Piyasalar savaşın geleceği konusunda kararsızlığını koruyor. Her iki taraftan gelen çelişkili mesajlar durumu analiz etmeyi zorlaştırıyor. Yatırımcılar karmaşık sinyaller arasında sıkışıp kalmış durumdalar. Genel hava geçen haftaki kadar karamsar gözükmüyor. Tabii tek bir füze veya İran’dan gelecek olumsuz bir haber her şeyi değiştirir. Öte yandan, yeni bir safhaya geçilse bile, bu durum Hürmüz’de hemen normalleşme anlamına gelmeyecektir.
Bu belirsizlik Türkiye ekonomisini de yoğun bir sis bulutu içinde bırakıyor. Jeopolitik gerilimin sürmesi finansal kırılganlıkları körüklüyor. Savaşın yarattığı türbülans, döviz rezervlerimizi belirgin şekilde aşındırdı. Merkez Bankası’nın ay başından beri yaptığı döviz satışı 30 milyar doların üzerindedir. Altın fiyatındaki düşüş de rezervlere darbe vurdu. Döviz cephanesini güçlendirmek adına Merkez’in yurt dışında altın satışı yapabileceği dillendiriliyor.
Böyle bir konjonktürde, döviz kurunda ayarlama talep eden yaklaşımlar, ekonomik gerçeklikten uzaktır. TCMB ekonomistlerinin çalışmalarına göre, kriz zamanlarında döviz kurundan enflasyona geçişkenlik oranı yüzde 35’in üzerine çıkıyor. Firmalar bu dönemlerde maliyet artışlarını fiyatlara daha hızlı ve yüksek oranda yansıtıyorlar. Bu ayarlamanın büyük kısmı ilk 3 ay içinde gerçekleşiyor. Ben geçişkenlik oranının yüzde 50’den fazla olduğunu düşünüyorum. Enflasyon algısının zedelendiği bir süreçte kur artışına izin verilmesi, fiyat istikrarının temelden sarsılmasına yol açacaktır.