“…İnsanların bizzat kendi davranışlarının, yaşamlarının amacı ve gayesi olarak ortaya koyduğu şey; yani hayattan ne bekledikleri ve onda neye ulaşmak istedikleri. Bunun cevabı konusunda pek bir kuşkuya yer olmasa gerek: mutluluğu arıyorlar; mutlu olmak ve öyle kalmak istiyorlar.”
Sigmund Freud, Civilization and Its Discontents
Bu bitmek bilmeyen mutluluk arayışı gerçekten sağlıklı bir yaşam biçimi mi? Zira mutsuz olduğumuzda —ki çoğu insan zamanının büyük kısmını böyle geçirir— muhtemelen kendimizde bir sorun olup olmadığını sorgularız. Acaba bu dünyaya uygun değil miyiz? Beynimizdeki kimyasalların tıbbi bir müdahaleyle dengelenmesi mi gerekiyor? Yoksa Schopenhauer, mutluluğu hedeflemenin beyhude bir çaba olduğunu öne sürerken haklı mıydı? Mutluluk için çabalamak yerine enerjimizi anlamlı bir yaşam inşa etmeye adasaydık, hayatımızı daha tatmin edici bulabilir miydik?
Mutluluk, her zaman uğruna çabalamaya değer bir hedef olarak görülmemiştir. Çoğu Hint-Avrupa dilinde "mutluluk" kelimesinin kökeni şans veya kadere dayanır; bu da mutluluğun başlangıçta tanrılar ya da tesadüfler tarafından bahşedilen veya geri alınan bir şey olarak görüldüğünü ima eder. Mutluluğun yalnızca insan çabasıyla elde edilebilecek bir şey olduğu düşünülmezdi.
Batı'da, mutluluğun en yüce iyi olduğu ve bu nedenle yaşamın nihai amacı olması gerektiği fikrini yaygınlaştıran kişi ise Sokrates'ti.
Türkiye’de Para Politikası Kararı: Eylül ayı toplantısında politika faizini, piyasa beklentilerine paralel şekilde, değiştirmeyerek yüzde 37’de sabit tuttu. Kurul ayrıca, gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde35,5’te korudu. Hatırlanacağı üzere Mart başında geçici olarak ara verdiği bir hafta vadeli repo ihalelerine Ağustos sonlarında yeniden başlamış ve fonlamayı yeniden yüzde 37 seviyesinden sağlayarak fonlama maliyetini yüzde 40’tan yüzde 37’ye fiili olarak indirmişti. Piyasada azınlıkta da olsa faiz indirimleri bekleyenler vardı.
Bizce yayınlanan kısa notta ön plana çıkan birkaç nokta var: i) Enflasyonun ana eğiliminde, bir gerilemeye işaret ediyor. e ii) Önceki açıklamalarda iç talepteki durgunluğun belirginleştiğine hep işaret ediliyordu. Son metinde ise iç talep için zayıf ifadesi kullanılmış. iii) Jeopolitik riskler nedeniyle yüksek seyreden enerji fiyatlarının enflasyon açısından risk teşkil ettiği belirtiliyor.
Faizlerin sabit tutulmasını bekliyorduk. Yukarıdaki üç maddeden ilk ikisi TCMB'nin faiz indirimlerine hazırlandığı sinyalini verirken enerji fiyatlarındaki yükseklik ve daha da artma riski ise neden faiz indirimine gitmediğini işaretliyor bizce.
Ekimdeki PPK toplantısında enerji fiyatlarında daha fazla bozulma olmaması durumunda bizce TCMB 100 baz puan faiz indirimi yapabilir.
Global tarafta, tartışmalar biraz şekil değiştiriyor. Sadece faizler, petrol, Fed vs. yerine yapay zekanın şu ana kadar pek dillendirilmeyen özelliği tartışmalara dahil oldu.
Yapay zekâ açısından zorlu bir hafta sonu haber akışı izledik. Dario Amodei'nin Altman, Musk ve Hassabis tarafından farklı derecelerde desteklenen "sınırı hızlandırma" çağrısı, Asya yapay zekâ kompleksini sert bir şekilde etkiledi. SoftBank çift haneli düşüş yaşarken, daha geniş kompleks de zayıfladı. Piyasa endişesi açık… Eğer güvenlik ve uyum kaygıları sınırın yavaşlamasına neden olursa, düzenlemeler, yapay zekâ çarpanlarını sıkıştırmak ve potansiyel olarak sermaye harcamalarının sürdürülebilirliğini sorgulamak için başka bir neden haline gelir.
Nihayetinde bu uyarılar nedeniyle değişecek harcama miktarının hâlâ düşük olacağını düşünüyoruz. Fakat işin siyasi boyutunu göz ardı etmek de giderek zorlaşıyor. Ancak Microsoft, Meta veya Çin'in aniden duracağını hayal etmekte güçlük çekiyoruz.Daha gerçekçi bir nihai senaryo; model geliştirme süreçlerinin bağımsız değerlendiriciler tarafından onaylanması ve çok daha güçlü güvenlik bariyerlerinin oluşturulması gibi görünüyor.
