SERKAN AKSÜYEK - [email protected]
Dikkatli okurlar anımsayacaktır. Ekonomi Gazetesi’nin 31 Mart 2026 tarihli sayısında, yaşamsal önem taşıyan bir müjdeyi paylaşmıştık. Türkiye Varlık Fonu (TVF) bünyesindeki TVF Rafineri ve Petrokimya A.Ş’nin, hem ihracat hem de ithalat rekorları kıran “kimyevi maddeler ve mamulleri” sektörünün en büyük oyuncularıyla el ele vererek Adana-Ceyhan’da kurmayı planladığı ve ÇED süreçleri tamamlanan “yeni petrokimya kompleksi”nin detaylarını aktarmıştık. (Bknz, Nasıl Bir Ekonomi 31,03,2026)
TVF VAZGEÇTİ
Türkiye’nin ilk ve tek petrokimyasal ham madde üreticisi Petkim’in kurumsal iletişim süreçlerini uzun yıllar yöneten bir iletişimci olarak bu müjdeyi vermekten büyük keyif de almıştım. Aradan üç ay geçtikten sonra ise aynı konuda bu kez üzücü haberi yine ilk kez okurlarla paylaşmak bana düşüyor. Kulağımıza çalınan ve teyit ettiğimiz bilgiler, TVF yönetiminin Adana’nın Ceyhan ilçesinde BOTAŞ’ın mülkiyetinde bulunan arazilerde inşa etmeyi planladığı yeni petrokimya üretim kompleksi yatırımından tamamen vazgeçtiğini gösteriyor.
Bu kritik ve stratejik projenin ön mühendislik süreçlerinde görevlendirilmesi için transfer edilen yetkin mühendis kadrolarının iş sözleşmelerine son verildiğini de büyük üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Bu kadrolar arasında, yurt dışındaki şirketlerde başarıyla görev yaparken, bu dev yatırıma katkı sağlamak için düzenini bozarak heyecan içinde ülkesine dönen yetkin mühendisler de bulunuyor.
2019 yılında “Enerji İhtisas Bölgesi” olarak ilan edilen BOTAŞ arazisine komşu olan arazilerde en az 10 milyar dolara mal olacak yatırımla başta alçak yoğunluk polietilen, yüksek yoğunluk polietilen, polipropilen (PP), polivinil klorür (PVC), vinil klorür monomer (VCM) ve saf tereftalik asit (PTA) gibi Türkiye içerisinde tüketimi en yüksek petrokimyasal ürünlerin üretilmesi hedefleniyordu.
NEDEN İPTAL OLDU?
TVF bünyesindeki TVF Rafineri ve Petrokimya Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından gerçekleştirilmesi öngörülen ve ÇED raporu aşaması dahi tamamlanan bu yatırımın iptal edilme sebepleri arasında “tanıdık” nedenler olduğu da anlaşılıyor.
Risk paylaşımını mümkün kılacak bir ortaklık yapısıyla inşa edilmesi planlanan yatırımda en önemli soru işareti, üretimde kullanılacak ham maddenin ne olacağının yanı sıra, nerede ve nasıl üretileceğiydi. Türkiye’de petrokimyasal ürünleri en yüksek seviyede tüketen yerli ve yabancı sermayeli dev firmaların da yer alması hedeflenen bu oyun planında, reel sektöre “tükettiğin ham maddenin üreticisi ol” mesajı da verilmişti. Ancak mesele mesaj vermekle çözülmedi.
Petrokimyasal üretime odaklanacak bir rafinerinin (petro-rafineri) en iyimser tahminle 3,5-4 milyar dolara mal olması ve bu maliyete reel sektör şirketlerinin dahil olmak istememesi, projeyi akamete uğratan en önemli sebepler arasında yer alıyor. Petkim gibi dünyanın en pahalı ham maddelerinden nafta ile yapılacak bir üretim, daha ilk adımda rekabetçi olmaktan uzaklaşma riskini barındırıyor. Başta Ortadoğu olmak üzere petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olan ülkelerin hemen hepsinde nafta bazlı bir üretim uzun yıllar önce terk edilmiş durumda. Yeni tesisler doğal gazla üretimini sürdürüyor.
Ceyhan’da gerçekleştirilmesi planlanan bu yatırıma dahil olmayı planlayan firmaların, rafinerinin yüksek maliyetine katlanmak istememesi, bu yatırımın devlet eliyle yapılmasını istemeleri, planı bozan en önemli gerekçeler arasında.
