IMF-Dünya Bankası’nın Bangkok’taki yıllık toplantılarında küresel ekonominin dayanıklılığı öne çıkarken artan borç, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve yapay zekânın istihdam üzerindeki etkileri yeterince tartışılmadı. Toplantılardan çıkan tablo, teknoloji kaynaklı dönüşümün ekonomik büyümeyi desteklerken eşitsizlikleri derinleştirebileceğini ve küresel sorunlara çözüm üretmek için uluslararası koordinasyonun giderek zorlaştığını gösteriyor.
IMF-Dünya Bankası (DB) yıllık toplantıları bu sene Tayland’ın başkenti Bangkok’taydı. Ben de öğrenciliğimden beri yakından takip ettiğim bu toplantıları izlemek için “Melekler Şehri”ndeydim.
IMF-DB, uluslararası yatırım bankaları, finans kuruluşlarının ajandalarına ek olarak Tayland’daki meslektaşlarla da görüşme ve fikir alışverişinde bulunma şansım oldu. Gördüklerim, duyduklarım, sizdedir:
- Artan borç, geçtiğimiz yıllara göre daha çok konuşuldu, doğru ama beklediğim perspektiften konuşulmadı. Risk olarak görülse de somut bir çıkış önerilmiyor.
- Borcu enflasyona yedirirler mi? Konuşmadık. Yaşlanıyoruz; anladık, maliye cephesi çok önemli olacak; anladık ama plânımız ne? Konuşmadık.
- Küresel ekonominin pek çoğumuzun tahmin ettiğinden daha dayanıklı çıkması, toplantılarda sıklıkla vurgulandı. Bir ekonomistin “Sayılar olumlu ama ekonomistler ve liderler olumsuz.” cümlesi güzel bir özet olarak aklımda.
- Karamsar olanlar “Ne pahasına dayanıyoruz? diye sormayı atlamayanlar. Güçlü-zayıf, zengin-fakir vb. “dağılım” ne durumda? Bunu yeterince konuşmadık. (O son istatistik dersini almayacaktık!).
- Bence de bu yıl konuşmacılar daha endişeliydi. Endişenin kaynağı eski usul enflasyon, borç vb. değil de yapay zekânın (YZ) ne getireceğini – götüreceğini bilememekti.
- Anthropic’in kurucularından Jack Clark’ı iki farklı oturumda dinledim. YZ’nin son dönemde yaşadığımız şokların (jeopolitik vb.) etkisini nötralize ettiğini söylüyor. (“Hadi yine sayemizde iyisiniz köftehorlar.” diyor yani.)
- Clark ve ekibinin yaptığı modellere göre, ABD ekonomisi 2030’da YZ desteğiyle ciddi bir büyüklüğe erişecek. Hindistan hükümetinin baş ekonomi danışmanı Anantha Nageswaran, Clark’a “ABD ekonomisi YZ sayesinde bu büyüklüğe ulaşırken, emekçinin milli gelirden aldığı pay da 15 yüzde puan geriliyor.” deyince Clark sadece kafasını salladı. Neticede söylenen şey bilmediği değil, umursamadığı bir durum. Zor seçimler yapmamız gerekiyormuş, öyle diyor. Ama sanırım varlığını kaybedecek kişi o olmayınca, seçim ona zor gelmiyor.
- Dr. Nageswaran’ın konuşması vurucuydu. Bazı başlıkları not etmek isterim:
- i) YZ, verimliliği artırıyor olabilir. Ama bunu eşit yapmıyor. Kuvvetli olan, daha kuvvetli hale geliyor.
- ii) YZ’nin büyümeyi desteklediğini biliyoruz ama kârlılık konusunda aynı şeyi söyleyemiyoruz. Bu, firmadan firmaya değişiyor.
iii) YZ’nin hane halkı geliri üzerindeki etkisi sorunlu olacak.
- iv) Makinelerin düşünmeye başlaması risk değil. Risk; bizim düşünmeyi bırakmamız.
Özellikle YZ’nin olası negatif iktisadi etkileri konusunda “Ne yapabiliriz ki?” bakışı hâkim. Katılımcılardan birinin “Politika tartışmalarının bir ömrü vardır.” cümlesi bunun çok somut bir göstergesiydi. “Ekonomi politikalarını konuşsak ne olacak? YZ ile durum öyle hızlı değişecek ki, bugün konuştuğumuz politika, yarın etkisiz kalacak.” diyor yani bunu söyleyen muhterem.
Ben; değişenler olduğu kadar, değişmeyenler de olduğunu düşünüyorum. Steinbeck’ten Gazap Üzümleri ve İnci’yi bir kez daha okumanın zamanı geldi mi? Değişmiş mi bir şey? Hayır. O halde YZ var diye eski usul makroyu yani borcu, enflasyonu, potansiyel büyümeyi, istihdamı, ücretleri konuşmaktan vazgeçmemeliyiz.
Piyasalar? Piyasalar olmadan olmaz. Ama piyasaların makroyu ittirebileceği yer sınırlı iken, makronun piyasaları düşürebileceği yerin sonu yoktur!
IMF Başkanı Georgieva, “İyilerin, kötülerin bir adım önünde kalmasını sağlamak için yarış halindeyiz.” dedi. Kötüler kim? İsim alamadık. Niye kötülerin önünde olmak için biz koşuyoruz? Durdursak onları daha iyi değil mi? Ya da mesela onlar bizden kaçmak için koşsa? Konuşmadık.
Böyle bir dünyada, herkes için geçerli bir uluslararası koordinasyon ya da liderlik beklememek gerek. Dünya Ticaret Örgütü kimseyi koru(ya)mayacak, Birleşmiş Milletler savaşları durdur(a)mayacak. Bangkok toplantıları, küresel ekonomide yaşanan adaletsizliklerin azalacağına dair bir umut ışığı yakamadı. Lakin atalete izin vermemeliyiz. Kavafis’in dediği yerdeyiz; “Başka bir deniz bulamazsın, bu şehir arkandan gelecek.” Başka bir dünya ekonomisi yok. Ne yapacaksak, bu şartlarda yapacağız!