Yaşar ZENGİN
İzmir Yeminli Mali Müşavirler Odası Başkanı
Son günlerde bazı serbest muhasebeci mali müşavir odaları ve meslek mensupları tarafından, Gelir İdaresi Başkanlığı’nca yayımlanan 49 Sıra No’lu Tebliğ hakkında yapılan açıklamalar ve açıldığı ifade edilen davalar kamuoyuna yansımış bulunmaktadır. Konunun sağlıklı değerlendirilebilmesi adına bazı hususların açıklıkla ortaya konulmasında fayda görüyoruz.
Öncelikle ifade etmek gerekir ki 49 Sıra No’lu Tebliğ, iddia edildiği gibi serbest muhasebeci mali müşavirlik mesleğinin çalışma alanını daraltan, haklarını ortadan kaldıran veya mesleki faaliyetlerini kısıtlayan bir düzenleme değildir.
Söz konusu tebliğ; mükellefler tarafından verilen gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde yer alan indirim ve istisnalar başta olmak üzere bazı vergi harcamalarının doğruluğunun tasdikine yöneliktir. Defter tutulması, mali tabloların hazırlanması ve beyannamelerin verilmesi süreçlerine ilişkin herhangi bir sınırlama ya da yetki devri içermemektedir. Dolayısıyla serbest muhasebeci mali müşavirlerin asli faaliyet alanına yönelik bir müdahale söz konusu değildir.
Bilindiği üzere tasdik yetkisi, 3568 sayılı Kanun ile münhasıran yeminli mali müşavirlere verilmiş yasal bir yetki ve sorumluluktur. Serbest muhasebeci mali müşavirlerin tasdik yapma veya tasdik raporu düzenleme yetkisi bulunmamaktadır. Bu çerçevede tebliğ ile düzenlenen husus, mevcut yasal yetkinin uygulama alanına ilişkin teknik bir belirlemeden ibarettir.
Vergi Denetim Kurulu tarafından yapılan denetimlerde ve Gelir İdaresi Başkanlığı’nın yaptığı değerlendirme ve analizlerde; beyannamelerde yer alan bazı indirim ve istisna uygulamalarında ciddi hatalar yapıldığı, bu hatalar nedeniyle vergi gelirlerinde önemli kayıplar oluştuğu ve kontrol mekanizmasının güçlendirilmesine ihtiyaç bulunduğu tespit edilmiştir. Bu noktada yeminli mali müşavirlerin bilgi birikimi, denetim tecrübesi ve uzmanlık altyapısından “ikinci göz” denetimi olarak yararlanılması hedeflenmiştir.
Amaç; hataların önlenmesi, düzeltilmesi ve kamu gelirlerinin korunmasıdır. Vergi harcamalarının mevzuata uygunluğunun tasdik edilmesi suretiyle hem mükellef hem de
idare açısından güvenli bir alan oluşturulmasıdır. Bu yaklaşım, cezalandıran değil önleyen denetim anlayışının bir parçasıdır.
Her meslek mensubunun kanunla belirlenmiş görev, yetki ve sorumluluk sınırları içinde faaliyet göstermesi esastır. Serbest muhasebeci mali müşavirlerin görevi; defter tutmak, mali tabloları hazırlamak ve beyannameleri düzenlemektir. Tasdik ise farklı bir hukuki sorumluluk alanıdır ve yalnızca yeminli mali müşavirler tarafından yerine getirilmektedir. Bu nedenle yasal olarak sahip olunmayan bir yetkinin, yetki sahibi meslek grubu tarafından kullanılmasına tepki gösterilmesi ve düzenlemenin mesleki alan ihlali gibi sunulması, hukuki gerçeklikle örtüşmemektedir.
49 Sıra No’lu Tebliğ ile Gelir İdaresi Başkanlığı, yeminli mali müşavirlere yeni ve önemli bir sorumluluk yüklemiştir. Mesleğimizin denetim, tasdik ve kamu adına güvence sağlama fonksiyonu daha etkin şekilde devreye alınmıştır. Bu durum bir ayrıcalık değil; ağır bir hukuki sorumluluk ve kamuya karşı hesap verme yükümlülüğüdür.
Yeminli mali müşavirler bilgi birikimi, denetim tecrübesi ve uzmanlık altyapısı ile bu sorumluluğu en etkin biçimde yerine getirecek güç ve kapasiteye sahiptirler. Amaç; kamu maliyesinin korunmasına, vergi sisteminin güvenilirliğinin artırılmasına ve ülkemizin ekonomik gelişimine katkı sunmaktır.
Sonuç olarak 49 Sıra No’lu Tebliğ’i doğru zeminde değerlendirmek gerekir. Bu düzenleme, meslekler arası bir alan tartışması değil; vergi sistemimizin güvenilirliğini artırmaya yönelik teknik bir adımdır. Vergi gelirlerinin korunması, hataların önlenmesi ve kamu maliyesinin güçlendirilmesi herkesin ortak sorumluluğudur. Tartışmaların bu ortak sorumluluk bilinci içinde, hukuki çerçeve ve mesleki gerçekler temelinde yürütülmesi gerekir.