Denge kavramı çok önemlidir. Kelimesi kelimesine siyasal-ekonomik “denge” belki de asla ulaşılamayan bir durumdur. Her “durağan durum” denge değildir. Bugünün bilim ve teknoloji sınırında yaşayan ülkeleri bile kolayca dengeye gelememişlerdir. 10 milyonu eğitimsiz, sermayesiz ve mesleksiz köylü olan 12 milyon kişilik göçmen ve imparatorluk kalıntısıyla işe başlayan bir cumhuriyet tarihsel olarak kısa sürede dengeye gelemezdi. Hele hele jeopolitiği itibariyle kolay bir konumda değilse…
Bakalım. İngiltere’de parlamenter sistem zorunluydu çünkü kralın kalmasına karar verilmişti. Örneğin ‘Hem kral kalacak hem Cromwell’ gibi bir siyasal denge yoktur. Hem kral hem başkan olmaz. Kralın kalmasına kesin olarak karar verildiği andan kısa süre sonra 1694 yılında İngiltere Merkez Bankası kuruldu. Bu banka tanımı gereği “bağımsızdır”. Konunun 1990’larda teknik bir konu biçiminde popülerleşen günümüzün ‘merkez bankası bağımsızlığı’ kavramıyla ilgisi olmayıp derin bir toplumsal bağımsızlık söz konusudur. Kral kalmıştır ama ne keyfice vergi salabilir ne savaş kararı alabilir ne de hazine ödeneğini istediği gibi kullanabilir. Merkez bankası bu amaçla kurulmuştur. Bağımsızdır. Kimden? “Kraldan bağımsızdır” ve varlığı City’nin de vergi veren soylu ve tüccarların da “kraldan bağımsızlığı” anlamına gelir. Parlamento maliyeyi, Merkez Bankası da parayı denetler. Kral sonraki yüzyıllarda zaman zaman hakem kılığında kısmen siyasi bir aktör olabilmiş ancak mali ve parasal yetkileri daima mecliste ve merkez bankasında olagelmiştir. Kraliyet ailesinin şahsi harcamalarına bile merkez bankası karar veriyordu. Bugün sembolik bir kraliyet ailesi varsa bu sayededir. Kabul etmeseydi atacaklardı. 1694 kararı bir anlamda Magna Carta’nın devamıdır.
ABD’de büyük ölçekli toprak mülkiyeti var olmuştur; esasen kolonilerden oluşuyordu ve 13 koloni birleşerek ABD’yi kurdular. Toprak/işgücü oranı yüksekti. Kıt faktör işgücüydü. Zenciler bu nedenle getirildi. Önceleri 7 senelik kontratla gelip bu süre boyunca çiftlikte çalıştıktan sonra para ve arazi verilerek kendi toprağına sahip olacağı kontrata yazılan hür Avrupalı göçmenler geniş arazileri işletmeye yetemedi. Ancak ABD’de soyluluğa dayalı toprak mülkiyeti olmamıştır ve 1776 Devrimi ilk andan itibaren bunun olamayacağını hükme bağlamıştır. Sistem “seçilmiş monarkın” yetkilerinin sıkı sıkıya denetlenmesi üzerine bina edilmiştir. Hayli karmaşıktır. Common Law mirası siyasal sistemin stabilitesini sağlamakta son derece etkilidir. Yani hukuk ABD’nin bugünkü gücüne ulaşmasında kritik rol oynamıştır.
Almanya gümrük birliğini ve siyasi birliğini geç oluşturmuş olup eyaletlerin tepesine başkan yerleştirmeyi denememiş değildir. Führer ile yaşananlar nedir? İki kez dünya savaşının çıkmasında ön planda rol oynayan bu ülkenin par excellence başkanlık sistemi denemesidir. Ortaya çıkan felaketten sonra müttefikler ve Fransa Almanya’yı demir-çelik birliğine bağlayarak bir daha sorun çıkarmasını engellemek istemişlerdir. Eyalet yapısı baki kaldığı için değişik bir siyasal sistemi vardır. Almanya’da merkez bankası bağımsızlığın şahikası ve örneğidir. Finansal sistemi kartal gibi tepeden gözlemekte ve düzenlenmesinde büyük rol oynamaktadır. Siyasal sistemin karmaşıklığını dengeleyen bir stabilite kurumudur ve herhangi bir merkez bankasına benzemez. Avrupa Merkez Bankası da aynı ihtiyacın ürünüdür ancak gerek siyasal gerekse bütçe/kamu maliyesi tarafında üye ülkeler yetki devri yapmadıkları için etkisi umulandan az oldu.
İspanya, Portekiz, Yunanistan gibi ülkeler askeri diktatörlük yaşadıktan sonra AB tarafından içerilerek kuşatılmış ve zor kurtuldukları gayya kuyusuna geri dönmeleri engellenmiştir. Bu ülkelerde 20. Yüzyılın ilk yarısının siyasal ve sınıfsal çelişkileri başka biçimler almış ve elbette özleri değişmiştir. Bu ülkelerde 1930’lardan devreden bu durumun uzun sürmesinin en önemli nedeni atalet ve elbette Soğuk Savaş’tır. Örneğin Franco'nun misyonu 1960'ların başında sona ermiştir ancak Frankizmden çıkış için 15 sene kadar beklemek gerekmiştir.
Bugün “dengede” gibi görünen, en azından çok sayıda Asya, Afrika, Orta Doğu ülkesine bakınca kurumlarına stabilite ve etkinlik kazandırmış olan bu ülkeler bile kendilerine büyük avantaj sağlayan siyasal teoloji/siyasal kültür/Rönesans/Reform/Aydınlanma geçmişlerine rağmen buraya kolay gelmediler. Henüz çok erken diyebiliriz. Hatta Orta Çağ’a geri dönüş oralarda da mümkündür. Yine de teknolojinin yayılma etkisini hafife almamak lazım. Yüzyılın ilerleyen safhalarında seyrin hangi yöne olacağını yeni kuşaklar yaşayarak görecek. Bazı bölgelerde demografi iletişim + teknolojiye karşı. AI zaten artık asıl konuya dönüşüyor. İdeoloji ve siyasal kültürün teknolojiye ayak uyduramadığı bir dönem daha yaşanacak gibi görünüyor.