Mart ayı enflasyonunu şöyle değerlendirmek yanlış olmaz.
✓ Geçen yılki yüzde 2,46 gerçeği yansıtıyorsa bu yılki yüzde 1,94 gerçeklerle bağdaşmıyor.
✓ Yok eğer bu yılki yüzde 1,94 gerçekçi bir oransa demek ki geçen yılın yüzde 2,46’sı çok yüksekmiş.
TÜİK, tüketici fiyatlarının, yani vatandaşın kullandığı mal ve hizmetlerin fiyatının mart ayında ortalama yüzde 1,94 arttığını açıkladı. Türkiye’nin istatistik oluşturmakla görevli devlet kurumu yaptığı hesaplama sonucu böyle bir oran bulmuşsa ne söylenebilir ki! Şimdi TÜİK gerçek oranın daha yüksek olduğunu dile getirenlere “İnanmıyorsanız siz de ölçün” dese ne yapacağız!
Ölçebilecek ve “Hayır, gerçek oran 1,94 değil, 2,94 ya da 3,94 veya 4,94” diyebilecek miyiz?
Hadi ölçtük ve dedik, ne değişecek ki!
TÜİK böyle bir durumda “Sahi mi, sizin bulduğunuz oran o kadar yüksekse ben de şu hesaplamamı bir gözden geçireyim” mi diyecek, yoo!
Ya da vatandaş TÜİK’e “Siz 1,94 diyorsunuz ama benim yaşadığım artış çok daha fazla, bu hesapta bir yanlışlık olmasın” dediğinde, ki diyor zaten, TÜİK “Madem öyle hesabı tekrar yapayım” mı diyecek yani! Yine yoo!
İyi de şu durumda ne yapacak, 1,94 karşısında “Hata bizdeymiş” diye TÜİK’ten özür mü dileyeceğiz…
“Biz çok fena yanılmışız, gerçek fiyatlar çok düşük olduğu, artış da haliyle çok aşağılarda kaldığı halde biz var olmayan o yüksek fiyatları zihnimizde canlandırmışız” mı diyeceğiz?
“Çarşıya pazara baktık ve fiyatlar çok yüksek ve çok artıyor sandık ama yanılmışız; yanılmışız da yine de cebimizden daha çok para çıktı, işte bunu bir türlü çözemedik, şu hesaba da bir el atsanız” diye ricada mı bulunacağız?
İzlenecek yol belli. TÜİK’in yaptığı bir hesaplama olduğuna ve ortaya konulan 1,94 hiç de gerçekçi görünmediğine göre bu oranı biraz irdeleyeceğiz.
Savaş çıktı enflasyon düştü!
Biliyorum şimdi birileri çıkıp “Biz mi savaşıyoruz, savaştan bize ne” diyecek kadar “objektif” bir tutum sergileyecektir, böyle yaklaşanlar zaten var.
Şu söylense tabii ki anlaşılabilir:
“Doğru, fiyatlar çok yükseldi ama özellikle enerji fiyatlarının nereden nereye geldiği belli, ne yapılabilirdi ki…”
Fiyatların nereden nereye geldiği belli, bu bir gerçek. Ama şöyle bir sorun var:
“Fiyatlar çok yükseldi, vatandaş bunu yaşıyor ama bu durum istatistiklere, resmi enflasyon oranlarına yansımıyor. Sorun bu zaten. Vatandaşın isyanı fiyatların özellikle şu dönemde niye bu kadar yükseldiğine değil, yükselen bu fiyatların adeta yok varsayılmasına ve istatistiklere yansımamasına…”
Ağırlıklar da ağırlıklar!
Vatandaş bir geçen yılın mart ayına bakıyor, bir bu yıla ve fiyat artış hızı daha yüksek seyrettiği halde artış oranının bu yıl nasıl olup da geçen yılın altında kaldığına haklı olarak anlam veremiyor.
Bu köşede bilmiyorum kaç kez yazdım. Ağırlıklardaki değişim yüzünden 2026’da enflasyonun olduğundan düşük görüneceğini vurguladım. Neymiş, Avrupa ile uyummuş, ağırlıklar bu yüzden değişmiş. Görüyoruz sonuçlarını. Bu konuyu daha detaylı irdelemek üzere başka bir yazıya bırakıyorum.
Başlıca gruplardaki değişim şaşırtıcı
TÜFE’de 13 ana grup var. En yüksek ağırlığa sahip 7 ana grubun toplamdaki payı yüzde 83-84 (2025 ve 2026 için) düzeyinde.
Bu 7 ana grup içinde bu yıl martta geçen yıla göre artış oranı artan tek grup ulaştırma.
Giyim grubundaki düşüş ise bir miktar hız kesmiş.
Kalan 5 grupta fiyatlar geçen yıldakinden daha az arttı ve doğal olarak toplam TÜFE’ye yansıma da daha düşük oldu.
Bu konuda en tipik örnek konut grubu. Bu yıl ağırlığı en çok azaltılan grup olan konut harcamalarında (kira, elektrik, su, doğalgaz) geçen yıl marttaki artış yüzde 2,10’du, bu yılki artış ise yüzde 1,91. Hem bu düşüşün etkisiyle ama daha çok da bu grubun ağırlığının aşağı çekilmesinin etkisiyle toplam TÜFE’ye yansıma geçen yıl martta 0,33 puan düzeyindeyken bu yıl 0,22 puana indi. Konut grubunun ağırlığındaki düşüşün TÜFE’ye asıl etkisi elektrik ve doğalgaza çok yüklü zamlar yapılan bu ay görülecek.
