Dr. E. SERDAR GÖKPINAR - TTGV Yenilikçi Teknoloji Programları Direktörü
“Krizlerin derinleştiği, teknolojik dönüşümün hızlandığı bir dünyada geleceği nasıl inşa edeceğiz?” Bu temel soruyla başlamak gerektiğini düşünüyorum.
Tarih boyunca ekonomik düzenlerin, kurumların ve güç dengelerinin değiştiği dönemler, yalnızca krizleri değil, yeni fırsatları ve gelişim alanlarını da beraberinde getirmiştir. Bugün de dijitalleşme, yapay zekâ, biyoteknoloji ve enerji sistemlerindeki gelişmelerin üretim, karar alma ve değer yaratma biçimlerimizi yeniden şekillendirdiği; iklim krizi ve jeopolitik gerilimler gibi birbirine bağlı sorunların derinleştiği bir dönüşüm sürecindeyiz. Krizlerin yoğunlaştığı, yenilik kapasitesinin ise hızla genişlediği bu karmaşadan çıkış, insanlığın üç temel gücünü harekete geçirmesine bağlıdır: öğrenme ve uyum sağlama, kurum inşa etme ve yenilik üretme. Bilimsel araştırma, Ar-Ge ve teknolojik inovasyon ise bu üç kapasiteyi besleyerek insanlığın sorun çözme gücünü artırmakta ve geleceği şekillendirmek için yeni olanaklar sunmaktadır.
TTGV neden COP'ta?
Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) olarak, iklim dönüşümünün özünde teknolojik bir dönüşüm olduğu anlayışıyla 9–20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’e hazırlanıyoruz. İnsanlığın üretim ve tüketim sistemlerinin yeniden şekillendiği bu süreçte, 35 yıllık deneyimimiz ve teknolojik inovasyon alanındaki öncü yaklaşımımızla dönüşümün etkin aktörlerinden biri olmayı hedefliyoruz. Dubai’deki COP28 ve Bakü’deki COP29'da ortaya koyduğumuz görüş ve yaklaşımları, bu kez ülkemizin ev sahipliğinde daha güçlü biçimde uluslararası gündeme taşımayı amaçlıyoruz. 1991 yılında özel sektörün rekabet gücünü teknoloji yoluyla artırmak amacıyla kurulan TTGV, kamu-özel sektör ortaklığına dayanan yapısı, deneyim ve bilgi paylaşımı kültürüyle #teknolojiuretenturkiye vizyonu doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Öncü olma ve mevcut çalışmaları tekrar etmeme anlayışıyla geliştirdiğimiz esnek program modelleri sayesinde öncelikli teknolojileri belirliyor, risk üstleniyor, türünün ilk örneği olan projelerin hayata geçirilmesini sağlıyor ve elde edilen bilgi ve deneyimi ekosistemle buluşturuyoruz.
Tekno-ekonomik sistemi değiştirmek
Her türlü insan faaliyeti, karbon salımı ve çevresel etki anlamına geliyor. Gittiğimiz yön ise belli: en az enerji, su, doğal kaynak ve alan kullanımı; en az sera gazı salımı; en yüksek verimlilik; en az atık ve israf; en yüksek döngüsellik. Bu da neredeyse tüm tekno-ekonomik sistemin değişmesi anlamına geliyor.
Bireysel çabalar kıymetli ama sistemik bir sorunun çözümü, ancak kolektif çabayla hayata geçirilecek sistemik çözümlerle mümkün olabilir. Her bölge, ülke ve sektör için farklı çözümler gerekecek ve eldeki bütün seçenekler az ya da çok kullanılacak. Basit ve hızlı çözümler maalesef yok çünkü dönüşüm aslında insan sistemlerinin yeniden inşası. Bu, karmaşık, ileri düzeyde uzmanlık, sabır ve çok büyük finansman gerektiren bir değişim. Bu dönüşümü de inovasyonu sürdürülebilirliğin itici gücü olarak kullananlar başarıyla gerçekleştirebilecek.
