Ülkemizdeki imalat sanayi girişimlerinin sadece %13’ü, yüksek ya da orta-yüksek teknolojili. O halde, eğitim profilimiz ile sektörel yatırım profilimizin kesişip kesişmediğini konuşmamız gerek.
Köşe yazılarında borsa, enflasyon gibi konuların ‘rating’i daha yüksektir herhalde ama “Yazmasam olmazdı” dediğim bir mevzuyu, izninizle içimde tutmayayım.
Konumuz, TÜİK’in 2021-2023 dönemi için açıkladığı, yükseköğretim beyin göçü istatistikleri. Çalışmanın kapsamında, lisans eğitimini Türkiye'de tamamlayıp, mezuniyet sonrasında yurtdışında uzun süreli ikamet eden T.C. vatandaşları var.
Buna göre,
- Yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2015’te %1,6 iken 2023’te %2’ye yükselmiş
- Eğitim alanı bilişim ve iletişim teknolojileri olanlarda beyin göçü oranı %6,8
- 2023’te moleküler biyoloji ve genetik mezunu gençlerimizde beyin göçü oranı %17,9. Biyomühendislik %10,2 ile ikinci sırada.
- Gençlerimiz en çok ABD’ye gidiyor (%21,4). İkinci sırada Almanya (%17,5), üçüncü sırada Birleşik Krallık (%11,2) var.
Beyin göçü kötü bir şey mi? Bence yanıt, kimin, neden gittiğine göre değişir. Beyin göçünün pozitif yönüne odaklananlar, genellikle bilgi ve para transferini desteklemesine işaret ederler. Bu, doğru ama küreselleşmenin eski dönemlerine daha uygun bir bakış açısıdır. Nitekim Piketty (2018), küreselleşmenin yeni döneminin daha çok ticari ve finansal kanallar üzerinden yürüdüğünü, görece azalan insan hareketliliğine karşın artan kültürel aktarımlar barındırdığını söylüyor. Yani bilgi ve sermaye transferi için fiziki hareketlilik artık şart değil.
Beyin göçünün tek bir sebebi yok. Geride bıraktığınız ülkeye dair iten faktörler de olabilir, gidilen ülkeyle ilgili çeken faktörler de. Ama belki bu ikisinin arasında da bir ilişki vardır. Merak edip aralarında Türkiye’nin de olduğu, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden oluşan 16 ülkelik bir kümeye baktığımda, beyin göçü vermeyen ülkelerin, yetenek çekme kuvvetlerinin de yüksek olduğunu gördüm (TSKB Yeni Ay, #76). Örneğin İsviçre; hem beyin göçünü en az veren hem de nitelikli yabancı yeteneği en çok çeken ülke. Demek ki iten faktörünüz düşük olduğunda, çeken faktörünüz de yüksek oluyor. Yani doğru sektörel profil ve yaşam şartlarında, kendi vatandaşınız ayrılmak istemiyor, dışarıdan da en iyiler size gelmek istiyor. Aklın yolu bir!
Türkiye’deki beyin göçünün, ağırlıklı olarak yüksek teknoloji ile konuşan sektörlere yönelmesi, önemli bir veri. Ülkemizdeki imalat sanayi girişimlerinin sadece %13’ü, yüksek ya da orta-yüksek teknolojili. O halde, eğitim profilimiz ile sektörel yatırım profilimizin kesişip kesişmediğini konuşmamız gerek. Örnek basit: Moleküler biyoloji veya biyomühendislik mezunlarınıza yetecek kadar moleküler biyoloji girdisi kullanan sektörünüz var mı? Eğer yanıtınız hayırsa, bir soru daha geliyor: Eğitimini aldığı alanda çalışacak şirket bulamayan gençlere “Gitti.” mi denir, “Kalamadı.” mı?
Yüksek teknoloji alanında dünyada kabul gören gençler yetiştirmek iyidir ama onların eğitimine uygun, çalışmak isteyecekleri şirketleri, laboratuvarları, Ar&Ge faaliyetlerini ülkemizde kurmak ve bu gençlere istihdam alanı açmak daha da iyidir.
Kendisi de hem gitmiş hem dönmüş, iki kararından da çok memnun kalmış biri olarak, gençlere karışma gibi bir niyetim yok, olamaz da. Ben bir iktisatçı, bir anne ve bir hala olarak kendi üzerime düşen vazifeye bakıyorum ve şunu söylüyorum: Gitme-kalma kararını gençlere bırakalım, biz sektörel yatırım planlamamızı kalkınma perspektifinden yapmayı ve sosyal sermayeyi de fiziki sermaye kadar (Hatta daha fazla!) konuşmayı atlamayalım. Ayağınıza taş değmesin gençler, değdirtmeyiz!