Rüzgâr türbinleri, offshore santraller, hidrojen altyapıları… Enerji dönüşümünün vitrininde üretim teknolojileri var; ama bu dev yatırımları sahaya güvenle indiren, görünmeyen bir mühendislik disiplini çalışıyor. Yük Mühendisliği Birliği Başkanı Ahmet Altunkum, enerji yatırımlarından afet sonrası yeniden yapılanmaya uzanan bu kritik alanın neden artık “ileri mühendislik” olarak tanımlandığını anlatıyor.
Enerji dönüşümü çoğu zaman megavatlar, paneller ve türbinler üzerinden konuşuluyor. Oysa bu dönüşümün sahadaki gerçekliği; tonlarca ağırlıktaki yüklerin milimetrik hesaplarla kaldırıldığı, yüzlerce metre yükseklikte sıfır hata toleransıyla monte edildiği operasyonlarda şekilleniyor. Rüzgâr türbinlerinin dağ zirvelerine, offshore platformlarının denizin ortasına, enerji depolama sistemlerinin sanayi sahalarına güvenle yerleştirilmesi, yalnızca lojistik değil, ileri mühendislik gerektiren bir süreç. Yük Mühendisliği Birliği Başkanı Ahmet Altunkum’a göre yük mühendisliği, enerji dönüşümünün “yardımcı” unsuru değil; projelerin en başından itibaren başarısını belirleyen stratejik omurgası. Enerji yatırımlarından afet sonrası yeniden yapılanmaya, düşük karbonlu sanayiden offshore rüzgâr projelerine uzanan bu görünmez alan, bugün hız ile güvenlik arasındaki en hassas dengeyi kuruyor. Yük Mühendisliği Birliği (YMB) Başkanı Ahmet Altunkum ile konuştuk:

Büyük bir orkestra gibi
“Yük mühendisliğini büyük bir orkestra olarak düşünebiliriz. Dinleyicinin doğrudan fark etmediği ama eseri kusursuz şekilde icra eden, alanlarında usta müzisyenlerden kurulu bir ekip. Burada enstrümanlar ne kadar iyi olursa olsun, o ritim uzmanları tarafından kurgulanmadan, o müziğin icra edilmesi mümkün değildir. Biz bu uzmanlığı, enerji dönüşümünün sessiz ama vazgeçilmez bir altyapısı olarak görüyoruz. Çünkü bir rüzgâr türbini dağın zirvesine, bir offshore platformu denizin ortasına, bir enerji depolama sistemi sanayi sahasına yerleştirilmeden enerjide dönüşümden söz etmek mümkün değil. 100 metreyi aşan rüzgâr türbini kanatları, binlerce ton ağırlığındaki offshore modüller ya da yüzlerce metre yükseklikte yapılan montajlar basit bir ‘kaldırma ve taşıma’ işi değil, başlı başına bir mühendislik uzmanlığı. Bu ölçekteki projelerde her kaldırma operasyonu, sahaya çıkmadan çok önce başlıyor. Statik ve dinamik analizler yapılıyor, dijital simülasyonlar hazırlanıyor, zemin dayanımı ve hava koşulları en ince detayına kadar hesaplanıyor. Milimetrik toleranslarla tonlarca yükün hareket ettirilmesi, ancak bu disiplinle mümkün oluyor.
Öyle ki bugün yük mühendisliği, yalnızca ağır yüklerin kaldırıldığı ve taşındığı bir operasyon alanı olmaktan çıkmış durumda. Bir projenin henüz fikir ve tasarım aşamasındayken masaya davet edilen, riskleri önceden öngören ve mühendislik çözümleriyle yatırımın kaderini belirleyen bir uzmanlık alanı. Birçok büyük enerji ve altyapı projesinde ‘nasıl üretileceği’ kadar ‘nasıl kaldırılacağı, taşınacağı ve nasıl kurulacağı’ sorusu da artık bir projenin en başta yanıtlanması gereken kritik başlıklardan biri haline geldi. Örneğin, 1915 Çanakkale Köprüsü’nde 318 metre yüksekliğe yapılan rekor kaldırma ya da sektörümüzde daha önce gerçekleştirilen 11 bin 500 tonluk yüzer havuzun saatte sadece bir metre hızla taşınması gibi örnekler, yük mühendisliği hizmetlerinin bugün neden ileri mühendislik olarak tanımlandığını açıkça gösteriyor. Artık bu alan, kas gücünden çok mühendislik aklının konuştuğu bir disiplin.”
