ABD’de çevre haberciliğinin bağımsız sesi Living on Earth, Trump yönetiminin UNFCCC’den IPCC’ye uzanan 60’tan fazla uluslararası mekanizmadan çekilme hamlesinin yalnızca iklimi değil, küresel düzeni de hedef aldığını söylüyor. Programda öne çıkan tablo net: ABD masadan kalkarken liderlik koltuğu Çin’e kalıyor, şirketler AB’nin karbon duvarına çarpıyor, Washington ise bu kez yalnızca dünyayı değil kendi eyaletlerini de iklim yasaları üzerinden mahkemeye taşıyor.
Living on Earth, ABD’de çevre ve iklim haberleri üzerine odaklanan haftalık bağımsız bir radyo programı. University of Massachusetts/ Boston ve Public Radio Exchange (PRX) aracılığıyla ABD’de yaklaşık 250 kamu radyosu istasyonunda yayınlanan program, dinleyiciler ve kurumsal bağışlar tarafından destekleniyor.
Geçtiğimiz günlerde, Living on Earth’de ABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası kuruluşları hiçe saymasından, Venezuela hamlesine kadar attığı adımları değerlendiren bir program yer aldı. Yaşanan sürece dair öne çıkan temel sorular ve olası cevaplar şöyle:
- Trump yönetimi bu kadar farklı örgüt ve anlaşmadan çekilmek için nasıl bir gerekçe sunuyor?
ABD tarafından açıklamada bu anlaşmaların “artık ABD’nin çıkarına olmadığı” söyleniyor. Bunun anlamı şu: Trump yönetimi yalnızca iklim değişikliğini önemsememeye değil, diğer ülkelerle iş birliği yapmaya ve diyalog kurmaya da artık çıkar açısından bakmıyor. Anlaşmalardan çekilmenin, Venezuela’ya yönelik işgalin yaşandığı haftayla aynı zamana denk gelmesi dikkat çekici. Bu, oldukça tek taraflı bir hamle. Bugüne kadar bu anlaşmalar, dünya düzeninin nasıl işlediğinin kurallarıydı. Küresel politikaların yönünü belirleyen mekanizmalardı. II. Dünya Savaşı’nın yıkımından sonra dünya düzeninin kurulmasına öncülük eden ülke ABD’deydi; “iş birliği savaşın alternatifidir ve daha iyidir” diyen de ABD’deydi. Şimdi masadan kalkması çok dramatik.
- ABD’nin iklimle mücadelede uluslararası iş birliğinden çekilmesinin çevre ve ekonomik etkileri ne olur?
Çoğu analist bu liderlik boşluğunu muhtemelen başka bir ülkenin, büyük olasılıkla Çin’in dolduracağını düşünüyor. Bu iklimle mücadele açısından kötü bir gelişme. Çin hâlâ fosil yakıtların çok büyük bir yayıcısı, ama aynı zamanda fosil yakıt alternatiflerine de yatırım yapan bir ülke. Elektrikli araçlarda, güneş ve rüzgâr enerjisinde dünya lideri. Çin’in küresel yön belirleme gücünün artması ABD’yi de etkileyecek.
Küresel ölçekte iş yapan ve iklim hedefleri olan ülkelerle ticaret yürüten ABD’li şirketler dezavantajlı duruma düşebilir. Bunun çok net bir örneği, AB’nin Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması. Avrupa’ya ihracat yapılabilmesi için bu konuda müzakere gerekebilir. Bu, ABD şirketlerini etkileyebilecek örneklerden sadece biri. Çok uluslu şirketlerin çoğu yalnızca ABD pazarına değil, tüm pazarlara satış yapmak ister.
- Küresel iklim mücadelesi Trump’sız devam eder mi?
Trump yönetiminin bahsi şu: ABD olmadan, dünyadaki iklim eylemi ilerleyemez. Bunu geçen sonbaharda BM’de konuşurken açıkça söyledi. İklim değişikliğine “bir dolandırıcılık” dedi. Diğer ülkelerin iklim eylemlerini durdurmasını istiyor ve ABD’nin doğal gazını ve petrolünü satın almalarını istiyor. Uzmanlara göre bir senaryo şu: “Her şey dağılır ve iklim değişikliğini umursamayan bir dünyaya gideriz.”
Öte yandan ABD’nin son yıllarda sürekli ayak diremesine rağmen Avrupa ve Asya, temiz enerji teknolojileri ve karbonsuzlaşma konusunda ciddi biçimde ilerledi. Bu gelişme, geleceğin fosil değil temiz enerjilerde olacağının kanıtı ve bu, ABD’nin küresel geleceği şekillendirmede daha az söz sahibi olacağı anlamına geliyor.
- ABD’de yerel yönetimler ve şirketler, Trump’un bu tavrına ne kadar destek veriyor?
Trump yönetimi ABD’yi Paris Anlaşması’ndan çektiğinde şehirler, belediye başkanları, şirketler ve kuruluşlar “biz hâlâ içindeyiz” diyerek bir koalisyon kurmuştu. Şimdi ABD, 1992’ye dayanan UNFCCC’den (BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi) de çekilirken, en büyük tepki, eyalet ve yerel yönetimlerden geldi: “Biz hâlâ içindeyiz, hedeflerimizi koyuyoruz ve sera gazı emisyonlarını azaltmak için adım atıyoruz” dediler. Ancak bu kez farklı olan şu: Trump yönetimi eyalet ve yerel yönetimlerin “hareket etme yetkileri olmadığını” savunarak onları agresif biçimde mahkemeye taşıyor.
Örneğin California’da yeni binaların elektrikli olması, doğal gaz kullanmaması gerektiğine dair bazı düzenlemeler var. Trump yönetimi bu düzenlemeleri çıkaran iki topluluğa dava açtı. Aynı zamanda New York, Vermont ve Hawaii gibi iklim değişikliğiyle ilgili yasalar çıkarmaya çalışan eyaletlere de davalar açıyor. New York ve Vermont’un “Climate Superfund” yasaları var. Trump yönetimi bu yasaların hukuka aykırı olduğunu söylüyor. Sadece “federal hükümet olarak iklim için hiçbir şey yapmayacağız” demekle kalmıyor, aynı zamanda eyaletleri de engellemeye çalışıyor. Dahası, uluslararası anlaşmalardan ve örgütlerden çekilerek dünyanın geri kalanını da iklim eyleminden vazgeçirmeye çalışıyor.
- ABD gibi büyük bir ekonomik gücün, iklim ve uluslararası iş birliğinden çekilmesinin en büyük riski ne?
Tüm bu süreç ABD’nin güvenilirliğine büyük zarar veriyor. Dünyada tarihsel olarak sera gazı emisyonlarına en çok katkı yapan ülke hiçbir şey yapmıyorsa, diğer ülkeleri nasıl harekete geçmeye çağırabilirsiniz? ABD emisyonlarını azaltmadıkça, diğer ülkelerin çabalarının etkisi ABD’nin azaltımı kadar büyük olmayacak. Ayrıca, krize neredeyse hiç sebep olmayan ama en ağır etkileri yaşayan ülkelere yönelik finansman meselesi var. Son 10 yıldaki en zorlu müzakere başlıklarından biri, bu ülkelere destek ve kaynak sağlanmasıydı. Şimdi bu konuda büyük bir çıkmaza girdi.
