Türk yatırımcıların yurt dışındaki gayrimenkul ve oturum programlarına ilgisinin arkasında artık yalnızca yatırım getirisi yok. Çocukların Avrupa’da eğitim alabilmesi, uluslararası iş fırsatlarına erişim ve aile için alternatif bir gelecek oluşturma isteği öne çıkıyor. Vesta Global Kurucu Ortakları Teuta Narazan ve Armağan Akyüz, yatırım yoluyla oturum programlarının modern servet yönetiminin yeni araçlarından birine dönüştüğünü söylüyor.
Bir dönem yurt dışında ev almak, ağırlıklı olarak döviz bazında kira geliri sağlayacak bir yatırım olarak görülüyordu. Bugün aynı kararın arkasında çok daha kapsamlı bir gelecek planı var. Çocukların Avrupa’da eğitim alabilmesi, uluslararası çalışma ve şirket kurma imkânlarına erişim, sağlık hizmetlerinden yararlanma, farklı ülkelerde varlık oluşturma ve gerektiğinde kullanılabilecek güvenli bir alternatif… Türk yatırımcının yurt dışına bakışı değişirken, “Golden Visa” olarak bilinen yatırım yoluyla oturum programları da göçün ötesinde bir anlam kazanıyor. Yatırımcıların büyük bölümü Türkiye’den ayrılmayı değil, kendileri ve çocukları için sınırların daha az belirleyici olduğu bir gelecek kurmayı hedefl iyor.
Vesta Global Kurucu Ortakları Teuta Narazan ve Armağan Akyüz, yaklaşık dokuz yıldır yüzlerce yatırımcıya danışmanlık verdiklerini ancak bu kişilerin neredeyse tamamının yaşamını Türkiye’de sürdürdüğünü anlatıyor. Narazan, yatırımcıların temel motivasyonunu iki kelimeyle
özetliyor: “Seçenek sahibi olmak.”
Göç değil, aile için bir B planı
Vesta Global, 2017 yılında Teuta Narazan ve Armağan Akyüz tarafından, Türk yatırımcıların yurt dışında oturum, vatandaşlık ve gayrimenkul yatırımlarını güvenli biçimde gerçekleştirebilecekleri bir danışmanlık modeli oluşturmak amacıyla kuruldu. Yunanistan Golden Visa programıyla başlayan şirket bugün Avrupa, Amerika, Körfez ve Karayipler’de 10’dan fazla yatırım programında hizmet veriyor.
Narazan ve Akyüz, kendilerini tek bir ülkeyi ya da projeyi pazarlayan şirketlerden ayırdıklarını söylerken, sürecin, yatırımcının gerçek amacını anlamakla başladığını belirtiyorlar: “Yatırımcıya doğrudan ‘Yunanistan’dan ya da Portekiz’den yatırım yapın’ demiyoruz. Döviz bazında kira geliri mi hedefl iyor, çocuklarının eğitimini mi planlıyor, şirketini uluslararası pazarlara mı açmak istiyor, yoksa ailesi için geleceğe yönelik bir B planı mı oluşturuyor? Önce bunlara bakıyor, ardından uygun ülkeyi ve yatırım modelini belirliyoruz. Pandemi, jeopolitik riskler, sağlık hizmetlerine erişim ve uluslararası seyahat kısıtları bu arayışı hızlandıran başlıca gelişmeler oldu. Finansal portföyde farklı varlık sınıfl arına yatırım yapan aileler, artık yaşam ve hareket alanlarını da çeşitlendirmek istiyor. Nasıl bütün yumurtaları aynı sepete koymamak için finansal yatırımlar çeşitlendiriliyorsa, bugün mobilite açısından da benzer bir yaklaşım var. B planının hiçbir zaman kullanılmasına ihtiyaç duyulmayabilir. Fakat gerektiğinde hazır olduğunu bilmek önemli bir güven sağlıyor.”
Eğitim, yatırım kararının merkezine yerleşti
2017’de ağırlıklı olarak yüksek gelir grubunun ilgi gösterdiği programlar, bugün daha geniş bir yatırımcı kitlesine ulaşıyor. Profilin değişmesinde çocukların eğitimi önemli rol oynuyor. Aileler yalnızca üniversite dönemini değil, çocuklarının ilkokuldan itibaren farklı ülkelerde eğitim alabilmesini, mezuniyet sonrasında çalışma hakkına sahip olmasını ve uluslararası bir kariyere daha kolay adım atmasını değerlendiriyor. Bu nedenle yatırım kararında gayrimenkulün getirisi kadar, kazanılan oturum hakkının çocuklara sunduğu eğitim ve yaşam fırsatları da belirleyici oluyor.
