Savaşın ne zaman biteceğini, Hürmüz Boğazı’nın ne zaman açılacağını tartışmak yararsızdır. Bir yatırımcı, geleceği tahmin etmeye çalışmak yerine değişen koşullara ayak uydurmalıdır. Kriz anlarında sığınılacak limanı belirleyen dinamik, yaşanan şokun enflasyonist mi yoksa deflasyonist mi olduğunda gizlidir.
Pandemiden beri piyasalarda üç büyük sarsıntı yaşandı. Riskli finansal varlıklardaki kayıpları karşılamak için hepsinde farklı köşelere sığınıldı. 2023 yılındaki bankacılık krizi, deflasyon riskini tetikleyerek devlet tahvillerini öne çıkardı. Trump’ın 2025’te açıkladığı gümrük vergileri, dünyada enflasyon endişelerini körükledi. Tahviller değer kaybetti. Altın fiyatı yükseldi. Diğer ülkelerin karşılık vereceği düşüncesiyle, dolar ve Amerikan varlıkları bu şoktan paylarını aldılar. 2026 savaşının ilk etkileri, fiyat artışlarını alevlendiren her gelişmenin türdeş sonuçlar doğurmadığını, piyasa tepkilerinin olaydan olaya farklılaştığını gösteriyor. Bu tabloda dolar ‘‘sığınak’’ özelliğiyle sivriliyor. Altın dengeli duruyor.
Boğaz kapalı kaldıkça, enerji ve gıda fiyatları üzerinden maliyet enflasyonu gelecektir. 1970'li yıllardaki petrol krizinde de ağır bir maliyet baskısı yaşandı. O dönemde hisse senetlerinde yaşanan kayıpları, tahviller karşılamadı. Bu tarz bir enflasyon, hem hisselerin hem de tahvillerin reel değerini aşındırıyor. Güvenlik arayışındaki yatırımcı için sağlıklı rota; birikimlerin satın alma gücünü koruyacak fiziki varlıklardan ve iyi bir nakit dengesinden geçiyor.