Reel Kesim Güven Endeksi 2007 senesinden beri yayınlanmakta. En yüksek değerine de o sene ulaşmış! Ondan beri de iktisadi konjonktüre göre dalgalanan bir şekilde, ancak temelde düşük bir düzeyde seyrediyor.
Geçen hafta Türkiye’de tasarruf sahiplerinin güven duygusunun düşüklüğünün kurumsal sebeplerini, ve ekonomik kalkınmaya etkilerini ele almaya çalıştım. Sonucu çok kısa özetlersem: İktidarlar yeteri ölçüde katma değer üretemedikçe birikim sahiplerinin tasarruflarına el atmaya (ve yurtdışından borçlanma yoluyla kaynak sağlamaya) yönelmişler. Bu durum da birikim sahiplerinin güven duygusunu zedeleyerek tasarruflarını sistem dışına taşımaya yöneltmiş. DTH’ların serbest bırakılması da bu kaçışı bir ölçüde önlemek için neredeyse bir zorunluluk olarak ortaya çıkmış.
Tasarrufların sistem dışına taşınma ihtiyacı belirdi
Birikimlere el konulması bazen bilinçli olarak yapılırken, bazen de (ör: enflasyon) kötü iktisadi yönetimin kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıktı. (Enflasyon esasen sadece birikimi olanları değil, tüm halkı etkilediği için, esasen İktidarların istemeyeceği bir gelişmedir. Ancak, Türkiye’de enflasyondan çıkış yolu olarak kurumsal reformlar yapmaktansa hep palyatif tedbirler tercih edildi. Eskiden en basitinden maaşlar enflasyon oranında artırılarak uzun vadede çözümsüz bir “öteleme” politikası izlenirdi, bugün ise döviz kurunu sabit tutarak TL’yi aşırı değerleştiren gene tek başına çıkışı olmayan bir politika izleniyor.) Ancak, her durumda tasarruf sahipleri açısından bir güven erozyonu ve tasarruflarını koruma güdüsüyle sistem dışına taşıma ihtiyacı belirdi.
Sonuçta da Türkiye milli tasarrufların TL dışına ve/veya yurtdışına kaçmasını engellemek için hep ödememesi gereken bir yüksek risk primi ödemek zorunda kalmış, bu durum da ister istemez ekonomik performans ve gelişmeyi sub-optimal bir düzeyde tutmuştur.
Güven konusunu tasarruf sahipleri açısından ele almıştım. Tabi bir de olayın yatırımcılar ve müteşebbislerden oluşan bir özel sektör tarafı var. Eğer birikim sahiplerinin güven duygusu düşük ise genel olarak reel sektörün güven duygusunun da yüksek olmasını bekleyemeyiz doğal olarak. Bu durum da neticede fiili yatırım kararlarına yansır.
Türkiye’de bu konuda bakabileceğimiz aylık olarak yayınlanan başlıca 2 veri var: Reel Kesim Güven Endeksi ve TCMB Yatırım Eğilimi Anketi. Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE) 2007 senesinden beri yayınlanmakta. En yüksek değerine de o sene ulaşmış! Ondan beri de iktisadi konjonktüre göre dalgalanan bir şekilde, ancak temelde düşük bir düzeyde seyrediyor. 2007 ortalaması 111.6 olan bu endeksin, sonraki 20 sene ortalaması 103.0 olmuş. (Son Mayıs 2026 değeri ise 101.0.) Tabi ki bu değer iktisadi aktivitenin daha canlı olduğu dönemlerde yükseliyor. Ancak, ortalama değerin 20 senedir belirgin bir şekilde düşük kalması reel kesim güveninin orta vadede arzu edilen seviyeye bir türlü çıkarılamadığını gösteriyor.
İkinci veri olan Yatırım Eğilimi Anketi ise işverenlerin 12 ay içerisinde yatırım harcamalarını “artacak, aynı kalacak, azalacak” şeklinde cevaplamasından oluşuyor. Benzer bir şekilde, 2007’de işverenlerin %35,7’si bu soruya “artacak” şeklinde cevap verirken, 2025’te bu ortalama sadece %21,2 olmuş. Son Mayıs 2026 rakamı ise %22,6.
Yatırım iştahını belirleyen tek kriter güven değil
TÜİK 2011’den sonra RKGE’ye tüketici, hizmet, perakende ticaret ve inşaat güven endekslerini ekleyerek bir Ekonomik Güven Endeksi de yayınlıyor. Bu endeksin tüketici güveni dışında kalan alt endekslerinin grafiğine baktığımızda da hepsinde 2011’den 2024 ortasına kadar belirgin bir gerileme görüyoruz. O tarihten sonra ise gerilemeye devam eden inşaat sektörü haricinde diğer alt endekslerde dalgalı bir seyir var. Ancak hepsi de 2011 değerlerinin çok altında seyrediyor.
Tabii ki, Türkiye bir açık ekonomi ve yatırım iştahını belirleyen tek kriter güven değil. Hele bugünlerde AB ilişkileri ve bu bağlamda Gümrük Birliği ve “Made in EU” konuları, yeni ticaret yollarının şekillenmesi, Batı-Çin ilişkileri, çevremizdeki jeopolitik gelişmeler gibi pek çok dışsal faktör de belirleyici olacak. Ancak biz de kendi ev ödevimizi yaparak yatırım ortamını ve iştahını en yüksek düzeyde tutmak zorundayız. Bunu sağlayacak en önemli 2 kriter enflasyonun kalıcı bir şekilde düşürülerek ekonominin “normalize” olması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi. Maalesef ki, bu noktalarda terakki değil, tedenni olduğu algısı her gün güçleniyor.