“Şiddetli duygusal çalkantı dönemleri, çoğu zaman bir insan sisteminin kendisini işlevsel bir biçimde yeniden yapılandırma çabalarının doğal birer dışavurumudur. Sistemsel düzensizlik, yeniden düzenlemenin önemli bir öncülü gibi görünmektedir... Eğer bu tür sarsıntılar, dünyasıyla daha kapsamlı bir denge arayışı içindeki açık ve gelişen bir sistemin doğal tezahürleri olarak görülseydi, duygusal mücadelelerin getirdiği acı ve sebat gerektiren süreçlerden belki de daha az korkar ve bunlara karşı daha az sabırsızlık duyardık.”
Michael Mahoney, Human Change Processes
“Cesaretin zıddı korkaklık değildir; korkaklık olsa olsa cesaretin yokluğudur. Birine korkak demek, onun tembel olduğunu söylemekten daha fazla bir anlam taşımaz; bu ifade bize yalnızca, kişinin sahip olduğu hayati bir potansiyelin gerçekleşmemiş veya engellenmiş olduğunu anlatır. İçinde bulunduğumuz çağın sorununu anlamaya çalışırken görüyoruz ki, cesaretin asıl zıddı ‘otomatlaşmış bir uyum’dur… İnsanlar; ‘sosyal dışlanmaya’ —yani başkalarının gülüşlerine, alayına ya da reddedilmeye -maruz kalma korkusu yüzünden cesaretten yoksun kalırlar. Kişi kalabalığın içinde eriyip giderse, bu tehlikeleri göze almak zorunda kalmaz.”
Rollo May, Man’s Search for Himself
“Sıklıkla öylesine büyük bir çalkantı içindeydim ki, duygularımı dizginleyebilmek için bazı yoga egzersizleri yapmam gerekiyordu. Ancak kendi içimde neler olup bittiğini anlamak temel amacımdı; bu nedenle söz konusu egzersizleri, yalnızca bilinçdışıyla ilgili çalışmalarıma kaldığım yerden devam edebilecek kadar sakinleşene dek yapardım. Yeniden kendim olduğumu hissettiğim anda, duygular üzerindeki bu denetimi bırakır; imgelerin ve içsel seslerin yeniden konuşmasına izin verirdim.”
Carl Jung, Memories, Dreams, Reflections
Bir durumu rasyonel bir şekilde değerlendirmeye fırsat bile bulamadan, duygularımız bizi olası bir tehdidin varlığı konusunda uyarabilir ve tepki vermeye hazır hale getiren bedensel süreçleri harekete geçirebilir. Bu otomatik tehdit algılama sistemi ile onun tetiklediği korku, kaygı ve öfke duyguları, hayatta kalmamızda hayati bir rol oynamıştır. Ancak yeni deneyimlere duygusal tepki verme biçimimiz nedeniyle, bu sistem kişisel gelişimimizi de sekteye uğratabilir.
İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde hayatta kalmamız, yiyecek ve diğer kaynakları bulmak amacıyla yeni topraklara adım atma konusundaki istekliliğimize bağlıydı. Ancak açlık bizi bilinmeyeni keşfetmeye zorlarken, aynı zamanda pek çok tehditle de karşı karşıya bıraktı. Yeni ortamlara tamamen rahat bir şekilde girmek hayatta kalma şansımızı azaltırdı; bu nedenle bilinmeyenden korkacak şekilde evrildik. Tabiri caizse tetikte olmak, vücudumuzun ortaya çıkabilecek herhangi bir tehdide hızla tepki vermeye hazır kalmasını sağlıyordu.
İşte kişisel gelişimimiz açısından sorun da burada ortaya çıkıyor: Duygusal sistemimizin işleyişindeki bu otomatizm, esenliğimize gerçek bir tehdit oluşturan yeni durumlar ile kişisel gelişim amacıyla kendi isteğimizle dahil olduğumuz durumlar arasında bir ayrım yapmıyor. Her iki durumda da tanıdık olandan uzaklaşıp bilinmeyene doğru yönelmek korku ve kaygı duygularını tetikleyebiliyor. Ancak bu duygular karşısında ilerlemekten başka çaresi olmayan tarih öncesi atalarımız gibi, biz de korku ve kaygıya rağmen harekete geçmeyi öğrenebiliriz.
Yeni varoluş biçimlerini denerken, sıkıntı veren duygulara karşı savaşmamak önemlidir. Aksine, duygularla başa çıkmanın en iyi yolunun kabullenme olduğu konusunda neredeyse tam bir fikir birliği vardır. Onların varlığını inkâr etmek ya da onları zorla uzaklaştırmaya çalışmak işe yaramaz.
Hem küresel hem de yerel riskli varlıklara yönelik taktiksel duruşumuzu "nötr"den "olumluya” çevirdik. Birkaç hafta önce, bir fırsat penceresinin açıldığını ardından ise bir düşüş dalgasını beklediğimizi yazmıştık; şu anda piyasalar öngördüğümüz dip seviyelere daha yakın. Petrol fiyatlarından bağımsız olarak yol haritamız değişmedi ve Ekim ayında orta vadeli iyi alım fırsatları oluşmasını bekliyoruz.
Yol haritamız, önümüzdeki günlerde görebileceğimiz ve taktiksel olabilecek bir dip seviyesiyle örtüşüyor. Her halükarda, taktiksel nitelikteki bir dip seviyenin —ve onu takip edecek yükseliş eğiliminin— önümüzdeki iki hafta içinde gerçekleşebileceğine inanıyoruz. Dolayısıyla, yeni bir fırsat penceresinin yakın olduğunu ve birkaç haftalığına açık kalabileceğini düşünüyoruz.
