaf ve öngörülebilir biçimde hazırlanması; uygulayıcılarla iş birliği içinde yürütülmesi hepimizin ortak beklentisidir.
Çünkü mükellef haklarını gözeten, karşılıklı iletişime dayalı bir vergi sistemi yalnızca mükellefin işini kolaylaştırmaz; vergiye gönüllü uyumu da güçlendirir.