Orta Doğu’daki gerilim ve Hürmüz etkisi enerji fiyatlarını yukarı iterken, yatırımcılar da hızla güvenli liman arayışına yöneliyor. Böyle dönemlerde para kazanmak değil, parayı korumak öncelik haline gelir. Bu nedenle dolar, altın ve kısa vadeli ABD tahvilleri yeniden ön plana çıkıyor.
Ancak bu kez tablo biraz daha karmaşık. Petrol fiyatlarındaki yükseliş yalnızca piyasalarda dalgalanma yaratmıyor; aynı zamanda enflasyon beklentilerini de yukarı çekiyor. Enerji fiyatlarının kalıcı biçimde yükselmesi halinde dünya ekonomisinde yeniden bir enflasyon baskısı oluşabilir. Bu da merkez bankalarının faiz indirimleri konusunda daha temkinli davranmasına yol açabilir.
Türkiye’de ise bu küresel dalgalanmanın ortasında önemli bir karar haftasına giriyoruz. Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu (PPK) 12 Mart’ta toplanacak.
Merkez Bankası bir süredir faiz indirim sürecindeydi. Piyasa beklentisi bu sürecin kademeli biçimde devam etmesi ve yıl sonunda politika faizinin yaklaşık yüzde 28-30 bandına kadar gerilemesi yönündeydi. Ancak petrol fiyatlarında son haftalarda görülen yükseliş bu patikayı tartışmalı hale getirmiş görünüyor.
Zaman ihtiyatlı olma zamanı
Enerji fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisi düşünüldüğünde Merkez Bankası’nın temkinli davranması oldukça muhtemel.
Ben, perşembe günkü toplantıda Merkez Bankası’nın faiz indirimine devam etmek yerine pas geçerek gelişmeleri izlemeyi tercih edeceğini düşünüyorum. Küresel enerji fiyatlarında ve jeopolitik risklerde belirsizlik sürerken yeni bir indirim yapmak yerine bekle-gör yaklaşımı daha rasyonel olabilir. Küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı bir dönemde temkinli davranmak çoğu zaman en doğru tercih olur; merkez bankaları için de yatırımcılar için de.
Ayrıca 14 Mayıs'taki bir sonraki Enflasyon Raporu’nda da enflasyon tahminleri ve ara hedeflerde bir revizyon yapılması da bence kaçınılmaz görünüyor.
Merkez Bankası’nın 12 Şubat 2026’da yayımladığı son Enflasyon Raporu’nda petrol fiyatlarına ilişkin oldukça iyimser bir varsayım vardı. Raporda jeopolitik belirsizliklerin azalması halinde petrol fiyatlarının zayıf bir seyir izleyeceği öngörülüyordu. Buna göre ham petrol fiyatının 2026 yılında ortalama 60,9 dolar, 2027 yılında ise 56 dolar civarında gerçekleşeceği varsayılmıştı. Yani yaklaşan "gri gergedan" öngörülememiş, hesaba katılmamıştı.
Bugün gelinen noktada ise bu varsayımın ciddi bir risk altında olduğu açık. Enerji fiyatlarının beklenenden daha yüksek seyretmesi yalnızca enflasyonu değil, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde cari dengeyi de doğrudan etkileyecektir.
22 Ocak'ta ihtiyat moduna geçilmişti
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan da Enflasyon Raporu sunumunda küresel gelişmelerin enflasyon üzerindeki etkisine özellikle dikkat çekmişti. Karahan, hem yurtiçi hem de küresel dinamiklerin enflasyon görünümü açısından farklı riskler barındırdığını vurgulayarak para politikasının veri odaklı ve ihtiyatlı biçimde yürütüleceğini ifade etmişti.
Son faiz kararı da bu yaklaşımı yansıtıyor. Banka Aralık ayında politika faizini yüzde 39,5’ten yüzde 38’e indirirken Ocak toplantısında adım büyüklüğünü küçülterek faizi 100 baz puan düşürmüş ve yüzde 37’ye çekmişti.
PPK'nın karar metninde öncekilerde olduğu gibi neredeyse standart hale gelmiş bir ifade de vardı. Enflasyon görünümünün hedeflerden belirgin şekilde sapması halinde para politikasının yeniden sıkılaştırılabileceği açıkça belirtilmişti. Bu da Merkez Bankası’nın gerektiğinde faiz indirimlerine ara verebileceğini veya yön değiştirebileceğini gösteriyor.
Bugün küresel piyasalarda yaşanan gelişmeler tam da böyle bir ihtiyatlı duruşu gerektiriyor. Enerji fiyatlarının yükseldiği, jeopolitik risklerin arttığı ve küresel enflasyon beklentilerinin yeniden tartışıldığı bir ortamda merkez bankalarının aceleci davranması zor.
Yalnızca bir faiz kararı olmayacak
Türkiye açısından da enerji fiyatları kritik bir değişken. Günlerdir tüm kanallarda yorumcular "Hürmüz anı"nın Türkiye'yi nasıl etkileyeceğini konuşuyor. Artık bilmeyen kalmadı: Petrol fiyatlarındaki kalıcı artış bizde hem enflasyonu hem de cari açığı doğrudan etkiliyor. Bu nedenle küresel enerji piyasalarındaki gelişmeler para politikası açısından yakından izlenmek ve öngörüler ile kararlara yansıtılmak zorunda.
Merkez Bankası’nın uzun bir dönemdir verdiği temel mesajı aslında aynı. "Dezenflasyon süreci devam ediyor ancak riskler tamamen ortadan kalkmış değil. Enflasyonun orta vadede yüzde 5 hedefine düşürülmesi için para politikası gerektiğinde sıkı kalmaya devam edecek." Mesaj bu ve Merkez Bankası'nın vermek istediği bu mesajını almayan neredeyse kalmadı. Ancak piyasa, bankanın bu mesajın arkasında durup duramayacağını görmeye çalışıyor. Çünkü geçmişte de verilen bu tür net ve güçlü mesajlara rağmen banka, ekonominin realitesine ve enflasyon görünümüne uymayan faiz indirim kararları vermişti.
Bu nedenle 12 Mart’taki PPK toplantısı yalnızca bir faiz kararı olmayacak. Merkez Bankası’nın küresel gelişmelere nasıl baktığını da gösterecek. Aynı zamanda Türkiye’nin küresel ekonomik fırtınaya karşı nasıl bir para politikası rotası izleyeceğinin de önemli bir göstergesi olacak. Eğer enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyon risklerini kalıcı bir şekilde artırdığı değerlendirilirse, faiz indirim sürecinde geçici bir “bekle-gör” dönemi başlayabilir.