İklim teknolojileri spektrumu tamamen hazır değil
İklim teknolojileri literatüründe çözümler üç amaç üzerinden değerlendirilir. Azaltım, sera gazı salımlarını azaltmayı ya da sera gazlarını atmosferden uzaklaştırmayı; uyum, sistemleri iklim değişikliğinin kaçınılmaz etkilerine karşı dayanıklı kılmayı hedefler. Sonuç yönetimi ise azaltım ve uyumla bütünüyle önlenemeyen risklerin izlenmesini ve yönetilmesini kapsar.
Ama bu üç alanın hiçbirinde teknolojik çözümlerin hepsi tam anlamıyla hazır değil. Pek çok konuda Ar-Ge çalışmaları hâlâ sürüyor. Ar-Ge'si tamamlanan bazı "yeşil" çözümler, "kirli" alternatiflerine göre hâlâ pahalı; bazıları ise hızlı ölçeklenmekte zorlanıyor. Yerine göre çözümler birbirinin alternatifi de olabiliyor. Ayrıca bugün farklı çözümlerin birbirleriyle karşılaştırılarak değerlendirilebileceği sistematikler ve piyasalar henüz oluşmuş değil.
COP31'e giderken
Eleştirilere rağmen COP'lar, neredeyse bütün ülkeleri aynı masada buluşturabilen tek iklim platformu olmayı sürdürüyor. Paris Anlaşması, Kayıp ve Zarar Fonu ve fosil yakıtlardan uzaklaşma çağrısı bu masadan çıktı. BM Çevre Programı'na göre Paris öncesinde yüzyıl sonu için 3–3,5 °C olarak öngörülen ısınma, bugünkü politikalarla 2,8 °C'ye, taahhütler tam uygulanırsa 2,3–2,5 °C'ye iniyor.
Ancak bu kazanımların önemli bir kısmı taahhüt düzeyinde kalıyor. Kararların uzlaşı usulüyle alınması, taahhütleri en düşük ortak paydaya çekiyor; açıklanan hedeflerle sahadaki uygulama arasındaki mesafe ise her yıl yeniden ölçülüyor. Taahhüt miktarları da düşük. Örneğin, Kayıp ve Zarar Fonu için kuruluşunda açıklanan yaklaşık 700 milyon dolarlık taahhüt, ihtiyacın yanında "okyanusta bir damla" olarak nitelendirildi. Taahhüt üretmekle sorunu çözmek aynı şey değil.
Türkiye’nin COP31’i “Uygulama COP’u” olarak tanımlaması, iklim hedeflerini somut çözümlere dönüştürme kararlılığını yansıtıyor. COP Başkanlığı’nın bu doğrultuda oluşturduğu Eylem Ajandası, temiz enerjiden yeşil sanayileşmeye, dirençli kentlerden gıda güvenliğine uzanan on temayı kapsıyor. Finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme ise tüm bu alanların ortak araçları olarak öne çıkıyor. Çünkü gerçek dönüşüm, teknolojiye yalnızca erişmekle değil, onu geliştirmek, yerel ihtiyaçlara uyarlamak ve yaygınlaştırmakla mümkün. Bu nedenle teknoloji ortaklıklarının hazır çözümlerin transferinin ötesine geçerek ortak Ar-Ge, üretim ve kurumsal kapasite geliştirme üzerine kurulması gerekiyor.
Türkiye'nin başkanlık yılı boyunca dünyaya en büyük katkılarından biri de uygulamayı ölçülebilir kılmak ve gelişmekte olan ülkelerin dönüşüm teknolojilerine erişimini somut adımlara bağlamak olabilir.
Önemli bir soru ise şu: Teknoloji kapasiteleri nasıl oluşturulacak?
