“Depresyondaki kişi… insan ilişkileri ve yaşam hedefleri bakımından arzuladıkları ile bu kısıtlı gerçeklikte elde edebildikleri arasında büyük bir uçurum görür. Bu çatışmayı çözemez. Elinde olanlar onun için kabul edilebilir değildir; kabul edebileceği şeyleri ise onun erişiminin ötesinde sanır. Kişi, hiçbir seçeneğe sahip olmadığı düşüncesi şeklindeki o trajik durumu yaşar.”
-Silvano Arieti, Psychotherapy of Severe and Mild Depression
Aynı insanlar gibi piyasaların da karakteri vardır ve duygu durumları değişkenlik gösterebilir. Zaman zaman depresyona girdikleri de olur. Hayatı boyunca duygularında git geller yaşamamış bir insan veya piyasa var mıdır? Bazen üzüntü olumsuz ya da trajik bir olayla tetiklenir ancak çoğu zaman, sadece hayatımızın mevcut haliyle olabileceği hali arasındaki uçurumu düşünmek bile varoluşumuzun üzerine bir gölge düşürebilir.
Çoğu insan için bu duygular geçicidir; o an için insanı tamamen içine çeken o kara bulutlar kendiliğinden dağılır ve hayat kaldığı yerden devam eder ancak bazıları için bu duygular zamanla hafiflemek yerine daha da şiddetlenir ve yerini depresyona bırakır. Kişi kendini değersiz, acınacak, nefret ve öfke uyandıran biri olarak görmeye başlar; hayat ise artık taşınması güç bir yüke dönüşür.
İnsanları depresyonun derinliklerine sürükleyen şeyin ne olduğu sorusu, binlerce yıldır tartışılagelmiştir. Neden bazı insanlar zorlukların üstesinden hızla gelebilirken, benzer koşullar diğerlerini uzun süreli bir mutsuzluğa sürükler? Son on yılda, depresyonun biyolojik nedenleri üzerinde giderek artan bir odaklanma söz konusu olmuştur. Genlerimiz ve biyolojik yapımız bizi depresyona yatkın kılsa da nasıl yaşamayı seçtiğimizin ve geliştirdiğimiz düşünce ve davranış kalıplarının da büyük bir öneme sahip olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Özellikle de özdeğer duygumuzu yalnızca sınırlı sayıda kaynağa aşırı derecede bağlamanın yarattığı riskler önemli.
İnsan olarak, hayatımızın değerli olduğunu ve yeryüzünde sadece yer kaplamak, kaynak tüketmek ve nihayetinde ölüp gitmek için bulunmadığımızı hissetmeye ihtiyaç duyarız. Kendimiz hakkında olumlu düşünme ve başkalarının da hakkımızda böyle düşünmesini sağlama ihtiyacı, hayatımızı şekillendiren en temel unsurlardan biridir. Zira değerli bir birey olduğumuzu hissetmediğimizde acı çekeriz ve yaptıklarımızın büyük bir kısmı bu ihtiyacı karşılama güdüsüyle şekillenir. Seçtiğimiz iş, kurduğumuz ilişkiler, benimsediğimiz statü sembolleri ve savunduğumuz toplumsal meselelerin hepsi, bu konuda bize yardımcı olup olmadıklarına veya engel teşkil edip etmediklerine göre şekillenir.
Özdeğer duygumuzu besleyen kaynakların çeşitliliği ne kadar fazlaysa o kadar iyidir ancak bazı insanlar, genellikle yetiştirilme tarzlarının da etkisiyle, bu konuda kendilerini büyük ölçüde kısıtlar ve böylece depresyona yatkın hale gelirler. Çünkü depresyon genellikle iki faktörün birleşiminden kaynaklanır: Değer verilen bir unsurun kaybı ve buna eşlik eden "psikolojik katılık" yani düşünce ve davranış kalıplarında çeşitlilik yaratamama ve çevredeki değişimlere yaratıcı bir şekilde uyum sağlayamama durumu, özdeğer duygumuz için tek bir kaynağa veya çok az sayıda kaynağa bel bağladığımız ölçüde, her iki faktörle ilgili riskimiz de artar.
Global ve yerel riskli varlıklar için olumlu görüşümüz devam ediyor.
Türkiye’de 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program yayımlandı. Geçmiş OVP'lerin aksine program, enflasyon tarafında tahminleri gerçekleşmelere ve piyasa beklentilerine yaklaştırmış. Buna karşılık büyüme tarafında iddialı tahminler var. Ayrıca, bütçe açıkları da dikkat çekici.
Enflasyonda 2026'da TCMB tahminine paralel bir öngörü var: OVP 2026 yıl sonu enflasyonunu yüzde 28,4 olarak öngörüyor. Bu, TCMB'nin son Enflasyon Raporu'ndaki yüzde 28'lik tahminin sınırlı biçimde üzerinde olduğu görülüyor.
Enflasyonda asıl fark 2027 yılında: OVP, 2027 yıl sonu enflasyonunu yüzde 21 öngörüyor; yılın üçüncü Enflasyon Raporu’nda TCMB'nin hem tahmini hem ara hedefi ise yüzde 15 seviyesindeydi, gerçekleşmeler ve beklentiler üzerinden bakıldığında biraz iyimser kalıyordu. Yüzde 21'lik OVP beklentisi piyasa beklentisi ile daha uyumlu.