EVDEKİ HESAP ÇARŞIYA UYMADI
Firmalar, rafinerinin ürettiği ham maddeyi kullanarak onlarca sektöre ham madde üretecek fabrikaları, devletin de içinde bulunduğu risk paylaşımı modeliyle inşa etmeye sıcak bakıyorlardı. Ancak evdeki hesabın çarşıya uymadığı anlaşılıyor. Bu durumda 10 puanlık sınav sorusunu sorma hakkımız doğuyor:
Türkiye’de 1960’lı yıllarda İzmit-Yarımca’da, 1980’li yıllarda ise İzmir-Aliağa’da dev petrokimya kompleksleri kuran devlet, yerli üretimin yüzde 7 seviyesine kadar düştüğü 2026 yılında, neden bu yatırıma yanaşmıyor?
Çelişki şurada: Yıllık 15 milyar dolar ithalat ile Çin’den sonra “dünyanın en büyük ikinci petrokimyasal ham madde ithalatçısı” olan Türkiye için petrokimya kompleksi yatırımı yaşamsal önem taşırken; aynı devlet milyarlarca lira zarar eden ve sadece 30 bin adet/yıl üretim kapasitesine sahip olan TOGG’u yere göğe sığdıramıyor. “TOGG mu önemli yerli petrokimya kompleksi mi?” sorusu, anlamsızca askıda kalmayı sürdürüyor. Emeklisinin bayram ikramiyesine zam dahi yapmayan devlet, petrokimyaya odaklanacak bir rafineri için 3,5-4 milyar dolarlık yatırımı sanırım “gereksiz” buluyor.
FAİZE VAR YATIRIMA YOK
Aynı kamu idaresinin faize ödediği ve hepimizin alın teri olan bütçe büyüklüğü konusunda fikriniz var mı? Yardımcı olayım: Bu yılın ilk beş ayında 1 trilyon 262 milyar 642 milyon TL faiz ödeyen Maliye Bakanlığımızın, 2026 bütçesinde yılın tamamı için öngörülen faiz gideri 2 trilyon 741 milyar 656 milyon TL. ABD dolarının bugünkü değeri olan 45 TL dikkate alındığında, sadece bu yılın ilk beş ayında faiz giderlerinin 28 milyar doların üzerinde olduğu anlaşılıyor. Geçen yıla göre yüzde 51’lik bir artıştan söz ediyoruz. 2026 yılının tamamında ise faiz gideri 60 milyar dolara ulaşacak ya da bu seviyeye çok yaklaşacak.
Hal böyle olunca; başta faize, her türlü gereksiz harcamaya ve elbette saltanata kaynak bulmakta zorlanmayan devletin, yeni bir petrokimya kompleksi için kolları sıvamasını beklemek Türk reel sektörünün hakkı olsa gerek. Dünyanın hemen her ülkesinde rafineri gibi stratejik özellik taşıyan yatırımlar, devletlerin doğrudan ya da dolaylı içinde olduğu iş modelleri üzerinden kurgulanıyor.
Bugünün dünyasında kalkınmışlık seviyesi yüksek ülkelerin, aynı zamanda kimya sektöründe önemli üreticiler olmaları elbette tesadüf değil. Kimya, onlarca üretim sektörünün doğrudan ya da dolaylı ham madde üreticisi konumunda olduğu için stratejik özellik taşıyan bir sektör aynı zamanda.
Geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak bu yatırımlara bir an önce başlanmasını diliyorum.
TVF’NİN AKTİF BÜYÜKLÜĞÜ 360 MİLYAR DOLARA ULAŞTI
2025 yılı sonu itibarıyla Türkiye Varlık Fonu (TVF) envanterinde 7 farklı sektörde 36 şirket, 2 lisans ve çeşitli gayrimenkuller bulunuyor. Kurulduğu günden bugüne sermaye artışları, birleşme ve satın alma işlemleri ve sıfırdan yatırımlarla toplam 18 milyar dolar yeni yatırım gerçekleştiren TVF’nin varlık büyüklüğü ise 360 milyar dolara yükselmiş durumda. TVF bu aktif büyüklüğüyle varlık fonlarının global düzeydeki görünümünü izleyen Global SWF'in uluslararası ulusal varlık fonları sıralamasında da ilk 10 varlık fonu arasında yer alıyor.
