MUSTAFA ADIGÜZEL - FİNERA GENEL MÜDÜRÜ
Küresel ekonomi yeni bir enerji çağının eşiğinde. Yapay zekâ, veri merkezleri, robotik üretim ve ileri malzemeler gibi enerjiye aç teknolojiler hızla büyürken, bu dönüşümün kazananları yalnızca teknolojiyi geliştirenler değil; enerjiye kesintisiz, ucuz ve bol erişim sağlayabilenler olacak.
Bu noktada dünya iki zıt hikâyeye sahne oluyor. Bir yanda Avrupa, enerji bağımlılığını azaltmaya çalışırken yeni kırılganlıklar üretiyor. Diğer yanda Çin, tarihte benzeri görülmemiş bir enerji kapasitesi inşa ederek stratejik bir avantaj sağlıyor.
Avrupa: Bağımlılık değişti, risk derinleşti
Avrupa’nın enerji krizi 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle görünür hale geldi. On yıllar boyunca ucuz Rus gazına dayanan sanayi modeli bir anda çöktü. Fiyatlar rekor seviyelere çıktı, Almanya başta olmak üzere birçok ülkede sanayisizleşme tartışmaları başladı.
AB hızlı bir yön değişikliğine gitti: Rus gazı devre dışı bırakıldı, yerine LNG ikame edildi. Ancak bu çözüm, sorunu ortadan kaldırmak yerine şeklini değiştirdi.
Bloomberg raporuna göre Bugün ABD, Avrupa’nın LNG ihtiyacının yaklaşık %60’ını karşılıyor. 2030’a kadar bu oranın %80’e ulaşması bekleniyor. İskoçya Turnberry’de imzalanan ve AB’nin 750 milyar dolarlık Amerikan enerjisi alımını öngören anlaşma, bu yeni mimarinin sembolü.
Sorun şu:Avrupa, Rusya’ya olan bağımlılığını azaltırken, ABD merkezli yeni bir enerji bağımlılığı inşa ediyor.
Anlaşmalar şirketler arasında yapılsa da enerji bağımlılığı kaçınılmaz olarak jeopolitik bir kaldıraç yaratıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland ve Arktik bölgesine dair sert söylemleri, Avrupa’da bu kırılganlığı yeniden gündeme taşıdı. Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol’un uyarısı net: “Avrupa tüm yumurtalarını tek sepete koymamalı.”
Avrupa’nın yapısal sorunu: Enerji fakiri bir kıta
Avrupa’nın manevra alanı sınırlı:
- Norveç üretim sınırında
- Katar ve Orta Doğu ile ilişkiler, çevresel ve insan hakları regülasyonları nedeniyle zor
- Afrika ise altyapı ve siyasi riskler barındırıyor
Yenilenebilir enerji yatırımları hızlanıyor, ancak şebeke altyapısı, depolama sorunları ve yerel çevreci muhalefet nedeniyle kısa vadede LNG’nin yerini alabilecek kapasite henüz yok.
Özetle: Avrupa’da enerji pahalı, stratejik ve politik bir risk unsuru haline geliyor.
Çin: Enerji=sanayi gücü
Avrupa kırılganlaşırken, Çin tam tersine enerji üzerinden güç biriktiriyor.
Son dört yılda Çin, ABD’nin tüm sisteminden daha fazla enerji üretim kapasitesi ekledi. Yalnızca geçen yıl 543 gigawatt yeni kapasite devreye alındı; bu rakam, Hindistan’daki tüm santrallerin toplamından bile fazla.
Bu bir “enerji harcama çılgınlığı” değil; son derece bilinçli bir strateji.
Pekin’in hedefi açık:
- Enerji arz güvenliğini sağlamak
- Yakıt ithalatına bağımlılığı azaltmak
- Yapay zekâ, robotik ve ileri üretimde kalıcı rekabet avantajı elde etmek
Çin bu hedef doğrultusunda tüm kaynakları aynı anda kullanıyor:
- Güneş ve rüzgârda küresel liderlik
- Kömür ve gazla sistem istikrarı
- Nükleer ve hidroelektrikte dev ölçekli projeler
Tibet’te inşa edilen ve dünyanın en büyük hidroelektrik santrali olacak 167 milyar dolarlık proje, bu vizyonun en çarpıcı örneklerinden biri.
Oxford Enerji Çalışmaları Enstitüsü’nden Michal Meidan’ın ifadesi durumu özetliyor:
“Öncelik yalnızca arz güvenliği değil; rekabetçi fiyatlarla enerjiye erişim.”
ABD-Çin-Avrupa: Yeni enerji rekabeti
ABD’de enerji talebi on yıllar boyunca yatay seyretti. Bugün ise yapay zekâ ve veri merkezleri nedeniyle ciddi bir talep patlaması yaşanıyor. Ancak kapasite artışları bu hızın gerisinde kalıyor; elektrik piyasaları sıkışıyor.
Goldman Sachs’a göre, ABD bir enerji darboğazı ile karşı karşıyayken, Çin’de böyle bir risk görünmüyor.
Bu tablo, küresel rekabetin yeni eksenini netleştiriyor:
- Çin: Bol, ucuz ve planlı enerji → sanayi ve teknoloji üstünlüğü
- ABD: Talep artışı, arz baskısı → iç piyasada sıkışma
- Avrupa: Dışa bağımlı, pahalı enerji → rekabet gücü kaybı riski
Sonuç: Enerji, yeni sanayi politikasıdır
Enerji artık yalnızca bir girdi değil; jeopolitik güç, sanayi politikası ve teknolojik liderliğin temel bileşeni.
Avrupa için kriz bitmedi, sadece evrildi.Çin için ise enerji, geleceğin ekonomisini inşa etmenin ana aracı haline geldi.
Önümüzdeki on yıl, ülkelerin hangi teknolojiyi geliştirdiğinden çok, o teknolojiyi hangi enerjiyle ve hangi maliyetle besleyebildiği üzerinden şekillenecek.