Gerçekten büyük risk gördüğümüz konulardan biri de şu: Hürmüz Boğazı çevresini dolaşarak günde yaklaşık 4 ila 5 milyon varil petrol taşıyan Suudi Arabistan'ın Doğu-Batı boru hattı, saldırının ardından kapalı kalmaya devam ediyor. Onarım süresinin günler ila haftalar arasında değişeceği tahmin edilirken, Yanbu'daki Suudi stoklarının ihracatı yalnızca beş ila yedi gün daha karşılayabileceği öngörülüyor. Kesintinin uzaması halinde, Hürmüz üzerinden sevkiyatı halihazırda aksamış olan petrol miktarına ek olarak, küresel arzın yaklaşık yüzde4'ü daha risk altına girebilir. Aynı zamanda Husilerin Babülmendep Boğazı'na doğru ilerlemesi, durumu tek bir kritik geçiş noktası sorunundan, iki cepheli bir enerji sorununa dönüştürmüş durumda. Umman'da yapılması planlanan İran-Körfez toplantısı da ertelendi. Şu aşamada görünürde bir çıkış yolu yok. Bu, halihazırda arzın kısıtlı olduğu enerji piyasasında giderek ciddileşen ve etkileri katlanarak büyüyen bir sorun.
Aslında yapay zekâ tartışması yukarıda bahsettiğimiz talihsiz bir döneme denk geldi. Yatırımcılar yapay zekâ trenine yeniden binmeye başlamıştı. Yapay zekâ gündemi hafta sonu sadece daha sert bir viraja girdi.
Sam Altman ve Elon Musk'ın da desteklediği, frontier models geliştirilme hızının yavaşlatılması yönündeki çağrı, piyasaları aniden son üç yılın büyük bölümünde neredeyse imkânsız olarak görülen bir senaryoyu düşünmeye zorladı: Yapay zekâ yarışında gaza basmaktan kasıtlı olarak vazgeçilirse ne olur?
İlk yanıt Asya'dan geldi.
Yatırımcılar, hafta sonu yapılan güvenlik uyarılarının sadece Silikon Vadisi'nin vicdanını rahatlatma çabası mı, yoksa sermaye harcamaları, düzenlemeler ve yapay zekâ altyapısının oluşturulma hızı üzerine çok daha büyük bir tartışmanın ilk işareti mi olduğunu anlamaya çalışırken; SK Hynix hisseleri yaklaşık yüzde 6 değer kaybetti, SoftBank ise yüzde 10'dan fazla düşüş yaşadı.
Bu, yapay zekâ harcamalarının aniden ortadan kaybolacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine hesaplama talebi muazzam olmaya devam ediyor. Hiper ölçekli veri merkezi bütçeleri önemli ölçüde yüksek ve Çin'e karşı ticari yarış, birkaç Amerikalı teknoloji yöneticisinin hafta sonu fren pedalını keşfetmesiyle sihirli bir şekilde ortadan kaybolmadı. Ancak piyasalar, daha önce tartışmadığı bir olasılığı değerlendiriyor ve tartışma değişti. Şimdiye kadar, Wall Street'teki yapay zekâ tartışması büyük ölçüde, çipler, veri merkezleri ve enerji altyapısına harcanan milyarlarca doların sonunda faturayı haklı çıkaracak kadar kazanç sağlayıp sağlamayacağı üzerineydi. Hafta sonu ikinci bir soru daha ekledi: En gelişmiş modelleri geliştirenlerin kendileri, geliştirmenin yavaşlatılması gerektiğini savunmaya başlarsa ne olur?
ABD teknoloji yarışını yavaşlatma fikrine zaten karşı çıkacaktır ve bu önemli çünkü Washington, Pekin'in aynı hız sınırına gönüllü olarak uymasının olası olmadığını biliyor. Çin'in tam gaz ilerlerken Amerikan firmalarının gönüllü olarak yavaşlaması, özellikle yapay zekâ liderliğinin iki ekonomi arasındaki daha geniş stratejik rekabetin içine giderek daha fazla dahil olduğu bir dönemde, siyasi açıdan zor bir strateji olurdu. Bu, yapay zekâ ticaretinin bitişi değil, gittiği yolda ortaya çıkan bir başka ciddi engel gibi görünüyor.
Piyasalar; petrol fiyatlarının hâlâ yüksek seyrettiği, enflasyon risklerinin yeniden gündeme geldiği ve borçlanma maliyetlerinin bir türlü dizginlenemediği kritik bir FED haftasına giriyor. Bu durum, uzun vadeli teknoloji hisselerini zaten daha kırılgan bir zemine itmiş durumda. Buna bir de yapay zekâ geliştirmelerinin kasıtlı olarak yavaşlatılıp yavaşlatılmaması gerektiğine dair yeni tartışmalar eklenince, yatırımcılar yıllar sonra elde edilmesi beklenen kazançlar için bugün ne kadar yüksek bir bedel ödemeleri gerektiğini sorgulamak adına yeni bir nedene daha sahip oluyorlar.