Türkiye; Amerikalıların, iktidarı el-Şara’ya devretmesi ve SDG’nin artık Amerika’dan destek görmeyeceğini bildirmesinden özel bir memnuniyet duyuyor.
Türkiye’yi meşgul etmekten öteye Türk-Amerikan ilişkilerinde de kötü anılar bırakan bir sorun sona eriyor. El-Şara rejimi, Türkiye’ye göre, kurulmak istenen bir Kürt devletinin ordusu olmayı düşleyen Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) varlığını sona erdiriyor. SDG bir süre önce Doğu Suriye’de teşkilatlanmakta olan İslam devletinin yayılmasını durdurmak için kurulmuştu. Amerika, o dönemde bölgede yaşayan Arap Aşiretleriyle Kürt güçlerini bir araya getirerek bir yandan İslam devletinin yayılmasını, diğer yandan da bu bölgenin Esad rejiminin denetimine girmesini engelliyordu. Kısa süre içinde Kürt güçlerinin düzenli bir orduya benzediği ve Amerikalıların onlarla iş gördüğü anlaşıldı. Amerika yeni orduya bol miktarda ağır ve hafif silah, zırhlı personel taşıyıcıları ve kamyon türünden her istediklerine karşı kullanabilecekleri askeri malzeme veriyordu. Türkiye bu örgütün kendisinden de toprak talepleri bulunan terör örgütü PKK’nın bir uzantısı olduğunu ileri sürdüyse de Amerikalılar, SDG’nin PKK ile herhangi bir ilişkisi olmadığını söyleyerek, onu silahlandırmaya devam ettiler.
Suriye’deki değişiklikler İsrail’i pek memnun etmemiş olabilir
Bir yandan Washington’da hükümetin değişmesi, diğer yandan Suriye’de el-Şara liderliğinde yeni bir yönetimin kurulması bölgede önemli değişikliklere yol açtı. Bu değişiklikler İsrail’i pek memnun etmemiş olabilir. Etrafı düşman ülkelerle çevrili İsrail, dolayısıyla hayatta kalmak için İsrail’e dayanacak bir ülkenin kurulmasını istiyordu. Buna karşılık Trump yönetimi ülke dışındaki mevcudiyetini azaltmaya çalışıyor. El-Şara’nın şahsında Suriye’yi tek yönetim altında birleştirecek ve Amerika’nın da kabul edebileceği bir lider bulduğunu düşünüyor. Suriye’de siyasetin normalleşmesinden ise Amerikan katkısına fazla gerek duyulmayacak bir aşamaya varılmasını anlıyor. Bu değişiklik Türk-Amerikan ilişkilerindeki önemli bir pürüzü de ortadan kaldırıyor. Türkiye; Amerikalıların, iktidarı el-Şara’ya devretmesi ve SDG’nin artık Amerika’dan destek görmeyeceğini bildirmesinden özel bir memnuniyet duyuyor.
Bu bağlamda, SDG artık bir kaynak değil, Suriye’nin inşasına bir engel olarak algılanıyor. SDG ile işbirliği yapan Arap aşiretleri bu güçten desteklerini çekmiş durumdalar. Zaten geriye doğru bakıldığı zaman, SDG’yi desteklemelerinin altında Esad’a ve İslam ordusuna karşı olmaları yatıyordu. Şimdi kabul edebilecekleri bir yönetim geldiğini düşündüklerinden, SDG’den uzaklaşmış bulunuyorlar. Buna karşılık, Suriye ordusu evvelce SDG’nin hakimiyetinde olan yerleri ele geçirmeye başladı. SDG’nin terk ettiği bölgeler sadece gümrükler, hudut karakolları, devlet daireleri ve petrol çıkan bölgeler değil, aynı zamanda Kürtlerin Arap ahaliyi terke zorlayarak, kendi etnik gruplarından insanları getirerek yerleştirdikleri bölgeler. SDG’nin komutanı Mazlum Abdi, el-Şara’ya, bölgelerin terkine ek olarak, kendi askerlerini dağıtacağını, isteyenlerin birey olarak Suriye ordusuna katılabilecekleri sözünü vermiş, fakat bilahare sözünde durmayarak Amerikalıların zamanla tutumlarından cayacaklarını ümit etmiştir. Ancak, sonunda gerçeği kabullenmeye mecbur olmuş, Suriye Kürtlerinin tüm vatandaşlık haklarından yararlanmaları, bu arada kültürlerini korumalarını benimsemekle yetinmiştir.
Kandil, kendi varlığını sürdürme mücadelesi veriyor
SDG’nin karşısındaki rasyonel tercih kendini feshetmesi, üyelerinden isteyenlerin de birey olarak Suriye ordusuna katılmalarını sağlamaktır. Ancak bunu gerçekleştirmek söylendiği kadar kolay olmamaktadır. Bazı militanlar harekete Kürtlere bağımsızlık vaat ettiğini beyan ettiği için katıldıklarını söylemekte, birey olarak yeni Suriye ordusuna katılmayı reddetmekten öteye Suriye vatandaşı olmayı da istememektedirler. Böyle düşünenlerin sayısı bilinmemekle birlikte, denetim altına alınabilecekleri tahmin ediliyor. Kandil’in yeni hükümete karşı tutumu ise daha ağırlıklı bir zorluk kaynağı. Bazı okuyucuların da hatırlayabileceği gibi, Irak-İran arasındaki ulaşılması çok güç olan Kandil Dağında giderek yaşlanmakta olan bir komutan grubu bulunmaktadır. Bağımsız Kürdistan tasavvurunun uygulayıcısı olduğunu düşünen bu grup Mazlum Abdi’ye teslim olmamasını, çatışmaya devam etmesini söylemiştir. Şayet Abdi mücadeleden vazgeçecek olursa, Kandil’in elinde savaşacak bir ordu kalmayacağı aşikardır. Şüphesiz bir kısım gerillayı yönlendirmeye çalışacaktır ama gerillalar Amerikan ordusundan destek alarak bağımsızlık mücadelesi verecek bir güç niteliğinde değildir. Başka türlü ifade edecek olursak, Kandil kendi varlığını sürdürme mücadelesi vermektedir. Her ne kadar Abdi artık Kandil’in sözünü dinlemekten uzaklaşıyor olsa da, bu stratejiyi uygulamak pek de kolay olmamaktadır.
SDG kendini ihanete uğramış hissetmektedir. Halbuki tarihte yaşadıkları tecrübelerin ışığında, büyük güçlerin kendi tasavvurlarını gerçekleştirmek için yerel işbirlikçileri kullandıklarını ve işleri bitirince onları terk ettiklerini hatırlamaları gerekirdi. Nitekim, tüm süreç boyunca kendilerine yaptıkları işbirliğinin taktik nitelikte olduğu söylenmişti. Demek ki anlamamışlar.