21’inci yüzyıl, bilginin değil onu işleme, anlamlandırma ve karara dönüştürme gücünün belirleyici olduğu bir çağdır. Algoritmalar görünmez iktidarlar kurarken, insanlığın en büyük sınavı hesaplama kapasitesini muhakemeyle dengelemek olacaktır artık.
22’nci yüzyılın tarihçileri, 21’inci yüzyılı "algoritmaların iktidarı devraldığı yüzyıl" olarak yazacaklar.
Çünkü; insanlık çağının her değişimi bir odak üzerinden gerçekleşti.
Taş çağında fiziki güç, tarım çağında toprak sahipliği, sanayi çağında makine çeşitliliği, bilgi çağında bilgi yönetimi egemen oldu. Tarihçiler anlatılar, buluntular ve kanıtlar üzerinden bu dönemleri anlattılar.
Bu yüzyılı anlatan tarihçilerin en önemli farkı ise tanık oldukları çağı anlatmak olacaktır. Yüzyılın ilk yarısında, bilgi toplama ve bilgi işleme döneminin yaşandığını, ikinci yarısında bilginin değeri ve bilgi işleme egemenliğinin oluşturduğu çağ geçişinin yaşandığın söyleyecekler. Herkesin her bilgiye en az maliyetle erişebilmesi nedeniyle artık bilgi kıt kaynak olarak değerlendirilmedi. Ama bilgi işleme yeteneği, bilgi işleme ölçütleri, değer ve karar üretme kapasitesinin oluşturduğu egemenlik nedeniyle bu çağın hesaplama çağı olduğunu söyleyecekler.
Egemenliğin görünmeyen ağlara taşındığı yazılacak
Tarihçiler bu çağı yazarken, devrimlerin artık meydanlarda değil, görünmeyen ağlarda gerçekleştiğini anlatacaklar. Sınırlar yerinde dururken egemenlik alanlarının değiştiğini; bayraklar aynı direklerde dalgalanırken, egemenliğin ağlara taşındığını yazacaklar.
Siyasetçilerin seçim kazandığını; fakat gündemi algoritmaların belirlediğini görecekler. Sandıklar meşruiyet üretti ama iktidar üretmeye yetmedi.
Bürokratların mevzuatları hazırladığını; ama hayatın ritmini yazılım güncellemelerinin değiştirdiğini fark edecekler. Devletler artık yalnızca düzenleyen değil, hesaplama kapasitesi inşa eden kurumlara dönüşmek zorunda kaldılar.
Ekonomistler, büyüme rakamlarını tartışırken değerin fabrikalarda değil, verim kapasitesiyle işlemcilerde üretildiğini görecekler.
Bilim insanları bilginin peşinden koşarken, bilginin ekonomik güce dönüşme hızının artık keşiflerle değil erişim hızıyla belirlendiğini yazacaklar. Teknokratlar, teknolojiyi yönetmeye odaklanırken teknolojinin insan davranışını yönetmeye başladığını not düşecekler.
Yeni çağın sermayesi: Veri, teknoloji ve güven
İş insanları sermayenin para olduğunu düşündükleri dönemin kapandığını kabul edecekler. Yeni çağın sermayesinin veri ve teknoloji, hesaplama ve erişim hızı, itibar ve güven yönetimi, enerji yeterliliği olduğunu görecekler. Bunlardan birini bile kaybedenlerin servetlerinden olacağını, tamamını kaybedenlerin geleceklerinin kalmayacağını anlatacaklar.
Gazetecilerin haber yazdığı, akademisyenlerin makale yayımladığı, sanatçıların eser ürettiği bir dönemde; görünmez algoritmaların hangi haberin okunacağına, hangi makalenin görüleceğine, hangi eserin hatırlanacağına karar verdiğini de yazacaklar. Böylece ifade özgürlüğünün yalnızca konuşabilmek değil, duyulabilmek meselesi hâline geldiğini de kayda geçirecekler.
Avukatlar, savcılar ve hâkimler için de bu çağın ayrı bir anlamı olacak. Hukukun yalnızca insanların eylemlerini değil, algoritmaların kararlarını da denetlemek zorunda kaldığı ilk dönem olarak anılacaklar. Adaletin yeni sınavı, kanunların teknolojiye yetişmesi değil; teknolojinin hukukun önüne geçmesini engelleyebilmek olduğunu söyleyecekler.
Öğretmenler bilgi aktarmanın yeterli olmadığını; öğrenmeyi öğrenmenin, sorgulamanın ve muhakemenin en değerli becerilere dönüştüğünü anlatacaklar. Çünkü bilgiye ulaşmanın maliyeti sıfıra yaklaşırken, doğruyu yanlıştan ayırabilmenin maliyeti hiç olmadığı kadar artmış olacak.
Anne ve babalar çocuklarını yalnızca iyi okullara göndermenin yeterli olmadığını görecekler. Çocuklarını ekranlardan, manipülasyondan ve dikkat ekonomisinin görünmez rekabetinden koruyabilmenin de ebeveynliğin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini tekrar tekrar fark ettirecekler.
Çalışanlar işlerinin ellerinden alıp almayacağını tartışırken, asıl değişimin mesleklerde değil insanın değer tanımında yaşandığını, "Ne iş yapıyorsun?" değil, "İnsan olarak hangi değeri üretebiliyorsun?" sorusunu yanıtlamaları gerektiğini anlatacaklar.
Belki de tarihçiler en çok şunu yazacaklar.
Bu çağın insanları, iktidarı hâlâ seçim sandıklarında, parlamentolarda ve kürsülerde ararken, iktidar çoktan veri merkezlerine taşınmıştı. Onlar devletlerin küçüldüğünü ya da büyüdüğünü tartışırken, devletlerden daha etkili kararlar alabilen sistemler sessizce kuruluyordu. En büyük yanılgıları, görünür olanı güç, görünmeyeni ise araç sanmalarıydı.
Yüzyılın en büyük devriminin, en büyük yanılgı olma ihtimali...
İnsanlık, hesaplama gücünü artırırken muhakeme gücünü de geliştirmezse, bu yüzyılın en büyük devrimi aynı zamanda en büyük yanılgısı olarak anılacaktır. Hesaplama çağı teğet geçilmiş olacaktır.
22’nci yüzyılın tarihçileri belki de bu yüzyılı tek cümleyle özetleyecekler.
İnsanlık bilgiye sahip olmayı medeniyet sandı; oysa medeniyet, bilgiyi hesaplayabilenlerle hesaplayamayanlar arasında yeniden kuruldu. Hesaplanamayanlar ise tarihin dipnotu, hesaplayamayanlar tarihin ismini anmadıkları oldu.