Aralık ayı enflasyon yansımaları
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, yıllık tüketici enflasyonu Aralık ayında bir önceki aya göre %0,89, bir önceki yılın aynı ayına göre %30,89 seviyesinde gerçekleşti.
Değer zinciri AI ile şekilleniyor
McKinsey, yapay zekânın operasyonel süreçleri dönüştürmesiyle birlikte binlerce pozisyonu azaltmaya hazırlanıyor. Kesintiler ağırlıklı olarak non-client-facing (müşteriyle doğrudan temas etmeyen) ekipleri kapsıyor ve bazı birimlerde çalışan sayısında %10’a varan düşüş öngörülüyor.
Bu tablo yalnızca McKinsey’e özgü değil. Önümüzdeki dönemde Big4 ve diğer Tier-1 danışmanlık şirketlerinde de benzer bir trend görmemiz sürpriz olmayacak.
Peki buradan ne anlıyoruz?
İletişim ve ilişki yönetimi her zaman önemliydi; ancak bugün değer zincirinin en üst basamaklarına yerleşmiş durumda. Yapay zekâ; analiz, raporlama, modelleme gibi non-client-facing işlerin büyük bölümünü üstlenirken, geriye kritik bir alan kalıyor:
Bu da daha fazla:
- İnsan etkileşimi
- Sosyal temas
- Network
- Etkinlik ve yüz yüze iletişim
demek.
Bu nedenle önümüzdeki yıllarda;
satış, üst seviye müşteri yönetimi, özel bankacılık, kabin memurluğu, kurumsal ilişkiler, bürokrasi, çözüm mimarlığı gibi client-facing ve yüksek iletişim becerisi gerektiren rollerin çok daha değerli hale gelmesi bekleniyor.
Özetle:
AI işi yapıyor. İnsan, işi temsil ediyor. Ve temsil, artık en kritik yetkinlik.
AI işleri bitirecek mi? Jevons Paradoksu bu kez ters çalışabilir
Tarihsel olarak verimlilik artışı daha fazla iş yarattı. Ancak bu kez fark var. AI yalnızca maliyeti düşürmüyor; karar alma ve üretim süreçlerinin kendisini devralıyor.
Jevons Paradoksu geçmişte fiziksel ve yazılımsal araçlar için geçerliydi; çünkü talep mutlaka insan emeğine geri dönüyordu. AI’da ise ilk kez insan müdahalesi olmadan ölçeklenebilen bilgi üretimi mümkün.
Analiz, içerik üretimi, araştırma, raporlama ve hatta kodlama gibi birçok bilgi işi artık daha fazla insan gerektirmiyor. Talep artsa bile, talebi karşılamak için ek istihdam zorunlu değil.
Bu nedenle AI, önceki teknolojilerden farklı olarak işleri dönüştürmekle kalmıyor; net biçimde ortadan kaldırıyor. Yeni işler oluşacak olsa da, toplam insan emeği ihtiyacı aynı hızda artmayabilir.
AI, Jevons Paradoksu’nu bozabilecek ilk teknoloji olabilir. Verimlilik artışı bu kez daha fazla iş değil, daha az insan anlamına gelebilir.
AI döneminde insan sermayesinin değeri
Yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin, asıl başarıyı belirleyecek unsurlar insan sermayesi.
Özellikle:
- Merak
- Eleştirel düşünce
- Öz-düzenleme
bunlar AI’nın yerine geçemeyeceği ve gelişimini sürdürebilmesi için gerekli yetkinlikler.
AI büyük veri üzerinden geçmişi yeniden harmanlayabilir; ama gelecekte henüz yaratılmamış fikirleri, yenilikleri veya insan deneyimini tek başına üretemez. İnsanlar yeni bilgi üretmeye devam ettikçe AI’nın değeri de artar.
Ayrıca AI çıktıları, veriyi “özetleme” gücüne sahip olsa da yargı, anlamlandırma ve uygulama için insanın eleştirel düşüncesi gerekli. Veriler yanıltıcı olabilir; bu yüzden düşünce süzgeci kritik bir sermaye.
AI ne kadar güçlü olursa olsun, merak, yargı gibi insan sermayesi unsurları olmadan gerçek değer üretilemez. Bu yetkinlikler, AI ile birlikte çalışmada avantajı belirleyecek.
İK, 2030’a doğru nasıl dönüşüyor?
Yapay zekâ, otomasyon ve değişen çalışma beklentileri, insan kaynaklarını klasik operasyonel rolünden çıkararak şirketlerin stratejik merkezlerinden biri hâline getiriyor. Önümüzdeki 10 yıl, İK’nın yalnızca süreç yöneten değil; veriyle karar alan, teknolojiyi insan deneyimiyle buluşturan bir fonksiyona evrildiği bir dönem olacak.
