Letven Capital Genel Müdürü Kamil Kılıç, girişim sermayesini yalnızca yüksek risk-yüksek getiri denklemiyle değil, ekonominin geleceğine yönelik bir “dayanıklılık sermayesi” olarak tanımlıyor. Tarımdan yapay zekâya, robotikten enerjiye uzanan yatırımları geleceğin ekonomik maliyetlerini bugünden azaltmanın aracı olarak gören Kılıç, “Yaratıcı yıkım çağında ekonomiler ikiye ayrılacak: Dönüşümü finanse edenler ve dönüşümün maliyetini ödeyenler” diyor. Türkiye’nin hangi tarafta yer alacağını ise bugün sermayenin nereye yönlendirileceği belirleyecek.
Kaybetme ihtimaliyle mi, yoksa yatırım yapmadığınızda kaybedeceklerinizle mi? Letven Capital Genel Müdürü Kamil Kılıç’ın girişim sermayesine bakışı bu noktadan başlıyor. Ona göre girişim sermayesini yalnızca gelecek vadeden şirketleri bulup finanse eden bir yatırım modeli olarak görmek artık yeterli değil. Sermayenin yeni görevi, ekonominin kırılgan olduğu alanları bulmak ve bu kırılganlıkları azaltacak teknolojileri henüz erken aşamadayken desteklemek. Tarımda su stresini azaltan teknolojiden enerjide dışa bağımlılığı düşürecek çözümlere, sanayide robotik ve yapay zekâdan, kritik altyapılara kadar yatırım yapılacak alanları da bu nedenle yalnızca “nerede büyüme var?” sorusu belirlemiyor. “Gelecekte en büyük maliyet nerede oluşacak ve bunu bugünden nasıl azaltabiliriz?” sorusu yatırım kararının bir parçasına dönüşüyor. Bu yaklaşım, Letven’in yatırım modelini klasik fon mantığının dışına taşıyor. VLabs ile gerçek problem sahada bulunuyor, Venture Studio ile çözüm şirkete dönüşüyor, girişim sermayesiyle büyüme finanse ediliyor; ardından üretim ve ihracat devreye giriyor. “Yaratıcı yıkım çağında ekonomiler ikiye ayrılacak: Dönüşümü finanse edenler ve dönüşümün maliyetini ödeyenler” diyen Kılıç’ın yorumları şöyle:
Yastık altından üretken sermayeye
“Letven Capital’in bugün 12 milyar TL büyüklüğe ulaşmış olması bizim için yalnızca finansal bir ölçek göstergesi değil. Sekiz girişim sermayesi fonuyla ulaştığımız bu büyüklüğün arkasında 2025 yılında ortaya koyduğumuz somut performans var. Altınay Savunma Teknolojileri’ndeki yüzde 12 payımızı 1,6 milyar TL›ye satarak ilk exit’imizi gerçekleştirdik; hemen ardından yaklaşık 1 milyar TL yeni yatırım topladık. Ölçek; güven, kurumsal kapasite, tekrar yatırım kabiliyeti ve daha uzun vadeli tematik fonlar kurabilme gücü demek. Türkiye’de yaklaşık 23,8 trilyon TL’lik finansal varlığın yüzde 88,2’si mevduat ve yastık altında tutulurken, sigorta ve emekliliğin payı yalnızca yüzde 2,9, yani 0,7 trilyon TL. Buna karşılık OECD’nin 2024 verilerinde emeklilik varlıkları OECD genelinde GSYH’nin yüzde 95,2’sine, Kuzey Amerika’da yüzde 153,6›sına ulaşmış durumda; Türkiye’de GSYF portföyü ise Mart 2026 itibarıyla 447,9 milyar TL ve 2025 GSYH’sinin yaklaşık yüzde 0,7’si düzeyinde. Önümüzde gidecek çok yol var. BES ve diğer kurumsal tasarrufların ölçülü, çeşitlendirilmiş ve güçlü yönetişimle GSYF’lere daha fazla katılması, bireysel tasarrufu sabırlı ve üretken sermayeye dönüştürür; girişimlerin ölçeklenmesini, sağlıklı exit piyasalarının oluşmasını ve sermaye piyasalarının derinleşmesini hızlandırır.”
Letven, sektörler arasında değer zinciri kuran bir platform
“Türkiye’de girişim sermayesi hâlâ çoğu zaman riskli veya erken aşamaya özgü bir finansman aracı olarak görülüyor.
Oysa bizim yaklaşımımızda girişim sermayesi; serveti sermayeye, sermayeyi üretime, üretimi teknolojiye, teknolojiyi de kalıcı ekonomik değere dönüştüren bir mekanizmadır. Bu nedenle Letven’i yalnızca yatırım yapan bir kurum değil, sektörler arasında değer zinciri kuran bir platform olarak konumluyoruz. Bu platformun çalışma modeli de net: Lab + Venture Studio + VC + Üretim + İhracat. Sahadaki problemi tespit etmek, çözümü test etmek, girişimi kurmak, sermaye sağlamak ve küresel pazara taşımak istiyoruz. Dolayısıyla 12 milyar TL bizim için bir sonuç değil; girişim sermayesini sanayinin, tarımın, finansın, teknolojinin ve sürdürülebilir büyümenin merkezine taşıyacak tekrarlanabilir modeller kurmak için yeni bir başlangıç noktası.”
