Biz Kart, çocukları erken yaşta finansal hayata dahil ederken aile içi para yönetimini de görünür kılıyor. Mesele sadece kart vermek değil; parayla ilişkiyi dönüştüren, güvenli ve izlenebilir bir ekosistem kurmak.
Para konuşulamıyorsa, yönetilemiyor; yönetilemiyorsa risk büyüyor. Hayat Finans’ın aile içi para yönetimini odağına alan yeni nesil banka kartı Biz Kart, aile içinde para yönetimini tek bir dijital ekranda toplayan bütüncül bir “aile bankacılığı” yaklaşımı sunuyor. Biz Kart ile hedef; aile içinde paranın konuşulabildiği, çocuğun sınır ve sorumlulukla erken tanıştığı, ebeveynin kontrol edebildiği ama çocuğun da “kendi davranışını görebildiği” bir ekosistem kurmak. Yani, mesele sadece kart vermek değil; o kartın etrafında yeni bir aile dili üretmek. Hayat Finans Genel Müdür Yardımcısı Yeşim Yunuslar ve Kurumsal İletişim Direktörü Gülhan Cantürk ile yaptığımız söyleşide; bankanın şeffaflık yaklaşımının neden sadece ürün deneyimiyle sınırlı olmadığını, “parayla ilişkimiz” üzerinden kurgulanan araştırma sürecinin nasıl bir finansal kapsayıcılık fikrine dönüştüğünü ve sekiz yaşa kadar inen kart çözümünün hangi toplumsal fayda hedeflerini taşıdığını konuştuk. Mesaj net: “Finansal okuryazarlık” tek başına yetmiyor, asıl ihtiyaç, aile içinde paranın konuşulabildiği bir kültür.
Parayla ilişkimiz: Seviyoruz ama korkuyoruz
Hayat Finans, dijital banka olmanın doğası gereği şeffaflığı merkeze alıyor. Ancak bu yaklaşımı, “her bankanın söyleyebileceği” bir iddiadan çıkaran temel unsur, şeffaflığı ürünlere bir tasarım ilkesi olarak yansıtması. Yunuslar ve Cantürk, “Şeffaflığın olduğu yer sadece bir ürün değil; bankanın her yeri. Her yeni üründe şeffaflığı nasıl entegre ederiz, buna bakıyoruz” diyor. Hayat Finans ekibi, “müşterinin parayla ilişkisi”ni anlamak için derinlemesine görüşmeler yapmış. Yunuslar’a göre sonuç çarpıcı: “Para, Türkiye’de hem ‘sevilen’ hem de ‘korkulan’ bir şey. Korkunun kaynağı ise çoğu zaman belirsizlik: Bilmediğimiz şeyden korkuyoruz. Peki bu bilme durumunu nasıl çözebiliriz? İnsanlar parayla olan ilişkisini ne olursa dönüştürebilir?” Araştırmalar ilerledikçe, konunun yalnızca bireysel finans alışkanlıklarıyla sınırlı olmadığı görülmüş. Yunuslar’ın referans verdiği kavram, Minnesota Üniversitesi’nde çalışan akademisyenlerin de tartıştığı “finansal sosyalizasyon”: Aile içinde paranın rahatça konuşulabilmesi. Yunuslar bu noktada, Türkiye’de paranın konuşulmasının hâlâ bir tabu olduğunu söylüyor: “Aile içinde para rahatlıkla konuşulan bir şey değil. Para konuşulmayınca bütçe yönetimi, yöntemler, sınırlar da konuşulmuyor. Aile rehberlik eden bir yer olmaktan uzaklaşıyor.”
“Finansal sosyalizasyon” neyi değiştirir?
Yunuslar’a göre aile içinde paranın konuşulması, yalnızca “tasarruf” ya da “bütçe” becerisi kazandırmıyor, özgüven ve ilişki dinamiklerini de etkiliyor. “Paramız yoksa hiç konuşulmaz” gibi reflekslerin aile içinde baskı yarattığını; sağlıklı olanın, “Bu ay paramız daha az, çünkü şu sebepler var ve böyle davranacağız” diyebilmek olduğunu vurguluyor. “Bu hem çocuğu geleceğe hazırlıyor hem de aile bağlarını güçlendiriyor” diyor. Bu yaklaşım, bankanın toplumsal fayda bakışını da açıklıyor.
