Küresel yerleşik düzen, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki iş birliği ikliminden uzaklaşıyor. ABD’nin Venezuela hamlesi bu sarsıntıya boyut kazandırdı. Artık karşımızda, liberal değerlerin değil, coğrafi hâkimiyetin ön planda olduğu bir ‘‘nüfuz alanları’’ mücadelesi var. Trump’ın Grönland’dan Venezuela’ya uzanan stratejik kaynak ve güvenlik odaklı dili, ticaret savaşlarının sadece bir başlangıç olduğunu gösteriyor. Bu yeni dünya tasarımında güç, diplomasi masalarından ziyade ticaret yollarını ve yeraltı kaynaklarını koruma yeteneğiyle ölçülüyor.
Bu kutuplaşma ikliminde Çin, ABD askeri müdahaleciliğine karşı kendisini ‘‘dengeleyici güç’’ olarak konumlandırıyor. Latin Amerika’da Venezuela’nın en büyük alacaklısı ve stratejik ortağı olan Pekin, Washington’un sert söylemlerinden bunalan bölge ülkeleri için cazip bir ekonomik limana dönüşebilir. Trump yönetiminin Meksika ve Kolombiya’ya yönelik askerî harekât tehditleri, Latin Amerika’nın ekonomik rotasını Asya’ya kırmasına neden olabilecek bir zemin hazırlıyor.
Bu parçalanma süreci, yatırım stratejilerinin yenilenmesini zorunlu kılıyor. Küresel tedarik zincirlerindeki kırılganlık ve artan jeopolitik oynaklık, döviz rezervlerini ve ülkelerin varlık fonlarını güvenli liman arayışıyla altın ve stratejik emtialara yönlendiriyor. Yeni dönemde emtialarda pozisyon almak ve derinliği az ancak büyüme potansiyeli yüksek Asya piyasalarındaki sermaye hareketlerini takip etmek, yatırımcılar için bir mecburiyettir.