Durdurulamayan Çin dalgası karşısında Batı ekonomileri ne yapacaklarını bilemez hale düşmüş durumdalar. Sonunda Paul Krugman gibi serbest ticareti savunan ve Trump’ın korumacı ve merkantalist politikalarına karşı olan bir akademisyen bile gümrük vergilerini bir çözüm olarak görmeye ikna olmuş vaziyette.
Ben (tabii oldukça abartarak da olsa) Batı’nın düşmekte olan durumu, SSCB’nin yıkılmadan önceki son 20 senesinde düştüğü duruma benzetiyorum. O dönemde SSCB de sanayisini savunmak için kendini uluslararası ticarete neredeyse tamamen kapamıştı. Ancak, bu durum SSCB’nin tamamen hantallaşmasına yol açmış, ürettiği ürünler teknolojik olarak geri kalmaya başlamış ve kalitesizleşmişti.
Bugün geldiğimiz noktada Batı kendi yatırım imkanlarını geliştirmek, şirketlerini teşvik etmek, ortak sanayi politikaları geliştirmek yerine gümrük vergilerini yükseltmek gibi basite kaçan korumacı politikaları yeğliyor. Neymiş? Bu şekilde kendi sanayileri korunacak ve gelişecekmiş. Belki bundan daha da önemlisi Çin’in ihracatını baltalayarak ona diz çöktüreceklermiş. Ancak Çin, Batı pazarına bağımlılığını çoktan kritik seviyelerin altına indirdi. Afrika, Latin Amerika, Orta Doğu ve Güneydoğu Asya ülkeleri artık sadece Çin'in hammaddesini tedarik etmiyor; Çin’in otomobillerini, akıllı telefonlarını, 5G altyapısını ve nükleer reaktörlerini satın alıyor. Ayrıca Çin Küresel Güney'e sadece mal satmıyor, teknolojik standartları da belirliyor. Afrika'da ray aralığını, telekomünikasyon altyapısını veya dijital ödeme sistemlerini Çin standartlarına göre kurduğunuzda, o coğrafyayı önümüzdeki 50 yıl boyunca Batı rekabetine tamamen kapatmış oluyorsunuz.
Batı Çin ile ekonomik bir savaşa girerken onun ekonomik sistemini de bir türlü algılayabilmiş değil, çünkü kullandıkları tezler tamamen Batı’daki egemen sınıfların sistemi kendi lehlerinde kullanmaya yarayan uydurma tezler. Bu uydurma tezleri Çin ekonomisine uygulamaya kalktığınızda da taşa tosluyorsunuz. Örneğin, en basitinden, Batı’da yatırımlar tasarrufların bir fonksiyonu olarak görülür. Çin ise aslında yatırımların tasarrufu yaratığını biliyor ve buna göre hareket ediyor. Çin Merkez Bankası ve dev devlet bankaları, tamamen devletin planlama araçlarıdır. Devlet stratejik bir sektöre (örneğin güneş paneli, batarya veya kuantum) yatırım kararı aldığında, banka sistemi bilgisayar ekranında o krediyi yoktan var ediyor.
Çin’in yatırımlara yaklaşımı tam bir "teknokratik dirijizm" (devlet güdümlü yönlendirme) örneği. Batı’daki gibi spekülatif "hype" döngülerine (her hafta değişen yapay zeka balonu ya da SpaceX’in popülist Mars vaatleri) kapılmak yerine, 5 ve 10 yıllık planlarla doğrudan fiziksel ve stratejik dünyaya yatırım yapıyorlar. Çin patent ve akademik makale sayısında da lider duruma gelmiş durumda. Mühendislik ordusu da çok güçlü artık. Batı’da en parlak beyinler Wall Street’te daha karmaşık algoritmik trade botları yazmak veya Silikon Vadisi'nde insanları reklamlara tıklatmaya ikna etmek için harcanırken; Çin’de bu kalifikasyondaki iş gücü yarı iletken üretimi, nükleer füzyon ve endüstriyel otomasyon gibi "sert" (hard tech) alanlara kanalize ediliyor.
Öte yandan, Batı’nın gümrük duvarları ile yaratmaya çalıştığı korumacılığın Batı’daki yatırımları otomatik olarak artıracağı da meçhul. Aşırı finansalizasyon ve rantiye kapitalizmine esir olmuş bir Batı’nın kolektif hareket ederek kendini bu çok farklı eksene kaydırması pek mümkün gözükmüyor. En azından hâlâ Batı’da hükmeden güç odakları bu kafa yapısında değil. Hâlâ kısa vadeli finansal kârlara odaklılar. (Örneğin, Almanya’da bile yalnızca 2023 yılında, Çin'in elektrikli araç furyası çoktan başlamışken, üç büyük otomobil üreticisi kârlarını çok ihtiyaç duyulan yatırımlara aktarmak yerine 31 milyar euro temettü ödemeyi tercih etti.)
Ancak meçhul olmayan bir şey ise Batı’daki hanehalklarının daha kalitesiz ürünlere mahkum olacağı, orta sınıfların artan fiyatlar nedeniyle alım gücünün daha da düşeceği ve zaten kötü durumda olan gelir dağılımının daha da bozulacağı, ki tüm bu durumları şimdiden yaşamaktalar. Belki de tıpkı 1980'lerin SSCB'sindeki bir vatandaşın Mercedes'e ve Walkman’e özenmesi gibi; 2050'lerin bir Amerikalı veya Avrupalı genci de Küresel Güney'deki akıllı ve ucuz Çin teknolojilerine, robotik sistemlerine ve yaşam kalitesine özenerek bakacak.