"Türkiye Yüzyılı Yatırım için Güçlü Merkez Programı"nda yatırım ortamını güçlendirmeye yönelik yeni düzenlemeler geçen hafta açıklandı. Bazı vergi düzenlemelerinin de yer aldığı programın, ağırlıklı olarak Türkiye’nin bir yatırım üssü olmasına yönelik olduğu anlaşılıyor.
Komşu ülkelerde yaşanan bölgesel çatışmalar, yatırımcılar için yeni güvenli liman arayışını artırıyor. Bu bağlamda Türkiye, hem bu bölgesel gerilimlerin bir parçası olmaması hem de birçok yatırımcı için çeşitli desteklerin sağlanması açısından yeni yatırımcıların tercih edilebileceği bir noktada yer alıyor.
Programda hangi teşvikler planlanıyor?
Programın açıklanmasıyla birlikte, öne çıkan vergi teşvikleri daha belirgin hâle geldi. Özellikle bu teşviklerin bir torba kanun ile teşvik paketi olarak kanunlaşacağı anlaşıldı. Bu gibi torba kanun ile başlayan çalışmaların, genel kurula gelene kadar birçok ilave kanun değişiklileri ile farklı düzenlemeleri içermesi mümkün görünüyor. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde farklı düzenlemeleri de takip etmemiz gerekiyor.
Programda ilk olarak, imalatçı ve ihracatçılar için tatbik edilen %20 kurumlar vergisinin %9’a çekileceği ifade ediliyor. Diğer düzenlemeye göre ise genel ihracatçılarda yine kurumlar vergisi %20’den %14’e indiriliyor.
Ayrıca İstanbul Finans Merkezi'nde (İFM) faaliyet gösteren kurumlara sağlanan vergi avantajı genişletilirken, İFM'de yürütülen transit ticaret faaliyetlerinden elde edilen kazançlardaki vergi indirimi %50'den %100'e çıkarılıyor ve bu kazançlardan kurumlar vergisi alınmaması planlanıyor. Son olarak ise yazılım, mühendislik, mimarlık ve sağlık turizmi gibi katma değerli olarak kabul edilen bu gibi hizmet ihracatından sağlanan döviz gelirlerinin de %100’ü indirim kapsamına alınıyor.
Düzenleme içinde dış ticaret alanında faaliyet gösteren kişiler dışında yatırımcıları da yakından ilgilendiren düzenlemelerin de olacağı ifade ediliyor. Varlık barışı, yurt dışından ülkeye döviz getirilmesi gibi durumlarda vergilendirmeme üzerine bir çalışmanın da düzenlemede olacağı anlaşılıyor.
Düzenleme ne ifade ediyor?
İhracatçılar uzun süredir kurdan kaynaklı sıkıntılarını dile getiriyordu. Şirketlerin üretim maliyetleri; petrol fiyatların artışı, ücretlerin enflasyon oranında güncellenmesi gibi nedenlerle artıyor. Ancak ihracat bedelleri yani gelir açısından, kurda bir artış olmadığı için kârlılıklarında azalma yaşanıyor. Yapılan bu vergisel indirim ya da kurumlar vergisinde oran azalması ihracatçılar için olumlu bir gelişme olarak algılanabilir.
Diğer bir düzenleme transit ticaret faaliyeti yapan şirketleri kapsıyor. Bu işlemin de bir tür ihracat faaliyeti olduğunu dikkate alırsak, yine ihracatçıya yönelik bir vergisel teşvik olduğu söylenebilir. Bu düzenleme sadece İFM’de yer alan şirketlerle sınırlı. Ancak burada öne çıkan nokta yabancı yatırımcıların şirket merkezlerinin Türkiye’de olması gerektiği yönünde bir teşvik olarak da ifade edebilir çünkü bu sistemde eşyaların ülkeye gelmeden alım-satımının ülkemizde olması gerekiyor ve bu kazançlardan elde edilen gelirin tamamının kurumlar vergisinden istisna olacağı belirtiliyor. Bu düzenlemelerle, küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’de konumlandırması adına bir adım atılıyor. Böylelikle, son coğrafi gelişmelere paralel olarak, Türkiye güvenilir yatırım üssü olarak işaret ediliyor.
Ne yapılmalı?
Ülkemizde yatırım ortamının artırılmasına yönelik her düzenleme oldukça önem taşıyor. Son yıllarda doğrudan yatırım almakta zorlanmamız nedeniyle, bölgedeki yatırımcıların güvenli alan olarak ülkemizi görmesi ve vergisel teşviklerle ülkemizi tercih etmelerinin sağlanması kritik hale geliyor. 2025 senesinde 20 milyar USD olan uluslararası yatırımlar son zamanlarda 8 milyar USD civarında gerçekleşiyor. Bu nedenle, yatırım tutarının artırılması için bu gibi teşviklerin genişletilmesi gerekiyor. Örneğin, uzun yıllardır tartıştığımız Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF)’nun ithalatta kaldırılması konusu. Finansmana erişimin bu kadar pahalı olduğu bir zamanda satıcıdan vade avantajı kullanımının önünün açılması gerekiyor.
Diğer taraftan, Kuzey Afrika ülkelerinin (Mısır, Tunus, Fas gibi) ekonomik olarak avantajlı olmalarından dolayı bu ülkelere yatırım yapılıyor. Hatta bizim ülkemizden de bu ülkelere yatırımların yapıldığı biliniyor. Bu noktada, mevcut uluslararası yatırımcıların yeni proje alamama ya da mevcut projelerini koruyamama durumu gözden kaçan bir konu olarak öne çıkıyor. Bu noktada, yatırım rekabeti yaşadığımız ülkelerle yatırım ortamı açısından bir etki analizi yapılması büyük önem taşıyor çünkü yeni yatırımların ülkemize gelmesi için yalnızca vergisel teşviklerin yeterli olmasını öngörmemek gerekiyor. Vergi teşviklerinin yanı sıra, ithalat maliyetlerin büyüklüğü (korumacılıktan kaynaklı ek mali yükümlülükler, ithalattaki gözetim ve bu gözetim uygulamalarına ilişkin tali uygulamalar gibi), gümrük süreçlerindeki kolaylaştırmalar, üretim maliyetlerindeki artışların gözden geçirilmesi gibi önemli konulara odaklanılarak bu yönde aksiyon alınması gerekiyor.