Kısa vadede (2020–2024):
HR’da veri, algoritma ve uzaktan çalışma ön planda: İK Veri Dedektifi, Algoritmik Önyargı Denetçisi, Gig Ekonomisi Yöneticisi
Orta vadede (2024–2026):
İnsan + teknoloji birlikte çalışıyor: İnsan–Makine Ekip Çalışması Yöneticisi, İş Geleceği Lideri
Uzun vadede (2026–2030):
Odak yeniden insana kayıyor: Well-Being Direktörü, Kurumsal Amaç Planlayıcısı, Çalışan Güçlendirme Koçu
Özetle, İK küçülmüyor; daha veri odaklı, daha stratejik ve daha insan merkezli hâle geliyor.
Açık pozisyonlar son 5 yılın en düşük ikinci seviyesinde
ABD’de kasım ayı sonunda özel sektör ve kamu kurumları toplam 7,1 milyon açık pozisyon açıkladı. Bu rakam, ekim ayındaki 7,4 milyon seviyesinin altında. Öte yandan işten çıkarmalar da geriledi; bu da şirketlerin yeni personel ekleme konusunda isteksiz davranırken mevcut çalışanlarını elde tutmaya çalıştığını gösteriyor.
“Düşük işe alım – düşük işten çıkarma” (low-hire, low-fire) işgücü piyasası devam ediyor.. Çalışanlar açısından görece bir iş güvencesi söz konusu olsa da, işsizler için yeni bir iş bulmak giderek zorlaşıyor.
Bu durağan işgücü piyasası, son verilere göre yıllık bazda %4’ün üzerine çıkan (Temmuz–Eylül dönemi) güçlü ekonomik büyüme ile çelişkili bir tablo ortaya koyuyor.
Almanya işgücü piyasasında zorluklar 2026’ya taşınıyor
Almanya’da işsizlik 2025’te son 12 yılın en yüksek seviyesine çıkarak ortalama 2,95 milyon kişiye ulaştı. 2026’ya girerken işgücü piyasasında yüksek belirsizlik ve zayıf ekonomik momentum devam ediyor.
Aralık ayında işsizlik artışı sınırlı kaldı ve işsizlik oranı %6,3 seviyesinde sabitlenirken, açık iş pozisyonları yıllık bazda 35 bin azalarak 619 bine geriledi. Bu tablo, şirketlerin işe alımda temkinli kaldığını gösteriyor.
Artan işsizliğe rağmen Almanya’da nitelikli işgücü açığı devam ediyor. Demografik nedenlerle 2026’da potansiyel işgücünün 40 bin kişi azalması beklenirken, uzmanlık ve beceri sahibi çalışanlar işgücü piyasasında avantajlı durumda.
Z kuşağı neden daha az çalışıyor?
Yapılan bir araştırmaya göre Z kuşağı, uzun vadeli finansal hedeflere ulaşamayacağını düşündüğü durumlarda işte gösterdiği çabayı bilinçli olarak azaltıyor. “İşimde her zaman elimden gelenin en iyisini yaparım” gibi ifadelere göre, özellikle kirada yaşayan çalışanlar arasında düşük iş çabası gösterenlerin oranı, ev sahibi olanlara kıyasla neredeyse iki kat daha yüksek.
Yani mesele yalnızca kuşak farkı ya da iş ahlakı değil; ekonomik gerçeklerle şekillenen rasyonel bir tercih söz konusu. Çalışan, uzun vadede karşılığını alamayacağını düşündüğü bir sistemde, çabasını yeniden konumlandırıyor.
Z kuşağı ve Milenyaller işe çok farklı yaklaşıyor
Z Kuşağı ile Milenyaller arasında çalışma alışkanlıkları, beklentiler ve verimlilik normları konusunda artan bir gerilim var. Milenyaller çoğunlukla geleneksel 9–5 çalışma düzeniyle iş hayatına girerken, birçok Z Kuşağı çalışanı iş–yaşam dengesi, uzaktan çalışma esnekliği, değer uyumu ve net sınırlar koymayı önceliklendiriyor.
Yöneticiler ve İK liderlerine göre bu farklılıklar işin nasıl yapıldığından “bağlı ve etkili performansın” ne anlama geldiğine kadar yetenek havuzlarını ve genel iş gücü piyasasını yeniden şekillendiriyor.
Özel sektör işverenleri aralık ayında 41.000 yeni iş ekledi
Aralık ayı, işe alımlarda bir toparlanmaya sahne oldu. Bu artışa özellikle eğitim ve sağlık hizmetleri ile eğlence ve konaklama sektörleri öncülük etti.
ADP Baş Ekonomisti Nela Richardson: “Büyük ölçekli işverenler işe alımları yavaşlatırken, küçük işletmeler Kasım ayındaki istihdam kayıplarını telafi ederek yıl sonuna doğru pozitif bir işe alım performansı sergiledi.”
İş değiştirmeyen çalışanların ücret artışı aralık ayında değişmedi
Mevcut işinde kalan çalışanların yıllık bazda ücret artışı Aralık ayında %4,4 seviyesinde kaldı ve Kasım ayına kıyasla değişmedi. İş değiştiren çalışanlarda ise ücret artış hızı %6,3’ten %6,6’ya yükselerek ivme kazandı.
