Zoho Avrupa Genel Müdürü Sridhar Iyengar ile görüşmeye giderken büyük beklentilerim vardı. Bu konuya girmeden önce size Zoho Corporation’ı kendi ifadeleriyle tanıtmak istiyorum.
1996 yılında Hindistan’ın Chennai kentinde kurulan kurumsal yazılım şirketi Zoho Corporation, 2026 yılında 30’uncu yılını kutluyor. Şirket, kuruluşundan bu yana dış yatırım almadan ve satın almalara dayanmadan organik bir büyüme modeli izliyor; Zoho ve ManageEngine’in yanı sıra grup bünyesindeki diğer markalar aracılığıyla farklı ölçeklerdeki işletmelere yönelik bulut tabanlı yazılım çözümleri geliştiriyor ve sunuyor. 150’den fazla ülkede 150 milyonu aşkın kullanıcıya hizmet veren Zoho’nun dünya genelinde 19 binden fazla çalışanı bulunuyor. Şirketin bağımsız büyüme modeli, kısa vadeli finansal hedefler yerine inovasyona, ürün kalitesine ve müşterileri için uzun vadeli değer yaratmaya odaklanmasına olanak sağlıyor.
Ne tür bir şirketle karşı karşıya olduğumuzu bu şekilde anlattıktan sonra kendi hikâyeme geçeyim. Büyük beklenti derken, Hindistan’ın önemli gruplarından Tata’nın yazılım işi ve servis olarak teknoloji sunma konusundaki başarısına benzer bir hikâye yakalamayı umuyordum. Fortune Türkiye’de çalışırken iş ortağımız olan Nikkei Business Publications (Nikkei BP) editörleri Tata’nın servis olarak yazılım ve diğer hizmetleri sunmadaki başarısının otelcilik işindeki deneyimiyle de bağlantısı olduğunu yazmışlardı. Bir otelde gelen müşteriye hizmet ederken geniş bir servis yelpazesi ile müşteri tatminini sağlamak sonu aaS ile biten kısaltmalarla ifade edilen servis sunumlarının başarısı konusunda bizim farkında olmadığımız ancak Japonların hassas analizi ile keşfedilmiş kritik bir başarı faktörüydü.
Iyengar ile görüşmemizin daha başlangıcında başka bir ayrıntı dikkatimi çekti. Platformlarına gelen müşterilerin deneyerek farklı çözümlerini kullanmaya başlamasını sağladıklarını söyleyen Iyengar’ın sözleri, Steve Jobs’ın 1986’da yaptığı ve kesinlikle o dönem için ezberleri bozan konuşmasıyla ciddi benzerlikler içeriyordu. Bu konuşma ile Zoho’nun kurulduğu 1996 arasında 10 yıl vardı. Bu süre, benim gençliğimde teknolojinin çok daha yavaş ilerlediği dönemde bile teknolojide zamanın hızının gerçek hayatın dört katı olduğu önermesi düşünülürse yaklaşık 40 yıl ediyor. Bugünkü hızla bu sürenin bir insan ömründen fazlasına karşılık düştüğünü söyleyebilirim.
Jobs o konuşmasında yazılımı, müzik mağazalarında satılan plaklara benzetirken mağazaya gelen müzik tutkununun ne alacağını bildiği bir sistem kurmaktan bahsediyordu. Jobs’ın bunu anlatırken verdiği örnek radyo istasyonuydu. İnsanlar orada dinleyerek öğrendikleri şarkıların bulunduğu plakları satın alırken çok daha rahat karar verebilirlerdi. Bu aslında tüketici deneyimi üzerinden satışın yaratılması anlamına geliyordu. Satışa dönüş oranı olarak tanımlanan performans göstergesi hâlâ ölçüt olsa da sürecin bütünüyle değiştiği bir sistem önerisinde bulunuyordu, Steve Jobs. Bunu doğrudan sormadığım Iyengar ile sohbetimiz bu konunun ayrıntılı olarak ele alınmasına sahne oldu.
