Bir kerelik yardım değil, her ay eve giren düzenli gelir… Gamze Ateş’in My Beachy Side ile kurduğu model tam olarak bunu hedefliyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki kadın emeğini küresel vitrine taşıyan girişim, bugün Capri’den Londra’ya uzanan butik raflarında yer alırken, “sosyal etkiyle büyüyen” bir marka hikâyesi yazıyor.
Gamze Ateş, Amerika’da kurumsal hayatı bırakıp, plaj modası markası My Beachy Side ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bine yakın kadına sürdürülebilir gelir sağlayan bir sosyal girişim modeli kurdu. Diyarbakır’dan Bayburt’a uzanan atölyelerde üretilen el emeği ürünler bugün Capri’den Dubai’ye, Mykonos’tan Londra’ya dünyanın seçkin butiklerinde yer alıyor.
Gamze Ateş’in hikâyesi bir “başarı öyküsü”nden çok, hayatın tam ortasında verilen radikal bir kararın sonucu. 36 yıl yurtdışında yaşayan, Wall Street’te ve küresel şirketlerde üst düzey görevler üstlenen Ateş, 40 yaşında kendine tek bir soru sordu: “Diasporada olsam da ülkeme, milletime ne yapabilirim?” Bu soru, onu konforlu bir kariyer çizgisinden çıkarıp Diyarbakır’a, Elazığ’a, Bayburt’a uzanan bambaşka bir yolculuğa taşıdı.
Subay çocuğu olarak Türkiye’nin farklı şehirlerinde büyüyen Ateş, çok kültürlü bir hayatın kendisine kazandırdığı geniş perspektifi bugün kurduğu sosyal girişime taşıyor. “Babamın mecburi hizmeti sırasında Diyarbakır’da doğmuşum. Annem babam Elazığlı. Sonra Ankara, Gölcük, İzmir… Çok gezdik. Bu, hayata bakışımı çok zenginleştirdi” diyen Ateş, yıllar sonra doğduğu topraklara bu kez bir iş modeliyle dönüyor.
My Beachy Side, bugün yalnızca bir plaj giyim markası değil; kadın emeğini sürdürülebilir gelirle buluşturan yerel kalkınma modeli. Ateş’in Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da STK’larla yürüttüğü saha çalışmaları sırasında gördüğü gerçek net: Kadınların el emeği var ama bu emek çoğu zaman düzenli ve kalıcı bir gelire dönüşemiyor. “Bir kerelik iş vermekle olmuyor. O kadının evine her ay para girmesi gerekiyor” diyerek yola çıkan Ateş, “balık vermek değil, balık tutmayı öğretmek” yaklaşımıyla markayı kuruyor.
ATÖLYELER KADINLARIN NEFES ALDIĞI DAYANIŞMA ZEMİNİ
Ateş modeli şöyle anlatıyor: "Kadınlar ister atölyede ister evde üretim yapıyor, teslim ettikleri ürün karşılığında ödeme alıyor. Kimisi tam zamanlı çalışıp asgari ücretin üzerinde gelir elde ediyor, kimisi ek gelir için üretime katılıyor. Bugün bine yakın kadına sürekli iş imkânı sağlıyoruz.” Atölyeler yalnızca üretim alanı değil; aynı zamanda kadınların sosyalleştiği, nefes aldığı, birbirine güç verdiği bir dayanışma zemini.
LÜKSÜN ANLAMI OLAN SOSYAL HALİ
Markanın vitrin tarafı da güçlü. My Beachy Side ürünleri Türkiye’de Vakko gibi seçkin mağazalarda satılırken; yurtdışında Capri, Mykonos, Dubai ve dünyanın farklı noktalarındaki lüks butiklerde yer alıyor. Ateş’in hedefi en başından beri “lüks ama anlamı olan bir lüks” yaratmak: “İyi görünmek kadar iyi hissetmek de önemli. Bir ürünün el yapımı olduğunu ve Doğu Anadolu’daki bir kadına gelir sağladığını bilmek, markanın gerçek farkı.”