8 yaşından itibaren: ‘İsmim yazılı bir kartım var’
Hayat Finans’ın en dikkat çekici adımı ise çocukları odağa alan kart çözümü. Ürün, “paranın fiziksel karşılığını bilme ve ‘değer’ meselesini anlatma ihtiyacı”ndan hareketle ortaya çıkıyor. Böylece erken yaşta, ebeveyn kontrollü ama çocuğu da sorumluluğa davet eden bir yapı kuruluyor. Temel mantığı şöyle: Ebeveyn, çocuğuna günlük, haftalık ya da aylık limit tanımlayabiliyor. Limitin hangi sektörlerde kullanılacağını belirleyebiliyor, nakit çekim de belirli sınırlarla yönetilebiliyor. Çocuk ise kendi uygulamasından harcamalarını, kalan limitini ve harcama dağılımını görebiliyor. Yunuslar, çocukların en güçlü geri bildirimlerinden birinin “kartın üzerinde ismim yazıyor” coşkusu olduğunu anlatıyor. Bu, çocuğa yalnızca bir ödeme aracı değil, bir sorumluluk hissi de veriyor: “Çocuğun kendisine ait bir bankacılık uygulaması oluyor. İsminin yazılı olduğu bir kart geliyor. Bu, sorumluluğu başlatan bir şey.”
Birikim ve sınır: “Parayı öğrenen, hayatı öğrenir”
Yunuslar ve Cantürk’ün özellikle dikkat çektiği nokta, çocukların “birikim” kavramıyla erken yaşta yeterince temas edememesi. Bu nedenle ürünün bir sonraki aşamasında, çocuğun harcamadan arta kalan tutarı birikime yönlendirebildiği; küçük meblağlarla döviz, altın gibi temel yatırım araçlarını tanıyabildiği bir yapı kurgulanıyor. Pedagojik çerçeve ise Uludağ Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nalan Kuru ile birlikte ele alınmış. Kuru, 7-8 yaş aralığının temel yetkinliklerin şekillendiği kritik bir dönem olduğuna işaret ederken, yaklaşımı şu cümleyle özetliyor: “Parayı öğrenen, sınır çizmeyi de öğrenir. Para üzerinden çocuğa hayatı öğretirsiniz.”
Güvenlik, zorbalık ve “izlenebilir” harcama
Söyleşide ürünün güvenlik tarafı da önemli yer tutuyor. Yunuslar, 8 yaşındaki çocuğa verilen nakit paranın nerede harcandığının bilinmemesinin ailelerde endişe yarattığını; kartla izlenebilirliğin bu kaygıyı azalttığını söylüyor. Ayrıca çocuklardan gelen bir başka dikkat çekici içgörü: Okullarda akran zorbalığı ve paranın elden alınması. “Artık kimse elimden paramı alamaz” diyen çocuk geri bildirimleri, ürünün yalnızca finans değil güvenlik ve psikoloji boyutu da olduğunu gösteriyor. Kart kaybolsa bile risk, limit ve işlem sınırlarıyla yönetilebiliyor.
Sadece çocuklar değil: Ebeveyn, çalışan, yaşlı yakınlar
Ürün, yalnızca çocuklar için değil; ebeveynin finansal ilişki kurduğu pek çok kişi için tasarlanmış. Yunuslar, annesine nakit vermek istemeyen ama kart verince mutlu olacak kişilerden, evdeki yardımcıya ya da şoföre sektör bazlı kısıtla verilen kart kullanımına kadar geniş bir kullanım alanı anlatıyor. Buradaki ana fikir, “nakitsizleşen” hayatta, para transferinin daha kontrollü ve izlenebilir biçimde yönetilmesi.
