Takvim 12 Ocak 2026’yı gösterirken, dünyanın en zenginleri gezegenin yıllık karbon payını çoktan tüketti. Oxfam’a göre en zengin yüzde 1, “adil payına düşen” emisyonu yalnızca 10 günde bitirdi. En tepedeki yüzde 0,1 için bu süre sadece üç gün. Bedeli ise yine başkaları ödüyor.
2026 daha yeni başlamışken, dünyanın kalan karbon bütçesinin bir bölümü çoktan tarihe karıştı. Oxfam’ın yayımladığı son analiz, iklim krizinin artık soyut hedefler ve uzun vadeli senaryolarla değil, takvim yapraklarıyla ölçüldüğünü gösteriyor.
Dünyanın en zengin yüzde 1’i, küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlamak için kişi başına düşen yıllık karbon payını yalnızca 10 gün içinde tüketti. Servet piramidinin en tepesindeki yüzde 0,1’lik kesimin bu sınırı aşması ise 3 Ocak’ta, yani yılın üçüncü gününde gerçekleşti.
Oxfam bu tarihi boşuna “Pollutocrat Day” olarak adlandırmıyor. Çünkü mesele artık yalnızca aşırı tüketim değil, karbon salımıyla şekillenen yeni bir güç ve ayrıcalık rejimi söz konusu. Gezegenin geri kalanı için hayatta kalma meselesi olan karbon bütçesi, küçük bir azınlık için sınırsız bir harcama kalemine dönüşmüş durumda.
Karbonu yakanlarla faturayı ödeyenler arasındaki uçurum derinleşiyor
Veriler oldukça sert. En zengin yüzde 1’in yalnızca bir yılda yarattığı emisyonların yüzyıl sonuna kadar 1,3 milyon erken ölüme yol açacağı tahmin ediliyor. Üstelik bu zarar, eşit dağılmıyor.
Oxfam’ın hesaplamalarına göre düşük ve alt-orta gelirli ülkeler, 1990’dan 2050’ye uzanan dönemde bu “aşırı emisyon tüketimi” nedeniyle 44 trilyon dolarlık ekonomik kayıpla karşı karşıya kalacak. Yani karbonu yakanlarla faturayı ödeyenler arasındaki uçurum, her yıl biraz daha derinleşiyor.
Paris Anlaşması’nın koyduğu 1,5 derece hedefi teoride hâlâ masada. Ancak pratiğe bakıldığında, bu hedefin tutturulması için dünyanın en zengin yüzde 1’inin 2030’a kadar emisyonlarını yüzde 97 oranında azaltması gerekiyor. Bu, bireysel alışkanlık değişikliklerinden çok daha fazlasını işaret ediyor. Çünkü mesele yalnızca özel jetler, süper yatlar ya da devasa konutlar değil, sermayenin nereye aktığı da en az yaşam tarzı kadar belirleyici.
Milyarderlerin yatırım portföyleri başlı başına bir emisyon kaynağı
Oxfam’ın dikkat çektiği bir başka nokta da bu: Milyarderlerin yatırım portföyleri başlı başına bir emisyon kaynağı. Ortalama bir milyarder, yatırım yaptığı şirketler aracılığıyla yılda 1,9 milyon ton CO2 salımına ortak oluyor. Bu rakam, yaklaşık 400 bin benzinli otomobilin yıllık emisyonuna denk. Yani süper zenginlerin karbon ayak izi, sadece kendi yaşamlarıyla sınırlı değil, finanse ettikleri sektörler üzerinden katlanarak büyüyor.
İşin politik boyutu da en az rakamlar kadar çarpıcı. Oxfam’a göre servetin yoğunlaşması, iklim politikalarının seyrini de belirliyor. Son olarak Brezilya’da düzenlenen COP zirvesinde, fosil yakıt şirketlerini temsil eden bin 600’den fazla lobici yer aldı. Bu sayı, ev sahibi ülke delegasyonu dışında tüm ülkeleri geride bırakıyor. Oxfam’ın iklim politikaları lideri Nafkote Dabi’nin ifadesiyle, “Aşırı servet ve güç, iklim müzakerelerini sulandıran başlıca etkenlerden biri.”
“Zengin Kirletici Kâr Vergisi”, ilk yılında 400 milyar dolara kadar kaynak yaratabilir
Bu tablo karşısında Oxfam’ın çağrısı net: İklim krizini gerçekten ciddiye alan hükümetler, hedefi geniş kitleler yerine en büyük kirleticilere çevirmek zorunda. Kuruluş, süper zenginlerin gelir ve servetlerinin daha yüksek oranlarda vergilendirilmesini, fosil yakıt şirketlerine yönelik aşırı kâr vergilerini, özel jetler ve süper yatlar gibi karbon yoğun lüks tüketim kalemlerinin yasaklanmasını ya da caydırıcı biçimde vergilendirilmesini öneriyor. Oxfam’a göre yalnızca fosil yakıt şirketlerine uygulanacak bir “Zengin Kirletici Kâr Vergisi”, ilk yılında 400 milyar dolara kadar kaynak yaratabilir.
Tüm bunların arkasında ise daha büyük bir hukuki ve etik çerçeve var. Uluslararası Adalet Divanı, ülkelerin yaşam hakkı, sağlık, gıda ve temiz çevreyi korumak için yeterli emisyon azaltımı yapmakla hukuken yükümlü olduğunu açıkça teyit etmiş durumda. Yani karbonu sınırsızca harcamak artık sadece ahlaki değil, hukuki bir sorun.
Evet, iklim krizinin dili değişti. Artık “hepimiz sorumluyuz” genellemesi gerçeği örtmeye yetmiyor. Karbonun izi bacalarda değil, bilançolarda ve yatırım portföylerinde ortaya çıkıyor. Gezegenin kalan bütçesi, birkaç gün içinde tükenen ayrıcalıklara değil, çoğunluğun yaşam hakkına göre hesaplanmadıkça, Pollutocrat Day takvimde daha da erkene düşmeye devam edecek.
Sayılarla karbon adaletsizliği
1. “Adil” karbon payı nedir?
Bir insanın, gezegeni 1,5 derece sınırında tutmak için yılda salabileceği CO2 miktarı: 2,1 ton (UNEP ve BM nüfus projeksiyonlarına göre)
2. En zengin yüzde 1 ne kadar salıyor?
Bir kişi başına yıllık ortalama: 75,1 ton CO2. Bu, adil payın 35 katı.
3. Günlük karşılığı ne?
En zengin yüzde 1: Günde 0,206 ton CO2. Yani bir insanın tüm yıl için hakkı olan 2,1 tonu 10 günde tüketiyor. En zengin yüzde 0,1 ise bu sınırı 3 günde aşıyor.
4. Ölçek karşılaştırması
Dünyanın en zengin yüzde 0,1’i 1 günde, dünyanın en yoksul yüzde 50’sinin 1 yılda saldığı kadar karbon üretiyor.
5. Bedeli kim ödüyor?
1990-2050 arasında: Düşük ve alt-orta gelirli ülkelerin iklim kaynaklı ekonomik kaybı: 44 trilyon dolar