Hız ile güvenlik arasında hassas dengeyi kuruyor
“Yeni nesil enerji yatırımları, aynı zamanda çok daha hassas ve riskli ağır-uzun- geniş-yüksek yükler anlamına geliyor. Hidrojen altyapıları yüksek güvenlik gerektiriyor, enerji depolama sistemleri kimyasal ve termal riskler barındırıyor, düşük karbonlu sanayi tesisleri ise çok daha sıkı çevresel ve operasyonel standartlara tabi. Bu durum yük mühendisliğinin sorumluluk alanını ciddi biçimde genişletiyor. Artık yalnızca yükü güvenle kaldırmak ve taşımak yeterli değil, çevresel etkileri minimize etmek, iş güvenliğini en üst seviyede sağlamak ve projelerin sürdürülebilirlik hedefleriyle uyumlu şekilde hayata geçirilmesini sağlamak gerekiyor. Yük mühendisliği bu anlamda, enerji dönüşümünde güvenliğin ve sürdürülebilirliğin sahadaki somut karşılığı haline geliyor. Bu tablo, yük mühendisliğini yalnızca teknik bir hizmet alanı olmaktan çıkarıp, enerji dönüşümünün güvenli ilerlemesini sağlayan stratejik bir paydaş konumuna taşıyor. Çünkü yeni nesil enerji yatırımlarında yapılacak en küçük hata, çevresel sonuçlar da doğurabiliyor. Bu nedenle yük mühendisliği, enerji dönüşümünde ‘hız’ ile ‘güvenlik’ arasındaki hassas dengeyi kuran kritik disiplinlerden biri olarak öne çıkıyor.”
Dünyada 600 milyar doları aşan dev bir sektör
“Türkiye’de yük mühendisliği hizmetleri üretici, satıcı ve tedarikçileri hariç yaklaşık 15 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşmış durumda ve önümüzdeki dönemde enerji dönüşümü, altyapı yatırımları ve offshore projelerin etkisiyle bu büyüklüğün 50 milyar dolara kadar çıkabileceği öngörülüyor. Küresel ölçekte ise 2024 yılında yük mühendisliği, üretici-satıcı-tedarikçileri dahil 600 milyar doları aşan dev bir sektör haline gelmiş durumda. Önümüzdeki 10 yılda yük mühendisliği çok daha teknolojik, çok daha veri odaklı bir yapıya evrilecek. Dijital ikizler, ileri simülasyon teknolojileri, yapay zekâ destekli risk analizleri ve uzaktan kontrollü sistemler bu alanın standart araçları haline gelecek. Ancak yükler büyüdükçe ve projeler karmaşıklaştıkça hata toleransı da giderek azalacak. Bu da insan kaynağının niteliğini, mühendislik disiplinini ve uluslararası standartlara uyumu her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Bu nedenle bilgi paylaşımını, ortak aklı ve küresel iş birliklerini çok önemsiyoruz. 7-9 Nisan 2026’da İstanbul’da düzenleyeceğimiz LES-EXPO 2026 Avrupa-Asya- Afrika Yük Mühendisliği Hizmetleri Fuarı; yük mühendisliğinin geleceğinin, enerji dönüşümündeki rolünün ve yeni teknolojilerin konuşulduğu dünyanın ilk uluslararası ihtisas platformu olacak. Fuarı, dünyada yük mühendisliğinin geleceğinin konuşulduğu, enerji dönüşümünün sahadaki gerçekliğinin tartışıldığı küresel bir buluşma noktası olarak kurguluyoruz.”
Offshore rüzgar enerjisi ve yük mühendisliği iç içe geçen stratejik alanlar olacak
“Yakın gelecekte de Türkiye’de rüzgâr enerjisi üretiminin offshore alanlara yöneleceğini öngörüyoruz. Karasal sahalarda kapasite sınırlarına yaklaşılırken, deniz üstü rüzgâr santralleri çok daha yüksek ve istikrarlı üretim potansiyeli sunuyor. Ancak offshore rüzgâr yatırımları, klasik enerji projelerinden tamamen farklı bir uzmanlık, tecrübe ve ekipman seti gerektiriyor. Türk yük mühendisliği firmaları bu dönüşümü yakından takip ediyor; offshore projelere yönelik özel ekipman yatırımları yapıyor, insan kaynağını bu alana göre yetiştiriyor ve uluslararası projelerle deneyim kazanıyor. Türkiye açısından önemli bir potansiyelden söz ediyoruz. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü tarafından hazırlanan offshore rüzgâr haritalarının yatırımcıların kullanımına sunulması, bu alandaki somut adımların en önemli göstergelerinden biri. Önümüzdeki dönemde bu potansiyelin hayata geçmesiyle birlikte, offshore rüzgâr enerjisi ve yük mühendisliği çok daha iç içe geçen stratejik alanlar haline gelecek.”
Afet süreçlerinde kalıcı iyileşmenin temel unsurlarından biri
“Enerji dönüşümünün yanı sıra, afet sonrası yeniden yapılanma süreçlerinde de yük mühendisliğinin rolü giderek daha görünür hale geliyor. Bu tür durumlarda doğru plan ve mühendislikten yoksun müdahaleler, yeni felaketlere yol açabiliyor. Afet sonrası müdahalelerde yük mühendisliği, satrançta ilk hamleden son hamleye kadarki tüm süreçleri alternatifli olarak düşünebilmek, planlayabilmek ve tüm hamleleri görebilmek gibidir. Doğru hamleler süreci hızlandırırken, yanlış bir hamle tüm tabloyu kilitleyebilir. Doğru planlanmış bir kaldırma ve taşıma operasyonu, yeniden yapılanmayı hızlandırırken yanlış bir adım süreci aylarca geriye atabiliyor. Bu nedenle yük mühendisliği, afet ve acil durumlarda toplumsal ve kamusal güvenliğin ve kalıcı iyileşmenin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.”