Zoho’nun asıl gündemi Türkiye’deki büyümesi ve çeşitlenmesiydi. Basın bültenlerinin ilk iki paragrafı zaten bu odağı çok iyi ortaya koyuyor:
“Bulut tabanlı iş yazılımları geliştiren Zoho’nun Türkiye’deki müşteri sayısı son bir yılda yüzde 25 artarak 4 bin 800’ü aştı. Türkiye pazarına yönelik uzun vadeli taahhüdünün ve veri gizliliğine verdiği önemin bir göstergesi olarak VERBİS kayıt sürecini de tamamlayan Zoho, 2026 yılında 30’uncu yılını kutlayan ve 150’den fazla ülkede faaliyet gösteren Zoho Corporation bünyesinde yer alıyor.
Dünya genelinde her ölçekten kurum ve işletme için bulut tabanlı iş yazılımları geliştiren Zoho, Türkiye’de güçlü büyümesini sürdürüyor. Şirketin müşteri sayısı 2024 ve 2025 mali yılları arasında yıllık yüzde 25 artış gösterirken, bugün Türkiye genelinde Zoho çözümlerini kullanan işletmelerin sayısı 4.800’ü aştı. Zoho’nun son dönemde portföyüne kattığı müşteriler arasında, Zoho One ile hasta deneyimini ve iş operasyonlarını daha verimli hale getiren All On Dental; Hollanda ve Türkiye’deki operasyonlarını Zoho One ile birbirine bağlayan Hairtime Istanbul ve Zoho CRM ile iş süreçlerini hızlandıran Live Akademi yer alıyor. Zoho ayrıca, iş operasyonlarını Zoho One aracılığıyla tek bir platformda bir araya getiren Omer Istanbul, müşteri yönetimini Zoho CRM ile güçlendiren Horoz Logistics ve operasyonlarının ölçeklenmesini ve dijitalleşmesini Zoho One ile destekleyen Natural Clinic ile de iş birliği yapıyor.”
Burada benim için temel gösterge müşterilerin sayısal olarak artmasından ziyade yazılımın servis olarak sunulduğu şirket portföyünün çeşitliliğinin işaret ettiği büyüme potansiyeli. Sohbetimizin akışı içinde Zoho platformunu analiz ederken çözümlerinin sigortacılıktaki acente yapısı için çok uygun bir modele sahip olduğunu belirttim. Acente müşterileri olup olmadığını iş ortakları üzerinden araştırması gerektiğini söyleyen Iyengar, sigortacılık sektöründeki şirketlerle çalıştıklarını söyledi. Böyle birçok ayrıntı arasında en dikkat çekici olanı, mühendislik öğrenimi gördüğümüz dönemleri konuşurken karşımıza çıktı. Iyengar, Zoho’nun kurulduğu 1996’da Google’ın henüz kurulmamış olduğunu hatırlattı. Bazen her şeyin ne kadar hızlı gerçekleştiğini unutuyorduk. Bugün her zaman varmış gibi gördüğümüz bulut bilişim ve bulut üzerinden servis sunmak aslında hayatımızı çok kısa sürede işgal etmişti. Bunları aktardıktan sonra ile görüşmemizin ruhunu anlamak için yeterli veriye sahip olduğunuzu düşünüyorum.
- Kerem Özdemir: Öncelikle, büyüme konusuna girmeden önce bana işinizden bahsetmenizi istiyorum. Yüzde 25'lik bir büyüme önemli olsa da, asıl yaptığınız işin niteliğinin daha büyük bir önem taşıdığını düşünüyorum.
- Sridhar Iyengar: Evet. Aslına bakarsanız, rakamlardan çok daha önemli olan şey, kim olduğumuz ve neler yaptığımız. Bizi tanıyanların bildiği gibi Zoho Corporation, temel olarak bir bulut yazılım sağlayıcısı. Ancak bu, yalnızca tek bir alanla sınırlı olduğumuz anlamına gelmiyor. Oldukça geniş bir ürün portföyüne sahibiz. Bu yıl bizim için çok özel; çünkü şirketin 30. yılını kutluyoruz. 1996 yılında kurulduk ve bugün 30 yılı geride bıraktık; bizim için kutlamaya değer, özel bir yıl. Bu yolculuk boyunca bizimle birlikte olan pek çok çalışanımız var. Şirketimiz, dışarıdan yatırım almadan, tamamen kendi öz kaynaklarıyla büyümüş (bootstrapped) ve özel mülkiyete tabi bir kuruluş.