Narazan ve Akyüz’e göre küçük çocuğu bulunan aileler daha uzun vadeli vatandaşlık rotalarını değerlendirebilirken, yakın dönemde eğitim planı olanlar daha hızlı hareket ve yerleşim imkânı sağlayan seçeneklere yöneliyor. Girişimciler ise oturum hakkını yalnızca aileleri için değil, Avrupa’da şirket kurmak, yatırım yapmak ve işlerini uluslararası pazarlara taşımak amacıyla kullanıyor. Şöyle diyorlar: “Programların sağladığı haklar bireysel olsa da ekonomik etkileri çok daha geniş. Oturum izni, birçok ülkede o ülkenin vatandaşlarıyla benzer şartlarda şirket kurma ve yatırım yapma olanağı sağlayabiliyor. Bu nedenle karşımızda hem ailesinin geleceğini hem de şirketinin büyümesini planlayan bir yatırımcı profili var.
Yunanistan yakınlıkla, Portekiz esneklikle öne çıkıyor
Türk yatırımcıların ilk tercihi, coğrafi ve kültürel yakınlığın da etkisiyle Yunanistan. Gayrimenkul yatırımına dayalı modelin daha kolay anlaşılması ve Türkiye’ye kısa mesafede alternatif bir yaşam alanı sunması ilgiyi güçlendiriyor.
Özellikle daha önce ticari kullanıma ayrılmış yapıların konuta dönüştürüldüğü ve gerekli şartları taşıyan projeler, 250 bin Euro seviyesinden oturum başvurusuna imkân tanıyabiliyor. Ancak Narazan, bu kategorideki proje sayısının sınırlı olduğuna ve her dönüşüm projesinin programa uygun olmadığına dikkat çekiyor: “Bir projenin yalnızca gayrimenkul olarak iyi olması yetmiyor. Golden Visa mevzuatına da uygun olması gerekiyor. Her projeyi hukukçularımızla birlikte inceliyor, uygunluğu doğrulanmayan projeleri portföyümüze almıyoruz. Yatırımcı kendi başına hareket ederek uygun olmayan bir projeyi satın aldığında oturum hakkını elde edememe riskiyle karşılaşabilir.”
Portekiz ise gayrimenkul yerine yatırım fonlarının öne çıktığı yapısıyla, varlıklarını çeşitlendirmek isteyen ailelerin ilgisini çekiyor. Program, yatırımcılara ülkede sürekli yaşama zorunluluğu olmadan sınırlı gün şartlarıyla oturumlarını koruma imkânı sunuyor. Portekiz’de vatandaşlık için gereken yasal ikamet süresinin uzatılmasına yönelik değişiklikler parlamentoda kabul edilmiş olsa da Temmuz 2026 itibarıyla yürürlüğe giriş ve geçiş hükümleri yakından izlenmesi gereken bir alan olmaya devam ediyor. Portekiz’in mevcut yatırım oturumu düzenlemesi, ilk yıl en az yedi, sonraki dönemlerde ise en az 14 günlük kalış şartı öngörüyor.
Oturum programları servet yönetiminin parçası oldu
Yurt dışı yatırım kararının arkasında artık tek bir motivasyon bulunmuyor. Bir aile için çocukların eğitimi öncelik kazanırken, başka bir yatırımcı döviz bazında gelir arıyor; bir girişimci ise şirketini yeni pazarlara açmak istiyor. Narazan ve Akyüz, bu dönüşümün yatırım yoluyla oturum programlarını klasik bir gayrimenkul işleminden çıkardığını belirtiyorlar: “Bugün oturum ve vatandaşlık programları yalnızca göç etmek isteyenlere hitap etmiyor. Ailenin geleceğini, çocukların eğitimini, iş fırsatlarını ve varlıkların farklı ülkelerde çeşitlendirilmesini kapsayan modern bir servet yönetimi aracına dönüşüyor. Asıl mesele başka bir ülkeye taşınmak değil; ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek güvenli ve doğru yapılandırılmış seçeneklere sahip olmak.”
Her yatırımcı için aynı ülke doğru değil
Vesta Global’in danışmanlık modelinin merkezinde ülke değil, yatırımcı profili bulunuyor. Alternatif bir yaşam alanı ve Türkiye’ye yakınlık arayanlar için Yunanistan; fon yatırımı ve uzun vadeli Avrupa planı yapanlar için Portekiz; sermaye yatırımı yoluyla şirketlere ortak olmak isteyenler için Fransa veya İtalya gibi seçenekler gündeme gelebiliyor. Fransa’da ekonomik yatırımcılar için “talent” (yetenek) oturum düzenlemesi bulunuyor ve uygun koşullarda eş ile çocuklar da aile birleşimi kapsamında süreçten yararlanabiliyor. Kartın niteliği ve süresi yatırımın türüne ve başvuru sahibinin durumuna göre değişiyor. Daha düşük yatırım seviyelerinde doğrudan vatandaşlık alternatifi arayan bazı yatırımcılar ise Karayip ülkelerindeki hibe programlarını değerlendiriyor. Ancak Narazan ve Akyüz’ün vurguladığı konu, yalnızca giriş maliyetine bakılarak karar verilmemesi gerektiği. Pasaportun sağladığı seyahat hakları, yatırımın geri dönüşü, aile bireylerinin kapsama alınması, vergi sonuçları ve programın gelecekte değişme ihtimalinin birlikte ele alınması gerekiyor.
