Greenspan göreve geldikten sonra serbest piyasacı görüşlerini fiiliyata geçirdi. Kendi ifadesiyle “bankaların hissedarlarının çıkarlarını korumak için riskleri kontrol altında tutacaklarına ve piyasa mekanizmasının aşırılıkları düzelteceğine” inandı.
Geçtiğimiz gün 1987-2006 yılları arasında ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Başkanlığını yapan Alan Greenspan 100 yaşında vefat etti. Herhalde tarihin yazdığı en şişirilmiş merkez bankacısıydı. Hatta, bir dönem kendisine “Maestro” lakabı verilmiş ve hakkında aynı isimde zamanında bankacı ve finansçılar arasında pek popüler olan bir kitap yazılmıştı.
Greenspan bir başka ünlü Fed Başkanı Paul Volcker’ın yerine seçildi. Volcker 70’li yılların petrol şokları sonrasında ABD’de %15’leri geçen enflasyona karşı faizleri aşırı yükselterek ekonomiyi kısa süren bir resesyon sonrasında tekrar düze çıkarmıştı. Ancak Volcker aynı zamanda finans sisteminin aşırı güçlenerek ekonominin bir “rantiye kapitalizmi”ne dönmesine de şiddetle karşıydı. Bankaların karmaşık finansal ürünlerden ve piyasalardan uzak durması gerektiğini savunuyor ve Glass-Steagall Yasası'nın (ticari bankacılık ile yatırım bankacılığını ayıran yasa) korunmasını istiyordu.
Bu noktada, tabii ki bu yasadan hiç haz etmeyen Wall Street bankacıları devreye girdi. Kendilerine uygun kafa yapısında “serbest piyasacı” bir başkan istiyorlardı. Böylece, 3. dönem seçilmesi kesin gibi gözüken Volcker’ın yerine bu işler için uygun biri bulundu: Alan Greenspan. Kendisi gençlik yıllarında Ayn Rand gibi ultra-liberal görüşlere sahip birinin yanında yetişmiş bir şahsiyetti. (Rand’ın objektivizm olarak adlandırdığı kişisel çıkarcılığın üstünlüğüne dayanan sözde felsefesinin kapitalizmin kendi kendini düzelttiği ve devletin piyasaları kendi işleyişine bırakması gerektiği şeklinde dogmaları vardı. Greenspan de 60’lı yıllarda Rand’ın yayın organında bu görüşleri destekler makaleler yazıyordu.
Greenspan göreve geldikten sonra bu serbest piyasacı görüşlerini fiiliyata geçirdi. Kendi ifadesiyle “bankaların hissedarlarının çıkarlarını korumak için riskleri kontrol altında tutacaklarına ve piyasa mekanizmasının aşırılıkları düzelteceğine” inandı. Türev piyasalarının aşırı şekilde büyümesine ve çeşitlenmesine (MBS’ler, CDS’ler, tezgah üstü türevler vs.) seyirci kaldı. Bu piyasaların ve enstrumanların denetlenmesi konusunda bir hassasiyet göstermedi. “Too Big To Fail" probleminin büyümesine ve finansal sektörün giderek daha büyük ve daha bağlantılı hale gelmesine göz yumdu. Bu yaklaşımlar 2008 Büyük Resesyonu’nun oluşumunda önemli rol oynadı.
Denilebilir ki, bu şekilde davranarak Greenspan kendisinin de inandığı Rand’ın liberal felsefesini uyguluyordu. Ama, asıl çelişki ve son tahlilde Wall Street’in adamı olduğunu kanıtlayan nokta finans şirketlerinin ve bankaların çıkarları söz konusu olduğunda Rand’ın felsefesine 180 derece ters, son derece müdaheleci politikalar uygulamaktan kaçınmamasıydı. Bunun ilk örneklerinden birini 1999’da batan LTCM adındaki fonun bizzat Greenspan tarafından kurtarılmasında gördük.
Benzer bir şekilde, para politikası yönetimi de son derece müdaheleci ve piyasa yanlısıydı. Ne zaman piyasalarda bir sıkışma olduysa, hemen faiz indirimleri devreye sokuluyor ve likidite muslukları açılıyordu. (Hatta piyasalar bu duruma “Greenspan Put” adını vermişlerdi.) Ancak, bu yaklaşım da 2008 krizini hazırlayan bir başka etmendi. Piyasa oyuncuları “piyasalarda ve/veya finansal kurumlarda bir sıkışma olursa nasıl olsa Greenspan devreye girer ve durumu kurtarır” beklentisiyle hareket etmeye başladı. Bu da ahlaki tehlike (moral hazard) riskini artırarak piyasaların pervasızca hareket etmesine ve kaldıraçların daha da artmasına sebep oldu.
Fed siyasetten bağımsız olsa da Wall Street’ten bağımsız olamıyor
Greenspan aynı zamanda “merkez bankası bağımsızlığını savunan” ve bunu sadece ABD için değil, tüm Batı ülkelerine yaymaya çalışan bir misyon da yüklendi. “Merkez bankaları, dolayısıyla da para politikaları bağımsız olmalı mı, atanmışlar seçilmişlerin üstünde olabilir mi, fiiliyatta MB’ler ne kadar bağımsız olabilirler”, tüm bunlar detaylıca irdelenmesi gereken ve kolay cevabı olmayan sorular. Ancak, Greenspan’in 20 senelik başkanlığında şunu gördük ki Fed siyasetten bağımsız olsa da Wall Street’ten bağımsız olamıyor!
Alan Greenspan’in denetimsizlik ve Wall Street yanlı politikaları, finans sektörünü topluma faydası olmayan, tamamen spekülatif ve yıkıcı bir yapıya sürükledi, yaratılan varlık balonlarıyla gelir dağılımı iyice bozuldu. Bir dönem piyasaların sorunsuz çalışmasını sağlayan vazgeçilemez bir otorite olarak görülen Greenspan hakkındaki bu algı da görevi bıraktıktan kısa süre sonra 2008 krizinin patlamasıyla yıkıldı.