Enflasyon tarafındaki program gerçekçi, büyüme tarafında ise iddialı. OVP, 2026 büyümesini yüzde 3,8'den yüzde 3,3'e çekti ancak ilk iki çeyrekte yıllık büyümenin sırasıyla yüzde 2,5 ve yüzde 2,3 olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, aşağı revizyona rağmen yüzde 3,3’ü hâlâ iyimser olabilir.
Orta vadede tablo daha iyimser. 2027'de beklenen büyüme yüzde 4,2, 2028'de yüzde 4,6, 2029'da yüzde 5,0. 2027, enflasyonun yüzde 28,4'ten yüzde 21'e indirilmesinin beklendiği bir yıl; aynı yıl büyümenin de hızlanmasını beklemek ilginç ve dezenflasyonun maliyet tarafında belirgin bir gevşeme varsaymak anlamına geliyor.
2026 cari açık öngörüsü bir önceki programdaki 22,3 milyar dolardan (GSYH'nin yüzde 1,3'ü) 47,5 milyar dolara (yüzde 2,6) yükseltildi; enerji ithalatı varsayımı 63 milyar dolardan 71 milyar dolara, dış ticaret açığı 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkarılırken Brent petrol fiyatı varsayımı da 88 dolara taşındı. Bu haliyle 2026 öngörüsü piyasa beklentilerine paralel olduğu görülüyor.
Bütçe tarafında 2026'da Merkezi yönetim bütçe açığının GSYH'ye oranı bir önceki programdaki yüzde 3,5'ten yüzde 3,1'e çekilmiş durumda; bu olumlu. Buna karşılık aynı oran 2027'de yüzde 3,5'e yükseliyor, 2028'de 3,1'e ve 2029'da yüzde 2,8'e iniyor. Dezenflasyonun en çok hızlanması beklenen yılda bütçe açığının genişlemesi ilginç.
Sonuç itibarıyla, yeni açıklanan OVP’nin piyasalar üzerinde bir etkisi olmasını beklemiyoruz.
Global tarafta ise bu hafta ele alınacak çok şey var. Perşembe günü ABD Üretici Fiyat Endeksi (PPI), Cuma günü Tüketici Fiyat Endeksi (CPI), Perşembe günü Avrupa Merkez Bankası (ECB), Çarşamba günü Apple, ardından Perşembe günü Oracle ve Adobe, ayrıca yoğun bir TMT konferansları haftası bu hafta. Apple'ın katlanabilir cihazını tanıtma olasılığı da bu hafta önemli olabilir.
ECB'nin 25 baz puanlık faiz artırımı yapması kesin gibi görünüyor. İlginç soru, bunun güvercinvari mi yoksa şahinvari mi bir faiz artırımı olacağı. Piyasa fiyatlandırması 3 faiz artırımını iddialı / tamamen fiyatlandırılmış gibi gösteriyor.
Gerçek risklerin ise daha çok petrol, enflasyon ve faiz oranlarında yatıyor olduğunu düşünmeye devam ediyoruz.
FED için tarım dışı istihdam verisi zamanlaması bundan daha uygunsuz olamazdı. Cuma günü açıklanan istihdam raporu, beklentilerin oldukça üzerinde 162.000 geldi ve Eylül ayı faiz artırımı tartışmasını piyasanın merkezine yeniden taşıdı. İş gücü piyasası, güvercinlerin umduğu soğuma sinyalini vermedi ve bunun yerine şahinlere yeni kozlar verdi; petrol fiyatlarındaki yeniden yükseliş ise, piyasalar istihdam rakamının tek başına dengeyi değiştirmeye yetip yetmeyeceğine karar vermeye çalışırken, petrol enflasyona yeni bir ivme kazandırıyor.
Bu durum, Cuma günü açıklanacak ABD TÜFE verilerini önemli bir veri açıklaması haline getiriyor. Yüksek bir rakam, Eylül ayını bir faiz artırımına doğru itebilir ve dolara yeni bir destek sağlayabilirken, düşük bir rakam ise bekleme politikasını yeniden gündeme getirebilir ve istihdam verilerinin piyasaya geri getirdiği şahin fiyatlandırmanın bir kısmını tersine çevirebilir.
Global ölçekte önemli gelişmelerden biri ise yen olmaya devam ediyor. Yenin geçen hafta yüzde 2'den fazla değer kazanmasının ardından USD/JPY kuru 156 civarında seyrediyor. Bu durum, carry trade işlemlerinin para kaybetmeye başlaması ve piyasaların Japonya Merkez Bankası'nın (BOJ) faiz artırımlarına ilişkin beklentilere daha fazla yönelmesiyle ortaya çıktı. Japonya Devlet Emeklilik Yatırım Fonu'nun (GPIF) yerel tahvillere yaptığı yatırımı artırabileceğine dair artan spekülasyonlar, zaten ivme kazanmış olan bir harekete yeni bir katman daha ekliyor ve piyasanın 150 seviyesinden daha ciddi bir şekilde bahsetmeye başlamasının nedenini oluşturuyor.
Bu durum, USD / JPY'yi bu haftaki göstergeler arasında izlenmesi gereken parametrelerden biri daha haline getiriyor.
Çin ise daha sessiz bir politika hamlesi yapıyor. Pekin, marj baskısını hafifletmeyi, kredi kapasitesini artırmayı ve potansiyel batık kredilere karşı tamponları güçlendirmeyi amaçlayan özel tahviller yoluyla ülkenin en büyük bankalarına ve sigorta şirketlerine 300 milyar yuan enjekte etmeyi planlıyor. Piyasalar devasa bir reflasyonist hamle beklerken, politika yapıcılar daha küçük, daha hedef odaklı olmayı tercih etmeye devam ediyor.