Çoklu krizler çağında yaşıyoruz. İklim, jeopolitik, teknoloji, eşitsizlik… Her yerden ‘dönüşüm’ sesleri yükseliyor. Peki, kurumsal dünya gerçekten dönüşüm rayında mı, yoksa sadece ‘dönüşüm anlatısı’ mı üretiyor?
Anlatı daha ucuz, hızlı ve çoğu zaman da yatırımcı dostu. Piyasa ise kısa vadede bu farkı ya ayırt edemiyor ya da ayırt etmek istemiyor. Çünkü anlatı, belirsizlik çağında en likit varlık.
Yeşil dönüşüm ve yapay zekâ
Açalım. Son dönemin iki büyük kurumsal meselesi ne? Yeşil dönüşüm ve yapay zekâ. Her ikisi de son derece kritik. Ama her ikisi de kendi anlatısının ağırlığı altında eziliyor.
Yeşil dönüşüm, gerçeğinden ziyade, anlatı üzerinden kendine bir yer edindi. Bakınız ‘green-washing’ olgusuna. Kurgulanan anlatı, en büyük zararı yine dönüşümün kendisine verdi. Kavramın altı boşaltıldı. Güven aşındı.
Gelelim, yapay zekâ devrimine! Tıpkı yeşil dönüşümde olduğu gibi, burada da giderek bir ‘AI-washing’ anlatısı kuruluyor.
Veriler ne diyor?
Yakın zamanda Oxford Economics bir rapor yayımladı. 2025'te ABD'de gerçekleşen işten çıkarmaların yalnızca %4,5’i doğrudan yapay zekâ kaynaklı. Buna karşın piyasa koşulları gerekçesiyle yapılan işten çıkarmalar bundan dört kat daha fazla.
Meseleyi derinleştiren başka bir veri daha var. Harvard Business Review’ın küresel yönetici araştırmasına göre şirketlerin %60’ı, henüz gerçekleşmemiş bir otomasyon senaryosu için ya bugünden işten çıkarma yapıyor ya da işe alımı yavaşlatıyor.
Deutsche Bank analistleri bu olguya bir isim koydu: ‘AI redundancy washing’, yani yapay zekâ kılıflı işten çıkarma. Şirketler, işten çıkarmaları yapay zekâ dönüşümünün kaçınılmaz bedeli olarak sunuyor. Piyasa bunu verimlilik olarak fiyatlıyor. Böylece, spekülatif bir gelecek, bugünkü sert kararların zemin taşlarını diziyor.
Bu anlatı, çalışanların yapay zekâya ilişkin algısını da belirliyor. Mercer’in raporuna göre, çalışanların yapay zekâ nedeniyle iş kaybetme kaygısı 2024'teki %28'den 2026'da %40'a fırladı. Rapor ayrıca, çalışanların %62'sinin, liderlerinin yapay zekânın duygusal ve psikolojik etkisini hafife aldığını düşündüğünü ortaya koyuyor.
Şeffaflık eksik!
İki ‘washing’ biçimi elbette simetrik değil. Ama, aynı sistemin çıktısı. ‘Green-washing’ için ölçülebilir bir fiziksel gerçek var. Emisyon, enerji, atık… Ölçersiniz ve yakalarsınız.
‘AI-washing’ ise belirsizliği hammadde olarak kullanıyor. Ölçüm zor, zaman ufku kaygan, etki dağınık. Ama çok etkili bir anlatı ile teknolojinin tüm iş dünyasını bilişsel olarak ele geçireceği önümüze konuluyor. Bu yüksek anlatı, ölçülemediği sürece sorgulanamıyor da. Sadece belirsizlik ve panik yaratıyor.
Bu ikisinin kritik bir kesişim noktası var. O da şeffaflık eksikliği. Bu da piyasa oyuncuları için gerçek bir konfor alanı. Her ikisinde de dönüşüm anlatısı, kurgulanma amacına uygun şekilde çalışıyor. Piyasaları yönlendiriyor, sorgulamayı öteliyor, hesap verebilirliği askıya alıyor. Anlatı, gerçek dönüşümden daha hızlı etki üretiyor.
Sonuç: Yapısal çözüm şart!
‘Washing’ ekonomisi illaki bir ahlâk sorunu olmak zorunda değil. Net olan, bunun bir tasarım sorunu olduğu. Sistem, bu davranışı rasyonel kılacak şekilde tasarlanmış. Kısa vadeli yatırımcı beklentileri, uzun vadeli hesap verebilirlik eksikliği, regülasyon boşlukları ve anlatıların gerçek efordan çok daha hızlı değer üretmesi şirketleri bu yola iterek, neredeyse bir de üstüne ödüllendiriyor.
Böylece, ‘washing’ bir optimizasyon stratejisine dönüşüyor. Şirketler, gerçekleşmemiş bir dönüşümü, sadece anlatı üzerinden, bugünkü defter değerine transfer ediyor.
Bu yüzden konuya yapısal bakmak şart! Anlatı değişse de mekanizma aynı. Bu da gerçek dönüşümün önündeki en büyük engel.
Dediğim gibi, bu bir tasarım meselesi. Tasarım değişmediği sürece, yani uzun vadeli hesap verebilirlik, kısa vadeli piyasa teşviklerine bağlanmadığı sürece; her yeni teknoloji dalgası, her yeni kriz, her yeni 'dönüşüm' söylemi kendine yeni bir ‘washing’ biçimi üretecek.
Dürüstlüğünü sorgulamaya açık şu notla bitirelim. Mercer raporu, yatırımcıların ezici bir çoğunluğunun (%97) çalışanlarını yapay zekâ konusunda sistematik biçimde geliştiremeyen ve onları geleceğe taşıyamayan şirketlere yönelik finansman kararlarının olumsuz etkileneceğini söylediğini ortaya koyuyor. Yaşayıp, göreceğiz!