Ateş'e göre düşük karbon, yerel üretim, sürdürülebilirlik işin omurgası. Ateş, modanın dünyayı en çok kirleten sektörlerden biri olduğuna dikkat çekerek, My Beachy Side’ın üretim modelinin bundan tam 10 yıl önce tersine bir denklem kurduğunu söylüyor. Elektrik kullanmadan yapılan kroşe örgüler, düşük karbon ayak izi, yerel üretim, adil ücret... “Sürdürülebilirliğin yedi ana sütunu var; biz bunun dördüne dokunabiliyoruz” diyen Ateş’e göre marka, büyüdükçe sosyal etki de büyüyor.
İKİNCİ FAZ: STRATEJİK ORTAKLIKLA BÜYÜME
Marka 10. yılını geride bırakırken Ateş şimdi ikinci faza hazırlanıyor. Daha büyük ölçek için stratejik ortaklık planı masada. Emeklilik ise gündeminde değil. “İşleyen demir ışıldar. Çalışarak yaşlanmak istiyorum” diyen Ateş, bu yolculuğu yalnızca bir iş değil, bir yaşam tercihi olarak görüyor.
Netflix'teki Emily in Paris’in penceresinden dünyaya açıldı
Patricia Field… Sex and the City gibi kült dizilerin kostüm tasarımcısı. Gamze Ateş’le yollarının kesişmesi markaya bambaşka bir boyut katıyor. O süreci Ateş, şöyle anlatıyor: “Aslında Emily in Paris'in yaratıcısı benim yıllardır çok yakın arkadaşım. Ünlü kostüm tasarımcısı Patricia Field dizi için çalışıyordu. Hepimizin saygı duyduğu hayranlıkla izlediğimiz bir isim. Bir gün dedi ki; ‘Sen sahil kıyafeti yapıyorsun biz de Emily in Paris’in bazı bölümlerini St.Tropez’de çekeceğiz. Haydi üretimlerinden yolla. Patricia ile de tanışırsınız.’ Heyecanlandık ve birkaç parça yolladık. Sonra beni çekimin yapıldığı Güney Fransa’ya çağırdılar. O sırada bir şatonun önünde çekim yapılıyor. Beni de sete oturttular. Kamera yaklaşıyor, pencere açıldı ve dizide Emily’yi oynayan Lily Collins pencereyi açtı, Diyarbakır’dan bir kadın çalışanımızın örgüsü Collins’in üstündeydi. Tüylerim diken diken oldu. Çok tatlı bir jestti. Ardından Netflix için Paris temalı özel bir koleksiyon hazırladık. Çekimleri COVID döneminde özel izinle açtırdığımız Büyükada’daki Splendid Hotel'de yapıldı. White Lotus dizisinin iki sezonunda yer aldık. Online mağazaya gelen trafikte ciddi artış, global bilinirlik ve satış ivmesi kazandık. Türkiye’de de Serenay Sarıkaya’nın başrolünde oynadığı ‘Kimler Geldi Kimler Geçti’ dizisinde de yer aldık.”
Bayburt’tan Diyarbakır’a uzanan bir hayal
Gamze Ateş’in anlattığı kadın hikayeleri de çok çarpıcı: “Bayburt’taki atölyemizin lideri 25 yaşındaki Zeynep. Diyarbakır’da bölge toplantımıza gelecekti. Bekar olduğu için tek başına gelemedi ve kendisine aileden bir kadın eşlik etti. Toplantıda karşılaştık, ilk defa Bayburt’tan çıkıyormuş, ‘Bütün gece uyuyamadım, yolda pencereden bakıp durdum” dedi heyecanla. Bakın ilk kez İstanbul’a gelen değil, ilk kez kendi kentinden çıkıp Diyarbakır'a gelen bir genç kadından bahsediyoruz. Bu manevi tatmin tarif edilemez.”