Aslında eksik olan: Köprü
Teknoloji tek başına bir çözüm değildir. Etkisini; üretim uygulamaları, fiziksel ve doğal altyapı, bilgi ve insan kaynağı, iş modeli ve örgütlenme, finansman ve risk paylaşımı ile politika ve yönetişim gibi diğer çözüm türleriyle birlikte işlediğinde gösterir.
Tezimiz de buradan çıkıyor: İklim mücadelesinin asıl darboğazı, teknolojinin var olup olmamasından çok, onu fikirden sahaya, laboratuvardan gerçek faydaya taşıyacak mekanizmanın eksikliği. Gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede yer yer iyi teknoloji seçenekleri mevcut. Eksik olan, onları olgunlaştıracak, sınayacak ve finanse edilebilir, uygulanabilir projelere dönüştürecek köprü.
Bu köprüyü kurmak, Ar-Ge’nin ötesinde ciddi bir teknolojik inovasyon çabası gerektiriyor: Pazarın hazırlanması, ekosistemin eğitilmesi, teknolojilerin sınanarak tekno-ekonomik parametrelerinin ortaya konması ve teknoloji paydaşları ile olası değer zincirinin geliştirilmesi. TTGV'nin otuz beş yıllık birikimi, tam olarak bu köprüyü kurmaya odaklanıyor.
COP31’in asıl meselesi: Uygulama
TTGV olarak tezlerimizi COP31'de, Mavi ve Yeşil Bölgelerdeki çok sayıda panelde, iki ana başlık altında anlatacağız.
Birincisi, İklim Uygulama Köprüsü. Brezilya'nın Yönetim ve Stratejik Çalışmalar Merkezi (CGEE) ile birlikte kurguladığımız bu oturum, hem Türkiye Pavyonu'nda hem de UNFCCC'nin resmî yan etkinlik programında yer alıyor. Adı, COP31 Başkanlığı'nın Eylem Ajandası'ndaki "İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE)" temasıyla da birebir örtüşüyor. Gelişmekte olan iki ülkenin, Türkiye ile Brezilya'nın, iklim teknolojisini taahhütten uygulamaya nasıl taşıdığını talep odaklı mekanizmalar ve somut demonstrasyon projeleriyle ortaya koyacağız. Türkiye'nin deneyimi ile COP30'da kabul edilen Belém Teknoloji Uygulama Programı burada aynı masada buluşuyor.
İkincisi, Yeşil Sanayileşme. Ankara Sanayi Odası, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ve Azerbaycan ile birlikte sanayinin yeşil ve dijital dönüşümünü, yani ikiz dönüşümü ele alıyoruz. Mesele, sanayi kümelerinin ve ekonomik bölgelerin iklim hedeflerini yatırıma dönüştüren karbonsuzlaşma merkezlerine nasıl dönüşebileceği. Bunların dışında teknoloji ve teknolojik inovasyon temalı çeşitli oturumlarda tezlerimizi anlatmaya devam edeceğiz.
İki farklı başlık, tek bir çizgi: İklim hedeflerini sözden eyleme, teknolojiyi vaatten sahaya taşımak.
Türkiye'nin COP31'i "Uygulama COP'u" olarak tanımlaması işte tam da bu yüzden önemli. Başkanlığın taraflara gönderdiği mektupta da belirtildiği gibi, asıl zorluk artık hedef belirlemekten uygulamaya kayıyor. COP'lar çoğu zaman taahhütlerin, hedeflerin ve müzakerelerin konuşulduğu yerler olarak hatırlanır. Oysa asıl soru, bu hedeflerin nasıl hayata geçeceği. TTGV olarak COP31'e bu soruyla geliyoruz ve cevabımızı yürüyen projelerle ve sahadaki somut örneklerle ortaya koymayı hedefliyoruz.
Çünkü iklim mücadelesini kazandıracak olan en parlak fikirler değil, o fikirleri sahaya indirebilen mekanizmalar. Unutmayalım, COP'ların başarısı çıkacak metinlerle değil, bir yıl sonra sahada neyin değiştiğiyle ölçülecektir.