2 milyar dolarlık yatırımla bitki bazlı gıdanın sembolü hâline gelen Impossible Foods, sürdürülebilir gıdanın sınırlarını sorgulayan bir örnek. Teknoloji güçlü, niyet doğru, ancak tüketici, fiyat ve dağıtım gerçekliği olmadan ölçek mümkün değil. Türkiye için benzer bir fırsat üründe değil, altyapıda yatıyor.
2011 yılında Stanford Üniversitesi’nden Prof. Patrick O. Brown tarafından kurulan Impossible Foods, bitki bazlı et alternatifleri alanında son on yılın en çok konuşulan girişimlerinden biri oldu. “Impossible Burger” gibi ürünlerle hayvansal ete benzer tat, doku ve pişirme deneyimi sunmayı hedefleyen şirket, et üretiminin çevresel etkilerine karşı teknoloji temelli bir çözüm geliştirmeyi amaçladı. Impossible Foods’un fark yarattığı nokta, yalnızca bitki bazlı bir ürün sunması değil, bu ürünü ileri biyoteknolojiyle desteklemesi oldu. Şirket, genetik olarak geliştirilmiş mikroorganizmalar aracılığıyla fermantasyon yoluyla elde edilen heme proteini sayesinde ürünlerine et benzeri renk ve aroma kazandırdı. Bu yaklaşım, bitki bazlı ürünlerin “lezzet” bariyerini aşma iddiasını güçlendirdi. Impossible ürünleri kısa sürede restoran zincirleri ve perakende raflarında yer aldı. Burger King gibi küresel markalarla yapılan iş birlikleri, şirketin ölçeklenme hızını artırdı.
Foodtech alanında en fazla fonlanan şirket
Bu güçlü hikâye, yatırımcı ilgisini de beraberinde getirdi. Impossible Foods, 2011-2024 yılları arasında yaklaşık 2 milyar dolarlık yatırım alarak, bitki bazlı gıda ve foodtech alanında en fazla fonlanan şirketlerden biri haline geldi. 2021 yılında gerçekleşen 500 milyon dolarlık yatırım turu, şirketin finansman yolculuğundaki en büyük adımlardan biri oldu. Mirae Asset gibi büyük kurumsal yatırımcıların yanı sıra Serena Williams ve Jay-Z gibi stratejik bireysel yatırımcılar da şirketin yatırımcıları arasında yer aldı. Bu sermaye desteğiyle Impossible Foods’un özel piyasalarda yaklaşık 7 milyar dolarlık bir değerlemeye ulaştığı tahmin ediliyor.
Pazar gerçekleri
Ancak hikâye yalnızca yükselişten ibaret değil. Bitki bazlı et pazarı, alternatif protein başlığı altında önemli bir potansiyel barındırsa da, son yıllarda özellikle perakende kanallarında talep dalgalanmaları ve büyüme yavaşlaması ile karşı karşıya kaldı. Fiyat-lezzet-alışkanlık üçgeninde tüketici direncinin kırılmasının beklenenden daha zor olduğu görüldü.
Impossible Foods, bu genel pazar koşullarından bağımsız kalmadı. Şirket henüz IPO gerçekleştirmedi. 2023–2025 döneminde yeni büyük bir yatırım turu açıklamadı. Son dönemde yaşanan CEO değişimi de, bu sürecin bir “yeniden konumlanma” evresi olarak okunuyor. Impossible Foods vakası, sürdürülebilir gıda teknolojilerinin yalnızca iyi niyet ve güçlü bilim ile değil, pazar gerçekleriyle uyum içinde büyüyebileceğini gösteren önemli bir örnek. Etin çevresel etkilerini azaltma iddiası güçlü olsa da, tüketici davranışı, fiyatlama ve dağıtım yapısı gibi unsurlar ölçeklenebilirliğin belirleyici faktörleri olmaya devam ediyor.
Impossible Foods örneği, sürdürülebilir gıdanın bir ürün değil, ekosistem işi olduğunu gösteriyor. Türkiye, toprağı, tarımsal çeşitliliği ve gıda sanayisi altyapısıyla bu ekosistemi kurabilecek ülkelerden biri. Başarı ise kopyalamaktan değil, yerel gerçekliğe uygun, ölçeklenebilir ve ihracata açık inovasyondan geçiyor.
Aynı ürünle değil, ama aynı akılla
Impossible Foods’un hikâyesi, Türkiye açısından iki yönlü ve öğretici bir vaka sunuyor. Bir yandan sürdürülebilir gıdanın teknolojiyle mümkün olduğunu kanıtlarken, diğer yandan bu alandaki sınırları da net biçimde ortaya koyuyor.
■ “İyi teknoloji” tek başına yetmiyor: Türkiye’de gıda fiyat hassasiyeti yüksek, et tüketimi kültürel olarak merkezi bir konumda. Bitki bazlı et ürünleri, geniş kitleler için hala niş algısında. Bu nedenle birebir bir “Impossible Burger” modelinin Türkiye’de kitlesel ölçekte karşılık bulması zor.
■ Asıl fırsat ürün değil, altyapı: Türkiye için daha güçlü alan; tam et ikamesi yerine, bitki bazlı hibrit ürünler, bakliyat, tahıl ve zeytin temelli yerel protein çözümleri, gıda israfını azaltan teknolojiler olabilir. Çünkü bu alanlar, Türkiye’nin tarımsal çeşitliliğiyle çok daha uyumlu.
■ Ölçek için iş birlikleri şart: Impossible Foods’un başarısının arkasında sabırlı sermaye, güçlü regülasyon altyapısı ve büyük gıda oyuncularıyla kurulan ilişkiler var. Türkiye’de de gıda ve tarım teknolojilerinin büyümesi için, VC yatırımlarının kalkınma bankaları, kamu alım garantileri ile desteklenmesi önemli.