- Kerem Özdemir: Yola çıktığınız dönemle bugün arasında ne tür farklar bulunuyor?
- Sridhar Iyengar: Başlangıçtaki fikrimiz, verimliliği ve üretkenliği artıracak yazılımlar, özellikle de kurumsal yazılımlar geliştirmekti. Pazara giriş stratejimiz, müşterilerin yazılıma kolayca erişebilmesini sağlamak üzerine kuruluydu; yani müşterilerin ürünü zahmetsizce deneyip ardından satın alıp almamaya karar verebilecekleri, sürtünmesi düşük bir model benimsedik.
- Kerem Özdemir: Bu bana, Apple Kurucusu Steve Jobs’ın 1986’da dile getirdiği modeli çağrıştırıyor. O zaman bunu çok fazla insanın anladığını düşünmüyorum ama benim açımdan bu, büyük dönüşüm reçetesi olabilecek basitlikte bir vizyondu.
- Sridhar Iyengar: Bir pazarı nasıl dönüştürebilirsiniz? Bunu, iş modelinizle yapmanız gerekir. Harika ürünler ortaya koymalı, müşterilerin bu ürünlerden haberdar olmasını sağlamalı ve onlara ürünü kolayca deneme imkânı sunmalısınız. Ürünler doğrudan son kullanıcılar için tasarlandığından sezgiseldir, entegrasyonu kolaydır ve tek bir ortak platform üzerinde çalışır. Başlangıçta belirli bir ürün grubuyla yola çıkmıştık, ancak bugün oldukça geniş bir ürün yelpazesine sahibiz. Platformumuz bugün 65-70 farklı uygulamadan oluşuyor. Bu platform, bir organizasyondaki her departmanı ve her iş sürecini destekliyor. Örneğin, bir şirkette satış departmanının satış yapabilmesi için yazılıma ihtiyaç duyarsınız; aynı şekilde, pazarlama kampanyalarını yürütmek veya pazarlama otomasyon süreçlerini yönetmek için de pazarlama yazılımlarına gereksinim duyarsınız. Satış verimliliğini artırmak, İK süreçlerini otomatikleştirmek veya tüm veriler üzerinde analitik çalışmalar yapmak gibi ihtiyaçları olabiliyor. İnsan kaynakları (İK) tarafında, işe alım süreçlerini yönetmek ve çalışan veritabanını tutmak için bir yazılıma ihtiyaç duyabiliyorlar. Örneğin, çalışanların izin talebinde bulunurken mevcut izin haklarını görebilmeleri veya yöneticilerin bu izin taleplerini onaylayabileceği bir onay mekanizmasının olması gerekiyor. Finans tarafında ise, müşterilere gönderilen faturaları ve alınan ödemeleri takip edebilmek için muhasebe yazılımlarına ihtiyaç duyuluyor. Tek bir alanla başlayıp bizimle olumlu bir deneyim yaşadıklarında ise, zamanla birden fazla ürünümüzü kullanmaya başlıyorlar.
- Kerem Özdemir: Müşteri elde etme süreciniz nasıl şekilleniyor?
Sridhar Iyengar: Günümüzde yaşanan temel sorun şu: Eğer tüm bu farklı süreçleri otomatikleştirmek isterseniz, 10-20 farklı tedarikçiyle muhatap olmanız gerekebilir. Bu da tam bir kâbusa dönüşebiliyor; çünkü bu tedarikçilerin sistemleri birbiriyle uyumlu olmayabiliyor. Bizdeki durum ise şöyle: Gördüğünüz gibi, oldukça geniş bir ürün yelpazemiz bulunuyor. Çoğu müşteri genellikle tek bir alanla, yani çözmeleri gereken belirli bir sorunla yola çıkıyor. Tek bir alanla başlayıp bizimle olumlu bir deneyim yaşadıklarında ise, zamanla birden fazla ürünümüzü kullanmaya başlıyorlar. Türkiye'de, bizim yerel yüzümüz olan iş ortaklarımız var. Bu ortaklar, sunduğumuz çözümün neler yapabildiğini, müşteriye sağladığı değeri ve tüm sistemlerin birbiriyle nasıl entegre çalıştığını açıklıyorlar. Sistemlerin birbiriyle konuşamaması durumu, ya sistem entegratörünün ya da doğrudan müşterinin çözmesi gereken bir sorun yaratır. Biz ise tüm bu farklı süreçleri tek bir çatı altında toplayan ortak bir platform sunuyoruz; yani doğrudan kullanıma hazır uygulamalar sağlıyoruz.