Yaratıcı yıkım çağının sigortası
“Bugün yaşadığımız dönüşüm klasik büyüme dönemlerinden farklı. İklim krizi, gıda güvenliği, enerji arzı, tedarik zinciri kırılmaları, dijitalleşme, yapay zekâ ve jeopolitik riskler aynı anda ekonomileri zorluyor. Böyle bir dönemde VC’yi yalnızca yüksek getiri arayan bir finansal enstrüman olarak görmek eksik kalır. Girişim sermayesi doğası gereği risk içerir; ancak asıl mesele riski nasıl tanımladığımızdır. Bugün en büyük risk girişim sermayesine yatırım yapmak değil; teknoloji dönüşümünün dışında kalmak, tarımda verimlilik ve gıda güvenliği sorunlarını çözememek, enerjide dönüşümü kaçırmak, sanayide otomasyon ve yazılımı akıllı sistemlere çevirmeyi geciktirmek ve genç girişimleri küresel rekabete taşıyamamaktır. Bu nedenle girişim sermayesini klasik bir yatırım ürünü değil, ekonominin geleceğine yazılmış stratejik bir portföy sigortası olarak görüyorum. Buradaki sigorta, hasar sonrası ödeme yapan bir poliçe değil; gelecekte oluşabilecek büyük ekonomik maliyetleri bugünden azaltan bir yaklaşım. Tarım ve gıda teknolojilerinden enerji ve iklim teknolojilerine, robotik, otomasyon ve yapay zekâdan mobilite ve finansal teknolojilere kadar yapılan yatırımlar hem finansal değer hem de stratejik dayanıklılık üretir. Biz Letven Capital olarak sermayeyi yalnızca bugünün getirisine değil, yarının dayanıklılığına yönlendirmek istiyoruz. Üretim ekonomisinde kalmak, yapay zekâ ve teknolojiyle bütünleşmek artık bir tercih değil, zorunluluk. Doğru fon yapıları, sabırlı sermaye, sahada doğrulama ve sağlıklı exit mekanizmaları birlikte çalıştığında girişim sermayesi Türkiye için riskli bir varlık sınıfı olmaktan çıkar; geleceği güvence altına alan en önemli kalkınma araçlarından birine dönüşür.
BES’ten girişim sermayesine yönelen 25 milyar TL’nin %33’ü Letven'de
“Geleneksel sigorta modeli riski fiyatlar ve hasar gerçekleştiğinde tazmin eder. Oysa iklim krizi, afetler, gıda güvenliği ve kritik altyapı riskleri daha karmaşık hale gelirken yalnızca riski fiyatlamak yeterli değil; riski azaltan teknolojileri de finanse etmek gerekiyor. Bu modelin finansman tabanı da oluşuyor. Türkiye’de BES fonlarından girişim sermayesi fonlarına yönelen yaklaşık 25 milyar TL’nin yüzde 33’ü Letven portföyünde; 10’dan fazla emeklilik şirketi yatırımcılarımız arasında. Aynı kurumsal tasarruf gücünü, finansal getirinin yanında riski azaltan teknolojilere yönlendirebiliriz. Ben buna dayanıklılık sermayesi diyorum. Sigorta şirketinin risk verisi ve uzun vadeli sermayesini; sanayinin gerçek kullanım alanı, VLabs’lerin doğrulama ortamı, Venture Studio’nun şirket kurma kabiliyeti ve VC fonlarının büyüme sermayesiyle bir araya getiren bir model. Böylece sermaye yalnızca şirket büyütmez; hasarın oluşma ihtimalini düşüren inovasyonu finanse eder, tedarik zincirlerini güçlendirir ve geleceğin ekonomik maliyetlerini bugünden azaltır. Sigorta sektörü de riski izleyen bir aktörden, riski dönüştüren stratejik bir yatırımcıya evrilir.”
Sabırlı sermaye değer yaratıyor
“Altınay Savunma Teknolojileri’ndeki exit bizim için önemli bir kilometre taşı oldu. Yüzde 12’lik payımızı 1,6 milyar TL’ye satarak gerçekleştirdiğimiz bu işlem, Türkiye’de sabırlı sermayenin teknoloji tabanlı bir sanayi şirketinde ölçülebilir değere dönüşebildiğini gösterdi. Bu deneyim üç şeyi doğruladı. Birincisi, sabırlı sermaye doğru şirket, sektör ve zamanlamayla birleştiğinde güçlü değer yaratıyor. İkincisi, teknoloji tabanlı sanayi şirketleri yalnızca finansal varlık değil, ülkenin stratejik kapasitesinin bir parçası. Üçüncüsü, girişim sermayesi ile halka arz ve stratejik satış kanalları arasında sağlıklı bir köprü kurulduğunda yatırımcı, şirket ve sermaye piyasası birlikte kazanıyor.”
