Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlandığı bu dönemde, yeşil dönüşüm ve döngüsel ekonomi gündemimizde daha fazla yer tutuyor. Tam da bu ortamda, YASED’in düzenlediği “Sorumluluktan Döngüselliğe: GÜS, Döngüsel Ekonomi ve Uluslararası Yeşil Yatırımlara Etkileri” panelinde; Nestlé CEO’su Bernie Stefan, Honeywell Genel Müdürü Emre Kuzu ve SGS Türkiye Genel Müdürü Nadin Hacerestunc ile ‘Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (GÜS) konusunu farklı yönleriyle ele alma fırsatı bulduk.
COP31’e doğru ilerlerken iklim, sıfır atık ve döngüsel ekonomiyi daha fazla konuşacağımız aşikâr, ancak esas mesele bu kavramları üretim, teknoloji ve yatırım modelimize ne ölçüde aktarabildiğimiz olacak. GÜS de bu dönüşümün önemli test alanlarından biri. Bu başlığın önemine baktığımızda, YASED tarafından gerçekleştirilen bu zirvenin bir anlamda Antalya’da gerçekleşecek COP31 için bir ön prova olduğunu söyleyebiliriz.
Atık büyüyor, sorumluluk artıyor
Küresel atık rakamları meselenin boyutunu açıkça gösteriyor. Dünya Bankası verilerine göre, 2022 yılında dünya genelinde yaklaşık 2,56 milyar ton belediye atığı oluştu. Mevcut eğilimin devam etmesi halinde, bunun 2050’de 3,86 milyar tona ulaşması bekleniyor. Bu tablo yalnızca “Atıkları nasıl yöneteceğiz?” sorusunu değil, “Bu kadar atığın oluşmasını nasıl önleyeceğiz?” sorusunu da sorduruyor.
Döngüsel ekonomi burada geleneksel yaklaşımın sınırlarını genişletiyor. Ürünün hikâyesi satış noktasında bitmiyor; kullanım ömrünün sonunda nasıl toplanacağı, yeniden kullanılıp kullanılamayacağı, geri dönüşüm imkânı ve maliyetinin nasıl karşılanacağı da iş modelinin ayrılmaz bir parçası haline geliyor. Bu nedenle GÜS’ü yalnızca çevre mevzuatının yeni bir yükümlülüğü olarak okumamak gerekiyor.
Örneğin; 100 TL’ye satın aldığımız bir tişörtün maliyeti gerçekten 100 TL mi? Kasada ödediğimiz tutar sadece görünen fiyat. Peki kullanım ömrü tamamlandığında ortaya çıkan toplama, ayrıştırma ve geri dönüşüm maliyeti nerede? İşte bu noktada asıl dönüşüm, üreticinin ürün tasarlanırken daha ilk aşamadan itibaren tüm yaşam döngüsünü düşünmeye başlamasıyla gerçekleşecek.
Atık mı, ikincil hammadde mi?
AB’de 2024 yılında kişi başına ortalama 517 kilogram belediye atığı oluştu. Ancak daha az atık üretmek tek başına daha döngüsel bir ekonomi anlamına gelmiyor. Asıl odak, oluşan atığın ne kadarını yeni bir ekonomik girdiye dönüştürebildiğimiz oluyor.
Eurostat verilerine göre, 2024’te AB’de kullanılan malzemelerin yalnızca %12,2’si geri dönüştürülmüş malzemelerden geldi. Hollanda’da bu oran %32,7’ye, Belçika’da %22,7’ye, İtalya’da %21,6’ya ulaşıyor. Dolayısıyla başarıyı yalnızca ne kadar atık ürettiğimizle değil, bunun ne kadarını yeniden ekonomik değere dönüştürebildiğimizle de ölçmemiz gerekiyor.
Teknoloji ve rekabet
Teknoloji bu dönüşümün önemli parçalarından biri. Ayırma, geri dönüşüm ve yeniden üretim teknolojilerindeki gelişmeler daha fazla malzemenin ekonomiye geri kazandırılmasını mümkün kılıyor. Buna rağmen, Avrupa Çevre Ajansı verileri AB’nin döngüsel malzeme kullanım oranının 2010’daki %10,7 seviyesinden 2024’te ancak %12,2’ye yükseldiğini gösteriyor. Yani dönüşüm var, ancak hızı henüz çok sınırlı.
İş dünyası açısından da konu giderek bir uyum meselesinin ötesine geçiyor. Ürün tasarımı, hammadde, ambalaj, geri dönüştürülebilirlik ve tedarik zinciri birbirinden bağımsız başlıklar değil. Önümüzdeki dönemde rekabet yalnızca “Kim daha düşük maliyetle üretiyor?” sorusu üzerinden değil, “Kim daha döngüsel üretebiliyor?” sorusu üzerinden de şekillenecek.
Bu açıdan bakıldığında, GÜS’ün aynı zamanda bir yatırım konusu olduğunu söylemek mümkün. Döngüsel üretimi destekleyen teknoloji, altyapı ve ikincil hammadde ekosistemi geliştirebilen ülkeler ve şirketler açısından yeşil dönüşüm, yalnızca bir maliyet değil, rekabet avantajına da dönüşebilir.
Şirketler nereden başlamalı?
Şirketler için üç konu öne çıkıyor. Birincisi, GÜS’e yeni bir maliyet kalemi olarak değil, ürünün yaşam döngüsü perspektifinden bakmak. İkincisi veri: şirketlerin artık yalnızca ne kadar ürettiklerini ve sattıklarını değil, kullandıkları malzemenin ve ambalajın yaşam döngüsünü de izlemeleri gerekecek. Üçüncüsü ise organizasyon: konuyu yalnızca çevre ekiplerine bırakmak yeterli değil; üretim, pazarlama, satın alma, finans, tedarik zinciri, vergi ve dış ticaret fonksiyonlarının da bu dönüşümün parçası olması gerekiyor.
Dolayısıyla şirketlerin kendilerine sorması gereken soru belki de şu: GÜS’ü yalnızca bir uyum yükümlülüğü olarak mı görüyoruz, yoksa döngüsel ekonomide yeni rekabet alanlarının kapısını açan stratejik bir dönüşüm olarak mı? Birincisi yükümlülüğü yerine getirmeye, ikincisi ise yaklaşan dönüşümün içinde doğru yerde konumlanmaya odaklanıyor.