Karbonun bir gün şirketlerin bütçesinde döviz, faiz, enerji ve hammadde gibi ayrı bir maliyet kalemine dönüşeceği uzun zamandır konuşuluyordu. O gün artık uzak değil. Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, 27 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı ve karbonun fiyatlandırılacağı yeni dönemin çerçevesi çizildi.
Konu Türkiye’de henüz yeni. Tahsisat, karbon kredisi ve emisyon izni gibi kavramlar ilk bakışta meselenin yalnızca çevre mühendislerini ilgilendirdiğini düşündürüyor. Oysa sistemin özü oldukça basit ve sonuçları doğrudan şirketlerin maliyetine, kârlılığına ve rekabet gücüne dokunuyor.
Sistem nasıl çalışacak?
Devlet, belirli sektörlerin atmosfere bırakabileceği toplam sera gazı için bir üst sınır belirliyor. İşletmelere de bu sınır içinde emisyon hakkı veriliyor. Bu haklara “tahsisat” deniliyor. Bir tahsisat, bir ton karbondioksit eşdeğeri sera gazı salma hakkını temsil ediyor.
Yıllık emisyonu 100 bin ton olarak doğrulanan bir fabrikanın aynı miktarda tahsisatı sisteme teslim etmesi gerekiyor. Elinde 90 bin tahsisat varsa eksik 10 bin tahsisatı piyasadan satın alıyor. İhtiyacından fazla tahsisatı varsa bunu satabiliyor veya belirlenen süre içinde sonraki döneme taşıyabiliyor.
Daha az enerji tüketen ve daha düşük emisyonla üretim yapan şirket daha az karbon maliyetine katlanıyor. Eski teknolojiyle ve yüksek enerji tüketimiyle üretime devam eden şirket ise ilave tahsisat almak zorunda kalıyor.
Bu sistem bir karbon vergisi değil. Vergide ton başına ödenecek tutarı devlet belirler. Emisyon Ticaret Sistemi’nde ise tahsisatın fiyatı piyasada oluşur. Fakat şirket açısından varılan yer aynıdır: Karbon salmak artık bedelsiz değildir.
Yönetmelik, kurulu kapasitesine göre hesaplanan yıllık emisyonu 50 bin ton karbondioksit eşdeğerini aşan kategori B ve C tesislerini kapsıyor. Elektrik ve ısı üretimi, petrol rafinasyonu, demir-çelik, alüminyum, çimento, cam, seramik, kâğıt, kimya ve hidrojen üretimi doğrudan etkilenecek faaliyetler arasında.
Burada belirleyici olan şirketin cirosu veya çalışan sayısı değil, tesisin yaptığı iş ve yıllık emisyonu. Aynı sektördeki iki fabrikadan biri sisteme girerken diğeri kapsam dışında kalabilir.
Kapsama girmeyen şirketler de bütünüyle etkisiz kalmayacak. Elektriğe, çimentoya, demir-çeliğe, lojistiğe ve ara mamullere yansıyan karbon bedeli zamanla bütün tedarik zincirine yayılacak.
Maliyet ne kadar büyüyebilir?
Maliyeti belirleyecek üç unsur var: Doğrulanmış emisyon miktarı, ücretsiz verilecek tahsisat ve piyasada oluşacak karbon fiyatı. Henüz Türkiye’de fiyat oluşmadığı için nasıl bir rakamla karşılaşılacağını bilmiyoruz. Ancak Avrupa’daki fiyatlar büyüklük hakkında fikir veriyor.
Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi’nde bir tonluk tahsisatın fiyatı 27 Ağustos 2026 itibarıyla 82,42 avro. Bu rakam Türkiye için bir fiyat tahmini değil; yalnızca karbon maliyetinin ulaşabileceği boyutu gösteren bir ölçü.
Tüpraş’ın 2025 Entegre Faaliyet Raporu’nda doğrudan faaliyetlerinden kaynaklanan Kapsam 1 emisyonu 6 milyon 311 bin 406 ton olarak açıklanıyor. Bu emisyonun tamamının yuvarlak hesapla 83 avro üzerinden tahsisata tabi olduğunu ve hiç ücretsiz tahsisat verilmediğini varsayarsak teorik maliyet yaklaşık 523 milyon avroya ulaşıyor. Emisyonların yüzde 70’inin ücretsiz tahsisatla karşılandığı bir senaryoda dahi kalan yüzde 30 için yaklaşık 157 milyon avroluk maliyet ortaya çıkıyor.
Elbette bunlar Tüpraş’ın ödeyeceği gerçek tutarlar değil. Kurumsal düzeyde açıklanan Kapsam 1 emisyonunun tamamı tesis bazında ETS kapsamına girmeyebilir; ayrıca hangi tesislerin kapsama alınacağı, ücretsiz tahsisat miktarı ve Türkiye’de oluşacak fiyat henüz belli değil. Örnek yalnızca karbonun büyük bir sanayi kuruluşunun faaliyet kârı ve nakit akışı üzerinde ne ölçüde etkili olabileceğini gösteriyor.