Toplam TÜFE değişimine gelirsek... Geçen yıl fiyatların daha hızlı artmasını gerektiren ne vardı da o etken bu yıl yaşanmadı?
Geçen yıl martta sepet kur ay ortalamasında yüzde 4,3 artmış ve bu da ağırlıklı olarak İBB Başkanı İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınmasından kaynaklanmıştı. Ancak bu tarihe kadar zaten fiyatların önemli bir bölümü toplanmıştı, dolayısıyla geçen yılki artışı bu operasyonla izah etmek pek mümkün değil.

Şu akaryakıt fiyatları meselesi
Her türlü mal ve hizmet için en önemli girdi kaleminin ne olduğu belli; enerji fiyatları. Bu çerçevede savaştan en çabuk etkilenen de petrol fiyatları ve yurt içinde akaryakıt fiyatları. Buna “Hayır öyle değil” diyebilecek kimse herhalde çıkmaz.
Gelin akaryakıt fiyatları geçen yıl ve bu yıl nasıl seyretmiş, tekrar bakalım…
■ Geçen yılın mart ayında TÜİK verilerine göre benzin fiyatları yüzde 3,10, motorin fiyatları yüzde 2,02 düştü. Bu düşüşün etkisiyle ulaştırma grubundaki fiyat artışı da yalnızca 0,25 oldu.
■ Bu yıl mart ayında ise benzine yüzde 7,95, motorine yüzde 14,39 zam geldi. Ulaştırma grubunda kaydedilen artış da özellikle bu zamların etkisiyle yüzde 4,52’ye çıktı.
Bu arada yaygın bir hatayı bir kez daha düzelteyim. TÜFE, ay sonlarındaki fiyatların kıyaslanması yoluyla hesaplanmaz. Hesaplama ay ortalamasındaki fiyatlar kıyaslanarak yapılır. Bazı kalemlerde haftada bir, bazılarında iki haftada bir fiyat derlenir ve ortalama alınır. Akaryakıtta ise gün ağırlıklı hesaplama söz konusudur; yani ayın tüm günlerindeki fiyatların ortalamasından hareket edilir. Aksi halde örneğin ayın 1’inde motorin fiyatı 60 liradan 70 liraya çıksa, ayın son günü de tekrar 60 liraya gerilese o ay motorine zam yapılmamış olur. TÜİK’in mart ayı için ilan ettiği 62 liralık benzin ve 67 liralık motorin fiyatı da “ay ortalamasını gösteren” fiyatlardır ve doğrudur.
Geçen yıl akaryakıtta indirim olmuş, buna rağmen TÜFE’de yüzde 2,46 artış yaşanmış. Bu yıl ise akaryakıttaki yüklü zamma rağmen TÜFE artışı daha düşük. Bunda bir tuhaflık olduğunu söyleyince birileri ayağa fırlıyor:
“TÜFE sanki yalnızca akaryakıt fiyatlarıyla mı hesaplanıyor ya da sanki yalnızca akaryakıt fiyatlarından mı etkileniyor?”
Böylelerine ancak şu söylenebilir:
“Kimse yalnızca akaryakıt fiyatları diye yaklaşmıyor; başka bir dizi etken söz konusu olur tabii ki. Ama Türkiye gibi taşımacılığını ağırlıkla karayoluyla yapan, nakliyecilerin ertesi gün için bile fiyat veremediği, fiyatların günden güne değiştiği şu ortamda akaryakıt fiyatları çok ama çok önemli bir konuma geldi. Bunun etkileri çarşıda pazarda görüldü zaten. Et fiyatının neredeyse yarısına biber, dörtte bir fiyatına patlıcan, beşte bir fiyatına salatalık, onda bir fiyatına bir tek marul satıldı bu ülkede. Ama bu gruptaki artış yalnızca yüzde 2,92 oldu. Geçen yılın aynı ayında ise yüzde 24,71 artış kaydedilmişti.”
"Nasıl da yanıldın!"
Hatırlayan okurlar çıkabilir; ben 10 Mart’ta geçen ayın artışının yüzde 5 dolayında olabileceğini yazdım. İki gün sonra 12 Mart’ta da “Oran 5 olmaz da 4 olur ama yüksek olur” diye bu görüşümü tekrarladım.
Şimdi açıklanan oran yüzde 1,94 oldu ya, bir kesim bundan adeta pek memnun. Bazıları ima yoluyla, bazıları açık açık “Nasıl da yanıldın” diyor.
Böyle yaklaşanlar bir gerçeği gözden kaçırıyor.
Ben TÜİK’in açıklayacağı oranı tahmin etmeye çalışmıyordum ki!
Anlaşılması için bir daha yazayım:
“Ben TÜİK’in açıklayacağı, üstüne basa basa belirteyim ‘açıklayacağı’ oranı tahmin etmeye çalışmıyordum ki! Bunu tahmin edemem ki zaten…”
Ben mart ayı enflasyonunun “açıklanan” yüzde 1,94 ile “komşu” olamayacak kadar uzakta olduğu görüşümü koruyorum.
Enflasyon tahminimde yanıldığımı düşünerek benim adıma üzülenler(!) rahat olun, çünkü ben çok rahatım.