Türkiye teknoloji için ölçeklenme üssü olabilir
“Türkiye’nin en güçlü avantajı, üretim kabiliyeti ile pazar erişimini aynı anda sunabilmesi. Forka Capital’i Brüksel merkezli kurmamızın nedeni de bu. Avrupa’nın inovasyon ve teknoloji gücünü Türkiye’nin üretim altyapısı, mühendislik kapasitesi ve MENA ile Orta Asya’ya erişimiyle buluşturmak istiyoruz. Model üç bölgeli çalışacak: Türkiye’deki girişimler Avrupa sermayesi ve standartlarıyla küreselleşecek, Avrupa’daki teknolojiler Türkiye’de üretim ve uygulama kabiliyeti kazanacak, ortaya çıkan çözümler MENA ve Orta Asya pazarlarına taşınacak. Özellikle savunma ve çift kullanımlı teknolojilerde şirketleri Avrupa sanayi altyapısı, NATO tedarik zincirleri ve AB programlarıyla entegre etmeyi hedefl iyoruz. Türkiye burada bir geçiş noktası değil; teknolojiyi ürüne, üretimi ihracata ve bölgesel erişimi küresel değere dönüştüren bir merkez olabilir.”
200 MİLYAR DOLARLIK AGRO-EKONOMİ VİZYONU
“Tarımı yalnızca toprak, ürün ve çiftçi üzerinden okursak büyük resmi kaçırırız. Yeni nesil agro-ekonomi; veri, yapay zekâ, robotik, su yönetimi, lojistik, marka ve ihracatı tek bir değer zincirinde buluşturuyor. Alova Farm bunun somut örneği. Beş bin ağaçla başlayan yaban mersini yatırımı 175 bin ağaca ve 400 dönüm topraksız üretime ulaştı; 2028 hedefimiz yıllık bin ton. Yatırımın üç yıl içinde yaklaşık 20 kat büyümesi, 9-13 euro bandında alıcı bulan bir üründe teknoloji, doğru zamanlama ve pazar stratejisinin nasıl değer yarattığını gösteriyor. Bu üretimin etrafında da bir teknoloji ekosistemi oluşturuyoruz. Agromini bitkinin gerçek zamanlı ihtiyacına göre suyu yönetiyor, Robio robot ve dronlarla saha verisi topluyor, Bridgesoft ise girdi kullanımını azaltıyor. VLabs ve TARS LABS yapıları ise bu çözümlerin sahada doğrulanıp yeni girişimlere dönüşeceği uygulama platformları olacak. Bu modeli bölgesel ölçekte ‘Field-to-Gulf’ yaklaşımıyla büyütmek istiyoruz: Türkistan coğrafyasında üret, Türkiye’de işle, Körfez’de tüket. Türkiye’ye dört saatlik mesafede 1 milyar tüketicinin yaklaşık 2 trilyon dolarlık gıda harcaması var. Bu pazarın yüzde 10’una erişmek, 200 milyar dolarlık bir agro-ekonomi vizyonu demek. Hedefimiz yalnızca daha fazla ürün yetiştirmek değil; tarımı teknoloji, işleme, lojistik ve ihracatla buluşturarak girişimler, güçlü markalar ve kalıcı üretim altyapısı yaratmak .”
Başarının yeni ölçüsü: Kaç şirket değil, nasıl bir ekosistem?
“Beş yıl sonra Letven’in başarısını yalnızca fon büyüklüğü, finansal performans, exit ya da halka arz sayısıyla ölçmek istemem. Asıl göstergemiz, yatırımcıya sağladığımız değer ile Türkiye’ye kazandırdığımız stratejik teknoloji ve üretim kapasitesini aynı anda ne kadar büyütebildiğimiz olacak. Kaç girişimi küresel pazara taşıdığımız, ne kadar ihracat, nitelikli istihdam ve fikri mülkiyet ürettiğimiz; tarımdan sanayiye, enerjiden mobiliteye ne kadar dönüşüm yarattığımız önemli. Agro-ekonomideki 200 milyar dolarlık bölgesel vizyonumuz da en az 500 KOBİ’nin büyük ölçekli işletmeye, bin 500 mikro işletme ya da girişimin KOBİ ölçeğine taşınmasını gerektiriyor. Kısacası başarıyı üç başlıkta ölçeceğiz: Yatırımcıya finansal değer, Türkiye’ye stratejik teknoloji ve üretim kapasitesi, ekosistemde kalıcı dönüşüm. Çünkü tek tek şirketlerin değil, birbirini tamamlayan ekosistemlerin rekabet edeceği bir döneme giriyoruz.”