Turkuaz Kredi yeni bir gelir alanı olabilir mi?
Sistemin daha az konuşulan tarafında önemli bir fırsat bulunuyor: Turkuaz Kredi.
Turkuaz Kredi, Türkiye Karbon Denkleştirme Sistemi kapsamında geliştirilmesi planlanan ulusal karbon kredisine verilen isim. Bir Turkuaz Kredi, bir ton karbondioksit eşdeğeri emisyonun bir proje sayesinde azaltıldığını veya atmosferden giderildiğini ifade ediyor.
Buradaki “kredi” sözcüğü yanıltıcı olmasın. Turkuaz Kredi bir banka kredisi veya borçlanma aracı değil. Yapılan emisyon azaltımının bağımsız biçimde doğrulanması, kayıt altına alınması ve ekonomik değere dönüştürülmesi anlamına geliyor.
Örneğin atık gazdan enerji üreten, metan salımını önleyen, enerji verimliliği sağlayan, ağaçlandırma yapan veya karbonu atmosferden uzaklaştıran bir proje, gerekli şartları taşıması hâlinde Turkuaz Kredi üretebilecek. Proje sahibi de bu kredileri satarak yaptığı yatırım için ilave gelir elde edebilecek.
ETS kapsamındaki büyük sanayi tesisleri ise tahsisat teslim yükümlülüklerinin Karbon Piyasası Kurulunca belirlenecek bölümünü bu tür kredilerle karşılayabilecek. Böylece bir tarafta emisyon azaltan projelere yeni finansman sağlanırken, diğer tarafta yüksek emisyonlu tesislere yükümlülüklerini yönetebilecekleri sınırlı bir esneklik sunulacak.
Ancak önemli bir ayrıntı var: Turkuaz Kredi’nin ayrıntıları hâlen Türkiye Karbon Kredilendirme ve Denkleştirme Yönetmeliği Taslağı’nda yer alıyor; taslak 2025 yılı Ağustos ayında görüşe açıldı ve henüz yürürlüğe girmedi. ETS Yönetmeliği, Türkiye sınırları içinde gerçekleşen projelerden elde edilen karbon kredilerinin teslim yükümlülüğünde kullanılmasına kapıyı açtı; fakat kredilerin üretimi, doğrulanması, kaydı ve ticareti için ayrı düzenlemenin de yürürlüğe girmesi gerekiyor.
Taslağa göre kredilerin ETS kapsamı dışındaki faaliyetlerden doğması ve aynı azaltımın başka bir karbon programında veya YEK-G gibi bir sertifika sisteminde ikinci kez kullanılmaması gerekiyor. Amaç, aynı çevresel faydanın iki kez satılmasını önlemek.
Turkuaz Kredi sistemi doğru kurulursa, ETS kapsamı dışında kalan çok sayıda işletme için karbon yalnızca maliyet değil, gelir üreten bir varlık hâline gelebilir. Türkiye’deki yeşil projelerin içeride ve ileride uluslararası piyasalarda alıcı bulması, dönüşüm yatırımlarının finansmanını kolaylaştırabilir.
Takvim belli değil ama yön belli
Yönetmelik yayımlandı; ancak pilot uygulamanın hangi tarihte başlayacağı, hangi sektörleri kapsayacağı ve ne kadar ücretsiz tahsisat verileceği henüz açıklanmadı. Bu kararlar Karbon Piyasası Kurulu ve sonraki düzenlemelerle netleşecek.
Buna karşılık bazı yükümlülükler şimdiden işliyor. Pilot uygulama dönemi kapsamındaki işletmelerin ilk izleme metodolojisi planlarını, Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki ay içinde sunması gerekiyor. Emisyon izni almadan faaliyet gösterilmesi hâlinde uygulanacak idari para cezaları da tesis kategorisine göre milyonlarca lirayı buluyor. Yani fiyat belirsiz olsa da, kayıt ve raporlama zincirindeki gecikmenin bedeli bugünden belli.
Sistemin iyi kurulması hâlinde enerji verimliliği ve temiz teknoloji yatırımları hızlanabilir, ihracatçının SKDM karşısındaki rekabet gücü korunabilir. Turkuaz Kredi de emisyon azaltan projeler için yeni bir finansman kanalı açabilir.
Karbon artık yalnızca sürdürülebilirlik raporlarında yer alan çevresel bir gösterge değil. Bir tarafta üretim maliyetine dönüşürken, diğer tarafta doğru projeler için yeni bir gelir alanı oluşturuyor. Yeni dönemin kazananlarını da bu iki yönü birlikte okuyabilen şirketler belirleyecek.