- Kerem Özdemir: Müşteriyi elde tutma formülünüz ne?
Sridhar Iyengar: Onlara sadece uygun fiyatlı ürünler değil, fiyat istikrarı da sağlıyoruz. Örneğin, yıllar boyunca ne kadar ödeyeceklerini biliyorlar. Döviz kuru dalgalanmasının olduğu bir pazarda, satıcılar fiyatları artırıyor. Bu da bizim çözümlerimiz için rekabet avantajı yaratıyor.
- Kerem Özdemir: Bu arada müşterinizi de tanımlamak gerekiyor. Şirketlerde CIO’dan CEO’ya kadar değişen çeşitli pozisyonlardaki kişiler satın alma kararları üzerinde belirleyici olabiliyor.
Sridhar Iyengar: Bana bu soru sorulduğunda hangi ürün diye soruyorum çünkü bu aynı zamanda hangi ürünün söz konusu olduğuna ve şirketin büyüklüğüne bağlı. Daha küçük bir şirkette bazen CIO veya maliyet hassasiyeti varsa CFO karar verebilir. Ve daha iyi kararlar alırlar çünkü daha iyi bilirler. Büyük bir şirkette ise karar merkezi bir konumdadır. Daha büyük şirketlere gittiğinizde ise bazen departman başkanları, yani satış departmanının yöneticileri, kendi departmanı için araçlara veya ürünlere karar verebilir. Pazarlama müdürü veya CMO da pazarlama departmanı için karar verebilir. Ve diyelim ki İK yöneticisi buna karar verdi. Ama bunların hepsi şirket içi BT tarafından uygulanıyor. Dolayısıyla bunların nasıl entegre edilebileceğini görmek de şirket içi BT'nin baş ağrısı oluyor. Şirket ne kadar büyükse, tedarikçi sayısı o kadar fazla, zorluklar da o kadar büyük oluyor. Bu yüzden çok zorlaşıyor. Bu yüzden bir müşteriyle konuştuğumuzda, onlara zaten neye sahip olduklarını da soruyoruz. Çünkü mevcut sistemleriyle birlikte çalışması gerekiyor. Yani bu, şirketin büyüklüğüne ve müşteri organizasyonunun yapısına bağlı...
- Kerem Özdemir: Türkiye özelinde bu dengeleri iyi analiz edebilecek deneyime sahip misiniz?
- Sridhar Iyengar: Türkiye pazarıyla ilişkimiz yeni değil. Zoho Corporation olarak ManageEngine aracılığıyla Türkiye’de 20 yılı aşkın bir deneyime sahibiz; Zoho ise yaklaşık 15 yıldır iş ortağı ekosistemi üzerinden işletmeleri destekliyor. Güçlü dijital dönüşüm potansiyeli, dinamik teknoloji ekosistemi ve büyüyen kurumsal pazarıyla Türkiye bizim için stratejik bir pazar. Yalnızca son bir yılda müşteri tabanımızın yüzde 25’in üzerinde büyümesi, Türkiye’nin uzun vadeli potansiyeline duyduğumuz güveni daha da pekiştiriyor. Amacımız yalnızca teknoloji sunmak değil. Entegre platform yaklaşımımızla kurumların daha verimli, çevik ve dayanıklı operasyonlar oluşturmasına yardımcı olurken, veri gizliliğini ve güveni de bu dönüşümün temel unsurları olarak görüyoruz. VERBİS kayıt sürecimizi tamamlamamız da Türkiye’ye yönelik uzun vadeli taahhüdümüzün ve veri gizliliğine verdiğimiz önemin bir başka somut göstergesi.
