Prof. Dr. HÜSEYİN MERT - İstanbul Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi
Asgari ücret, çalışan ve ailelerinin onurlu bir şekilde yaşayabilmesine yönelik bir sosyal devlet projesidir. Uluslararası kabul gören tanımıyla asgari ücret, ‘vasıf gerektirmeyen işler için işçiye emeği karşılığında ödenen, işçinin kendisi ve ailesinin temel ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayıp, insan onuruna yakışır bir yaşam sürmesine yetecek olan ücrettir’.
Ülkemiz hukukunda asgari ücretle ilgili düzenlemelere; Anayasa ve yasalarda yer verilmiştir. Anayasa’nın 2, 49 ve 55’nci maddeleri birlikte ele alındığında; sosyal devlet ilkesinin gereği, çalışma barışının sağlanması, çalışanların korunması ve hayat seviyelerinin yükseltilmesi amaçlarına yönelik olarak asgari ücretin, ‘insan onuruna yakışır bir hayat sürmeye yetecek miktarda olması gerektiği’, hüküm altına alınmıştır. İş Kanunu’nun 39’uncu maddesi ve Asgari Ücret Yönetmeliği’nin 4’üncü maddesinde asgari ücret, ‘işçilere normal bir çalışma günü karşılığında ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden karşılamaya yetecek ücret’ olarak tanımlanmıştır.
Görüldüğü üzere ülkemiz hukukunda asgari ücret, evrensel uygulamalarla uyumlu olacak şekilde; işçinin yaşamsal öneme sahip temel ihtiyaçları vurgulanarak, bu ihtiyaçların minimum düzeyde sağlanması esası üzerine tanımlanmıştır.
Yine ülkemizin tarafı olduğu uluslararası anlaşmalarda devletler; (İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Uluslararası Çalışma Örgütü Hükümleri, Avrupa Sosyal Şartı vs.) çalışanların, insan onuruna yakışır bir yaşam sürmeleri için gerekli önlemleri almakla sorumlu tutulmuşlardır.
Asgari ücret uygulamaları giderek öz ve amacından uzaklaşıyor
Asgari ücret, çağdaş yaşama yönelik temel ihtiyaçları karşılama noktasında yetersiz kaldığında çalışanların insanca yaşayabilmesi önünde zorluklar oluşmaktadır. Asgari ücretin en önemli amacı; çalışanlara asgari yaşamsal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılayacak bir yaşam düzeyini sağlamasıdır.
Ülkemizde asgari ücret uygulamalarının giderek öz ve amacından uzaklaştığını gözlemlemekteyiz. Çünkü uygulanan politikalar, ücret artışlarını enflasyonun kaynaklanış nedenleri arasında görmektedir. Ve ücret artışları sürekli olarak enflasyon oranının altında tutulmuştur.
Yukarıdaki tabloda da görüldüğü üzere ülke ekonomisi her yıl bir önceki yıla göre büyümüştür. Ekonomik kalkınmanın yaratıcısı emek güçleri refah toplumu anlayışı gereği büyümeden pay almaları gerekir. Bu ekonomide, adaletli yönetim anlayışının ve paylaşmanın da gereğidir. Sonuç olarak; çalışanlar büyümeden pay alamadıkları gibi hayat pahalılığı karşısında sürekli ezilmiş ve yoksullaşmışlardır.
TÜRK-İŞ Konfederasyonu tarafından, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişimlerinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay, düzenli olarak açlık ve yoksulluk sınırı verileri yayınlanmaktadır. Yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere asgari ücretli çalışanlar gelir seviyesi olarak her yıl açlık sınırının altında kalmışlardır.
TÜRK-İŞ Konfederasyonu verilerine göre dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 35.174,85 TL’ye yükselmiştir. Uygulanmakta olan asgari ücret 28.075,50 TL olup, açlık sınırının % 25,28 altına düşmüştür.
Yoksulluk kader değil, uygulanan politikaların sonucudur
Görüldüğü üzere asgari ücret; salt gıda harcamalarını esas alan açlık sınırı endeksinin altındadır ve asgari ücretlinin yoksullaşması her yıl olduğu gibi devam etmektedir. Ancak hayat pahalılığı dolu dizgin devam etmektedir. Dolayısıyla asgari ücrete yapılan zammın olumlu etkisi devam eden hayat pahalılığı karşısında çok kısa sürede ortadan kalkmaktadır.
Asgari ücret bu haliyle bırakalım çağdaş yaşama yönelik temel ihtiyaçları karşılamasını tam bir sefalet ücretine dönüştürülmüştür. Çalışanlar için yoksulluk bir kader değildir, uygulanan politikaların sonucudur.
Ekonomik kalkınmanın ve yaşamdaki her türlü gelişmenin kaynağında insan ve emek vardır.
Emeğin kazanması için yegane yol emeğin birleşmesi ve siyasal yaşamdaki ağırlığını arttırmasıdır.