Mehmet Şimşek 1,5 ay önce katıldığı bir yayında ‘‘Bu sene havaların iyi gitmesi tarım açısından bir avantaj’’ demişti. Mevcut krizde ayakta kalmak; sadece doğa şartlarına bel bağlamaktan ziyade, girdi güvenliğini sağlama alan ve stratejik derinliği olan bir portföy yapısını zorunlu kılıyor. Gerçek bir ekonomik bağışıklık, sert küresel sarsıntıları göğüsleyebilecek sarsılmaz bir ikmal hattı inşa etmekten geçiyor.
Ticaret rotalarında derinleşen güvenlik sorunlarıyla, gıda sıradan bir emtia olmaktan çıktı. Enerjiyle yarışan bir beka unsuruna dönüştü. Kuzey Avrupa’dan Asya’ya uzanan ihtiyat dalgası, tarımsal emtiaları bir ulusal güvenlik kalkanına dönüştürüyor. Ülkeler yığınak yapıyorlar. Örneğin İskandinav ülkeleri, Baltık Denizi’nde Rusya ile yaşanabilecek bir savaşa karşı uzun süredir tohum ve gübre stokluyorlar. İsveç’te bu programın lideri olan Daka, “1950’den beri yaptığımız en büyük yatırımlardan birisi” ifadesini kullanıyor.
Türkiye kritik tarımsal girdi ham maddelerinde dışa bağımlıdır. Hem gübrenin hem de hayvan yemi üretimi için kritik olan soya fasulyesinin neredeyse tamamını ithal ediyoruz. Küresel arz zincirindeki her sarsıntı, mutfaktaki yangını körükleyen yapısal bir dar boğaza dönüşüyor. 2024’te belirlenen 2025 yılının teşvikleri, bu ay ödenmeye başladı. Akaryakıt ve gübre fiyatlarındaki sert yükselişler, bu ödemelerin satın alma gücünü zaten eritti. Hemen ek sübvansiyonları, orta vade için ham madde rezerv politikasını ele almalıyız.