- Kerem Özdemir: Bunu biraz açar mısınız?
- Sridhar Iyengar: Türkiye’ye yönelik uzun vadeli yaklaşımımızı ortaya koyan son önemli adımlardan biri de Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemi’ne (VERBİS) kayıt sürecinin tamamlanması oldu. Bu adımı yalnızca yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesi olarak değil, Türkiye pazarına yönelik taahhüdünün, veri gizliliğine verdiği önemin ve güven temelli teknoloji yaklaşımının somut bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Bu yaklaşım aynı zamanda Zoho’nun veri gizliliği, mevzuata uyum ve dijital egemenlik konularına verdiği önemi de ortaya koyuyor.
- Kerem Özdemir: Zoho’nun Türkiye ile ilgili gelecek planlarında neler var?
- Sridhar Iyengar: Önümüzdeki dönemde, Türkiye’deki büyümesini iş ortakları ağı üzerinden sürdürmeyi, mevcut bayi ve uygulama ortaklarının teknik ve ticari yetkinliklerini daha da geliştirmeyi ve daha fazla işletmeye ulaşmayı planlıyoruz. Kurumsal segment de Zoho’nun Türkiye’deki büyüme stratejisinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Büyük kuruluşların yapay zekâ, otomasyon ve veri yönetişimi ihtiyaçlarına yönelik projelerini artırırken, teknoloji altyapılarını sadeleştirmelerine, operasyonel verimliliklerini artırmalarına ve değişen koşullar karşısındaki dayanıklılıklarını güçlendirmelerine yardımcı olmayı hedefliyoruz. Ekosistemimizle birlikte büyüyerek daha fazla kurumu entegre, güvenli ve veri gizliliğini gözeten teknolojilerle desteklemeyi amaçlıyoruz. Kendimizi bu yaklaşımla Türkiye’de yalnızca bir teknoloji sağlayıcısı değil; güvenilir ve sorumlu yapay zekâ, veri gizliliği ve dijital egemenlik gibi alanlarda kalıcı değer yaratan uzun vadeli bir teknoloji iş ortağı olarak konumlanmayı hedefliyoruz.
- Kerem Özdemir: Bu hedefler içinde yapay zekâyı nereye oturtuyorsunuz?
- Sridhar Iyengar: Yapay zekâ stratejisi veri stratejisinden ayrı düşünülemez. Başarılı bir dijital dönüşüm, bir işletmenin kullandığı yazılım uygulamalarının sayısını artırmaktan değil; insanları, süreçleri ve veriyi birbirine bağlayan entegre bir teknoloji ekosistemi oluşturmaktan geçiyor. Kurumlar büyüdükçe farklı iş birimlerinde birbirinden bağımsız uygulamaların kullanılması veri silolarının oluşmasına yol açabiliyor. Bu parçalı yapı yalnızca operasyonel verimlilik açısından değil; veri güvenliği, erişim yönetimi, mevzuata uyum ve yapay zekâ uygulamalarının doğruluğu açısından da risk oluşturabiliyor. Bu nedenle, yapay zekâ stratejisinin veri stratejisinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguluyoruz. Güvenilir ve iyi yönetilen veri, özellikle yapay zekâ teknolojilerinin günlük iş süreçlerinin giderek daha fazla parçası haline geldiği bir dönemde, bu teknolojilerden sürdürülebilir değer elde edebilmenin temelini oluşturuyor. Bu yaklaşım, Zoho’nun altyapısı dahil olmak üzere kendi teknoloji yapısının bütününe sahip olma anlayışıyla da destekleniyor. Zoho’nun Avrupa Birliği’ndeki veri merkezleri, Avrupa’daki işletmelere yürürlükteki uyum gereklilikleri doğrultusunda hizmet verirken, şirketin veri gizliliği, güvenlik ve teknoloji optimizasyonu üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmasını sağlıyor.
- Kerem Özdemir: Bütün bunları konuşmamızı sağlayan zamanınızı ayırdığınız için teşekkür ederim.