Girişim sermayesi dünyası 2026’ya girerken bir tercihle karşı karşıya kaldı: Kısa vadeli belirsizliklere bakıp frene mi basacak, yoksa uzun vadeli riskleri görüp yön mü değiştirecek? Son iki ayın raporları ve fon hareketleri, cevabın giderek netleştiğini gösteriyor. Sermaye artık “yeşil” kelimesini bir vitrin süsü olarak değil, ekonomik dayanıklılığın anahtarı olarak okuyor.
Rakamlar bunu net bir şekilde ortaya koyuyor: Sightline Climate’in 2025 Year in Review analizinde şu ifade yer alıyor: “2025’te küresel iklim ve yeşil teknoloji yatırımları 40,5 milyar dolar seviyesine ulaştı. Bu, 2024’e kıyasla yaklaşık yüzde 8’lik bir artış.”
Artış oranı mütevazı görünebilir; fakat yatırım adedi azalırken, projelerin ortalama ölçeği büyüyor. Yani para kaçmıyor, yoğunlaşıyor. Fonlar daha az sayıda ama daha güçlü, daha kanıtlanmış teknolojiye yöneliyor.
Bu dönüşümün merkezinde enerji var. Çünkü enerji artık yalnızca bir çevre başlığı değil, rekabet gücü, sanayi politikası ve ulusal güvenlik meselesi. Yapay zekâ destekli veri merkezlerinin artan elektrik ihtiyacı, sanayide enerji maliyetlerinin baskısı, şebeke esnekliği ve depolama sorunları… Tüm bunlar, yeşil teknolojileri “geleceğin iyi niyeti” olmaktan çıkarıp bugünün zorunlu yatırımı hâline getiriyor. Batarya teknolojileri, enerji depolama, akıllı şebekeler ve verimlilik çözümleri bu yüzden girişim sermayesinin en sıcak alanları arasında.
Yeşil teknoloji, kodla toprağın kesiştiği bir alana evriliyor
Bir başka dikkat çekici veri de şu: İklim teknolojilerine giden yatırımların yaklaşık üçte biri artık yapay zekâ destekli çözümlerden oluşuyor.*** Yapay zekâ odaklı girişimler, 2025 boyunca gerçekleşen toplam girişim sermayesi işlem değerinin yüzde 65’ini tek başına gerçekleştirdi. Biyoteknolojiden iklim teknolojilerine uzanan geniş bir yelpazede etkisini artıran yapay zekâ, özellikle erken aşama yatırımlarda işlem hacmini hızlandırıyor.
Enerji tüketimini optimize eden yazılımlar, sanayide karbon ve maliyet düşüren dijital ikizler, tarımda su ve gübre kullanımını hassaslaştıran veri tabanlı sistemler bunların başında geliyor. Yeşil teknoloji, kodla toprağın, algoritmayla fabrikanın kesiştiği bir alana evriliyor. Bu da yatırımcı açısından riski azaltıyor, ölçeklenebilirliği artırıyor. Tarım teknolojilerinde tablo daha seçici ama aynı derecede stratejik. Küresel AgTech yatırımları 2025’te yaklaşık 4,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Sermaye artık, çiftçinin cebine dokunan çözümlere bakıyor. Su tüketimini yüzde 20-30 azaltan sistemler, girdi maliyetlerini düşüren sensör ve yazılımlar, iklim riskini öngörebilen veri altyapıları yatırım buluyor. Çünkü gıda güvenliği, iklim kriziyle birlikte en az enerji kadar kritik bir başlık hâline geldi.
Yeşil teknolojiye yatırım yapmak, beklenti değil, risk yönetimi oyunu
Yeşil teknolojilere yatırımın bir başka güçlü itici gücü de kamu politikaları. Karbon fiyatlaması, sınırda karbon düzenlemeleri, sürdürülebilir finans kriterleri… Bunların hepsi sermayenin yönünü şekillendiriyor. Bugün bir fon için yeşil teknolojiye yatırım yapmak yalnızca “etik” bir tercih değil, regülasyon riskini yönetmenin de bir yolu. Erken pozisyon alan, teknolojiyi bugünden ölçekleyen şirketler yarının maliyetlerini bugünden düşürüyor.
Özetle, yeşil teknoloji yatırımı artık bir “beklenti” oyunu değil, risk yönetimi oyunu. İklim krizi soyut bir gelecek senaryosu olmaktan çıktı. Enerji faturasında, tarım rekoltesinde veya sigorta priminde karşımıza çıkıyor. Girişim sermayesi de tam olarak bu noktada pozisyon alıyor: Sorunu büyüdükten sonra değil, çözümler çalışırken finanse ediyor.
Türkiye’ye bu süreci nasıl değerlendirmeli diye soracak olursak… Enerji ithalatına yılda on milyarlarca dolar ödeyen, iklim krizini kuraklık ve tarım kaybıyla yaşayan bir ülke olarak yeşil teknolojiyi “lüks” diye tartışma hakkımız yok. Bu alan, Türkiye için bir çevre başlığı değil, cari açık, gıda güvenliği ve sanayi rekabeti başlığı. Sermaye dünyada yönünü bulmuşken, bizim de sahada çalışan teknolojiye, ölçülebilir etkiye ve ölçeklenebilir çözümlere yatırım yapmamız gerekiyor. Çünkü yeşil teknolojiye yapılan yatırım, aslında geleceğin krizlerine karşı alınmış en akıllı sigorta.