Brent petrol fiyatları 100 dolar sınırına yaklaşmıştı. Piyasalar baskı altına girdiğinde Trump yönetiminden gerilimi düşürücü bir hamle geleceği yönünde bir beklenti vardı. Piyasaların gösterdiği direnç göz önüne alındığında, bu beklenti büyük ölçüde geçerliliğini koruyordu. Ancak aynı seyirde devam ettiğimiz her gün, piyasa üzerindeki baskı da giderek artıyordu.
Trump'ın önceki ateşkesin sona erdiğini açıklamasından bu yana petrol fiyatlarında gerilimi düşürmeye yönelik ilk ciddi hareketin yaşanmasıyla birlikte, piyasalar bir nebze olsun nefes alabilir.
Nakliye koşullarının iyileşmesi durumunda bu hareketin devamı gelebilir; ancak doğrulanmış tek bir saldırı, "savaş primi"nin ham petrol fiyatlarına anında geri yansımasına neden olabilir. Bununla birlikte, daha önce de belirttiğimiz gibi, S&P 500 endeksinde 7200 seviyesinin altına inen nihai bir dip seviyesinin daha görülmesi ihtimalini de göz ardı etmiyoruz.
Ama yukarıdakiler her şey toz pembe anlamında değil, birçok ciddi riskler de var. Ve bunların piyasalarda satış tetiklemesi her zaman olası.
Daha önce de ele alındığı üzere, yapay zeka alanındaki genişleme giderek daha yoğun sermaye gerektiren bir sürece dönüşüyor; zira hiper ölçekli bulut sağlayıcıları, veri merkezi işletmecileri ve altyapı tedarikçileri, yatırım hızını koruyabilmek için borçlanma piyasalarına daha fazla bel bağlıyor. Finansman ihtiyacı arttıkça, gelecekteki yapay zeka kazançlarının değerlemesi de ABD Hazine tahvili getirilerine ve kredi risk primlerine (spread) karşı daha duyarlı hale geliyor.
İşte bu noktada tahvil piyasası, söz konusu büyüme ivmesi için bir risk unsuru oluşturabilir. Hisse senedi yatırımcıları, paranın ucuz olduğu ve kazanç beklentilerinin yükseldiği dönemlerde uzun vadeli yatırım süreçlerini tolere edebilirler. Ancak sermaye maliyeti yükseldiğinde, serbest nakit akışı zayıfladığında ve her yeni harcama dalgası daha yüksek bir risk primiyle finanse edilmek zorunda kalındığında, yatırımcıların toleransı azalmaktadır.
Yatırımcılar finansman için daha yüksek bir prim talep ederken aynı anda benimsenme, gelir elde etme ve gelecekteki verimliliğe dair beklentilerini düşürürlerse korelasyonlar artacaktır. Piyasa, kazananlar ve kaybedenler arasında rotasyon yapmayı bırakıp, bu temayı bir makro risk pozisyonu olarak satmaya başlayacaktır.
Zımni korelasyon tarihi düşük seviyelere gerilerken bile, tekil hisse senedi volatilitesi keskin bir şekilde yükseldi. Bu durum, piyasanın genel tezden vazgeçmek yerine büyük ölçüde yapay zeka (YZ) karlarının paylaşımı üzerine odaklandığını gösteriyor. Yüzey sakinliğini koruyor çünkü dip akıntılar farklı yönlerde ilerliyor.
VIX, S&P 500'ün önümüzdeki haftalarda yukarı veya aşağı yönde ne kadar hareket edebileceğine dair piyasanın en iyi tahminini yansıtır. Şu anda ise —dünyanın en büyük teknoloji firmalarının bilançoları ve bir FED toplantısı gibi piyasayı etkileyebilecek olayların gündemi doldurduğu bir dönemde— "pek fazla hareket olmayacağı" yönünde bir piyasa beklentisini yansıtıyor.
Daha ciddi risk sinyali; piyasanın genelinin birlikte düştüğü, kredi spreadlerinin açıldığı, volatilite ve Hazine tahvil getirilerinin yükseldiği durumlarda ortaya çıkar. O noktada sorun artık sadece YZ karlarından kimin pay alacağıyla sınırlı kalmaz; piyasalar tüm ekosistemin temel varsayımlarını sorgulamaya başlar.
Türkiye'de TCMB, politika faizini beklentiler doğrultusunda sabit tuttu. Banka, para politikasının iç talebi yavaşlattığı yönündeki görüşünü koruyarak mevcut para politikası duruşunu sıkılaştırıcı olarak değerlendiriyor. Bu yavaşlama, son dönemdeki ekonomik aktivite verilerinde giderek daha belirgin hale geliyor.
İleriye dönük yönlendirme nötr/şahin bir görünüm sergilendi bizce. TCMB faiz indirim döngüsünün başlayacağına dair sinyal vermek yerine toplantı bazlı bir yaklaşımı vurguluyor ve enflasyonun ana eğilimi Haziran ayında hafifçe gerilediğine işaret etti. TCMB, öncü göstergelerin, ana eğilimin Temmuz ayında geçici olarak yükseleceğine işaret ediyor değerlendirmesinde de bulundu.
Bu arada, son veriler nispeten sıkı politika bileşimiyle birlikte ekonominin daha da yavaşladığını gösteriyor. Üretim, istihdam artışı ve —makro ihtiyati tedbirlerin de etkisiyle— banka kredi büyümesi yavaşlıyor.
Cari işlemler dengesi Mayıs ayında -1,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam, -1,0 milyar dolarlık Bloomberg konsensüs tahmininin üzerinde bir açığa işaret ediyor. Yıllık bazda bakıldığında, 12 aylık birikimli cari açık Nisan ayındaki -37 milyar dolar seviyesinden Mayıs ayında -37,3 milyar dolara yükseldi.