Avrupa, yıllarca Çin’e bağımlı kaldığı nadir toprak riskini görmezden geldi. Bugün İsveç’in Kiruna kentinde, yerin yüzlerce metre altında açılan tüneller yalnızca bir madene değil, Avrupa’nın enerji verimliliği hedeflerine, sanayi geleceğine ve jeopolitik hareket alanına uzanıyor.
Elektrikli araçlardan ısı pompalarına, rüzgâr türbinlerinden savunma sistemlerine kadar bugünün ve yarının sanayisini ayakta tutan şey nadir toprak mıknatısları.
Bu mıknatıslar, motorların daha küçük, daha güçlü ve daha az enerji tüketen hale gelmesini sağlıyor. Yani enerji verimliliğinin arkasındaki görünmeyen teknolojik omurgayı temsil ediyor. Bu mıknatıslar olmadan ne enerji verimli bir sanayi, ne de düşük karbonlu bir ulaşım sistemi mümkün.
Avrupa bu hayati malzemelerin neredeyse tamamını Çin’den alıyor. Dolayısıyla, Avrupa’nın yeşil dönüşüm ve sanayi stratejisinin kalbi bugün büyük ölçüde Çin’in elinde. Nadir toprak elementlerinin çıkarılması, ayrıştırılması, rafine edilmesi ve mıknatısa dönüştürülmesi sürecinin neredeyse tamamı Pekin tarafından kontrol ediliyor.
ABD bu durumu yıllar önce stratejik risk ilan etti, ticaret savaşlarına girdi, kendi maden ve rafinaj kapasitesini yeniden kurmaya çalışıyor. Avrupa ise uzun süre bu bağımlılığın yarattığı kırılganlığı görmezden geldi. Bu kırılganlık şu sıralar, İsveç’in en kuzeyindeki Kiruna kasabasının altında kazılan tünellerle yüzeye çıkıyor.
Avrupa neden Çin’e bu kadar bağımlı?
Neodimyum ve praseodimyum gibi nadir toprak elementleri olmadan elektrikli araç motorları, rüzgâr türbinleri ve yüksek verimli ev aletleri üretmek mümkün değil. Bu elementler sayesinde motorlar daha hafif, daha küçük ve daha güçlü hale geliyor. Bu da hem enerji tüketimini azaltıyor hem de performansı artırıyor.
Ancak bugün Avrupa Birliği her yıl kullandığı yaklaşık 20 bin ton kalıcı mıknatısın 17-18 bin tonunu Çin’den ithal ediyor. Mesele sadece maden de değil. Çin, bu metalleri ayıran, rafine eden ve nihai ürüne dönüştüren tüm sanayi zincirine sahip. Yani Avrupa, yalnızca hammaddeyi değil, katma değeri de dışarıdan alıyor.
Geçen yıl Çin’in nadir toprak ihracatına getirdiği kısıtlamalar, Avrupa otomotiv sanayini doğrudan etkiledi. Elektrikli araç üreticileri tedarik sıkıntısı yaşadı, savunma sanayi risk analizlerini güncelledi. Washington bu durumu çoktan “ulusal güvenlik meselesi” olarak tanımlamıştı. Brüksel ise ancak son birkaç yılda bu dosyanın ağırlığını fark etmeye başladı.
Kiruna’da kazılan sadece cevher değil
İsveç devleti tarafından işletilen LKAB’nin Kiruna’daki madeni dünyanın en büyük demir cevheri sahalarından biri. Ancak The Guardian’ın haberine göre bu dev altyapı şimdi, Per Geijer adı verilen ve Avrupa’nın bilinen en büyük nadir toprak yataklarından birine bağlanıyor. Her gece patlatılan kayalar, sabaha karşı temizleniyor. Uzaktan kumandalı makinelerle kırılan cevher sürücüsüz trenlerle taşınıyor. Günde sadece birkaç metre ilerlenebiliyor. Ama her metre, Avrupa’nın Çin’e olan bağımlılığından çıkabilmesi için atılan küçük ama kritik bir adım.
LKAB CEO’su Jan Moström, Avrupa’nın bu noktaya kendi tercihleriyle geldiğini açıkça söylüyor. 1970’lerde ve 80’lerde çevre regülasyonları sıkılaşınca, Avrupa madenciliği geri çekildi. Çin ise bu boşluğu doldurdu. Bugün Pekin’in bu metalleri bir jeopolitik araç olarak kullanabilmesinin nedeni, o yıllarda atılan adımlar.
Enerji verimliliği bir sanayi meselesi
Bugün Avrupa’da enerji verimliliği sadece binaların yalıtımı ya da cihazların tüketimiyle sınırlı değil. Sanayi altyapısının, ulaşım sistemlerinin ve savunma teknolojilerinin tamamı nadir topraklara bağımlı. Isı pompalarının motorları, elektrikli araçlar, yüksek verimli rüzgâr türbinleri… Hepsi bu mıknatıslarla çalışıyor. Yani Çin’den gelecek bir tedarik kesintisi, Avrupa’nın iklim hedeflerinden sanayi üretimine kadar her şeyi etkileyebilir.
Zaman Avrupa’nın aleyhine işliyor
LKAB, süreci hızlandırmak için 80 milyon Euro’luk bir pilot ayırma tesisi kurdu ve Norveçli bir rafineri şirketine ortak oldu. Ama uzmanlara göre tam ölçekli üretime geçmek yine de 10-15 yıl sürebilir. Bu süre boyunca Çin’in küresel pazardaki hâkimiyeti devam edecek. Kiruna’daki tüneller bu yüzden sadece bir maden projesi değil; Avrupa’nın enerji verimliliği, sanayi gücü ve jeopolitik hareket alanı için verilen uzun soluklu bir mücadele.
