Dokuz gezegensel sınırdan altısı aşıldı. Enerji maliyetleri katlandı. Atık ekonomisi, hâlâ ‘yokmuş gibi’ davranılan devasa bir değer kaybı.
Modern ekonomi, yaklaşık iki yüz yıldır şunu söylüyor: Büyüme mümkündür, süreklidir ve sınırsızdır.
Bu varsayım her dönem test edildi. Krizler çıktı. Ama hep aynı cevap üretildi: Teknoloji çözer, verimlilik artar ve piyasa hep uyum sağlar.
Bugün, bu anlatı tarihsel bir sınıra dayanmış durumda. Ve bunlar döngüsel krizlerin değil; fiziksel, ekolojik ve sistemik gerçekliğin sınırları.
1972’den bir uyarı
1972’de yayımlanan Limits to Growth, MIT’de geliştirilen bir modele dayanıyordu. Kitabın temel iddiası basitti: Sınırlı bir gezegende, sınırsız büyüme sürdürülemez.
Model, beş temel değişken üzerine kurulmuştu: Nüfus, sanayi üretimi, gıda, yenilenemeyen kaynaklar ve kirlilik. Sonuç netti: ‘Eğer mevcut eğilimler sürerse, küresel sistem ani değil, kademeli bir çöküş yaşayacak. Önce büyüme yavaşlayacak, ardından yaşam standartları düşecek. Çöküşün nedeni, kaynak tükenmesi, kirlilik, gıda krizi ve bunların tetiklediği zincirleme etkiler olacak.’
Ana akım iktisat, bu uyarıyı küçümsedi. Teknoloji karşıtlığı ve hatalı modelleme suçlamaları yapıldı. Oysa, kitap şunu söylüyordu: Geri beslemesiz büyüme, sistemi içeriden çökertir.
Yarım yüzyıl sonra, öngörülen tablo neredeyse eksiksiz karşımızda: Kaynak baskısı, enerji darboğazı, çevresel sınırların aşılması, sosyal gerilimler ve yönetişim krizi.
Büyümenin sınırı ne?
Kitabın en rahatsız edici uyarısı şuydu: Çöküş, fark edildiğinde, çoktan başlamış olur.
Dokuz gezegensel sınırdan altısı aşıldı. Enerji maliyetleri katlandı. Atık ekonomisi, hâlâ ‘yokmuş gibi’ davranılan devasa bir değer kaybı. Yapay zekâ uygulamaları yüksek enerji ihtiyacıyla yeni bir kapı açıyor.
Bunlar birlikte okunduğunda şunu gösteriyor: Sistem her yerinden aşırı yüklenmiş durumda.
Enerji olmadan üretim olmaz. Girdi olmadan değer zinciri kurulmaz. Atık yok edilemez, yalnızca yer değiştirir. Büyümenin sınırı talepte değil, gezegenin taşıma kapasitesindedir.
Yeni enerji rejimi
Her büyüme dalgasının arkasında bir enerji rejimi var. Kömür, petrol, fosil yakıtlar ve bugün dijital ekonominin altyapısı olan veri merkezleri…
Bugün yaşadığımız kriz, yalnızca temiz enerjiye geçiş meselesi değil. Asıl mesele, yüksek hızda çalışan ekonomik sistemin, fiziksel ve altyapısal sınırlarla çarpışması.
Yenilenebilir kapasite artsa bile, şebekeler, depolama ve iletim altyapısı bu hıza uyum sağlayamıyor. Darboğaz tam da burada ortaya çıkıyor.
Stratejik ESG: Risk ve fırsat yönetimi
ESG itibar kaybetti. Önemsiz olduğu için değil, bağlamı yanlış kurulduğu için. Oysa, regülasyonlara bakarak oyunu doğru okumak gerekiyor. CSRD, TSRS ve benzeri çerçeveler, şirketlere artık şunu söylüyor: ‘Dışsallaştırdığın riskleri artık bilanço dışında tutamazsın.’
Bu, Limits to Growth’un kurumsal düzeydeki tercümesi gibi. Çünkü raporun temel uyarısı şuydu: Sorun büyüme değil, kontrolsüz ve geri beslemesiz büyümedir.
Stratejik ESG bu yüzden bir iyi niyet beyanı değil, gecikmeli riskleri ve gölge fırsatları erken görünür kılma aracıdır. Sermaye maliyeti, risk yönetimi ve ekonomik süreklilik meselesidir.
Yapay zekâ: Kurtarıcı değil, kaldıraç
Tarihsel olarak her büyük teknolojik sıçrama, büyüme anlatısını yeniden canlandırdı. Yapay zekâ da bugün bu rolü oynuyor.
Bir farkla. Yapay zekâ yeni bir enerji kaynağı yaratmıyor. Ama enerjinin, sermayenin ve emeğin nasıl kullanıldığına dair kararları dönüştürüyor. Doğru sınırlar içinde verimlilik ve tasarruf sağlıyor. Sınırlar yoksa verimsizliği, tüketimi ve eşitsizliği ölçeklendiriyor.
Bu nedenle yapay zekâ bir çözüm değil, bir kaldıraç. Yani, neyi merkeze koyarsanız onu büyütüyor. Eğer sistem zaten sürdürülemez hale gelirse, yapay zekâ bizi çözüme değil, çarpışmaya daha hızlı götürür.
Sonuç: 2026 eşik olabilir mi?
Büyüme retoriği neredeyse bir tabu gibi. Ertelenebilir, yavaşlatılabilir ama tamamen terk edilemez. Ancak sınırlar da bir noktaya kadar esnetilebilir. Görmezden gelinen her sınır, sistemin içinde sessizce birikir ve sonunda kendini kriz olarak dayatır.
1972’de sorulan ‘Büyüme durdurulmalı mı?’ sorusu bugün anlamını yitirdi. 2026'da artık şu soruyla yüz yüzeyiz: ‘Sınırları görmezden gelen bir büyüme modelinde ısrar mı edeceğiz, yoksa büyümeyi ilk kez sınırları kabul ederek yeniden mi tanımlayacağız?’
Çözüm; döngüsellik, enerji dönüşümü, stratejik ESG ve yapay zekâdan geçiyor.
Bunlar, insanın doğayla, ekonomiyle ve teknolojiyle kurduğu ilişkiyi yeniden yazmaya zorlayan yapısal başlıklar. Derdimiz, büyümeyi kurtarmak değil; büyümenin hangi anlam, hangi sınır ve hangi etik zemin üzerinde kurulması gerektiğini düşünmek olmalı.