Ülkemizde ortaöğretimde yıllarca yabancı dil dersleri verilmesine rağmen, maalesef herhangi bir yabancı dilde ileri düzeyde iletişim kurabilen gençlerimizin sayısı bir türlü artmıyor. "Anlıyorum ama konuşamıyorum” ifadesi her ortamda karşımıza çıkıyor.
Türkiye’nin ilk ve tek dil vakfı SEYEV’in kurucusu, dil bilimci, eğitimci ve yazar Seda Yekeler, dil bilmenin bir kalkınma aracı olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor:
“Ülkemizde milyonlarca çocuk ve yetişkin, yıllarca dil eğitimi alıyor (1256 saat) ancak hala konuşmakta zorlanıyorlar. Çünkü Türkiye’de dil "öğretilmeye" çalışılıyor; oysa dil öğretilmez, edinilir. Beynin biyolojik işleyişine, Broca ve Wernicke alanlarının mucizesine sırtını dönen geleneksel yöntemler, insanımızın potansiyelini hapsetmekten başka bir işe yaramıyor. Bu bir eğitim sorunu değil, Türkiye’nin bir kalkınma ve vizyon sorunudur. Bu prangayı kırmadan, bilimde, sanatta, ekonomide ve teknolojide dünya lideri olmamız imkansızdır.”
Küresel ticaretin yüzde 60’ının İngilizce yapıldığına, doğrudan yabancı yatırımların yüzde 80’inin yabancı dil bilen kuruluşlara gittiğini belirten Yekeler, “ Tercümanlar yapılan pazarlıklar fiyatı düşürür, kar marjını azaltır. Yabancı dil kullanan firmalar diğerlerine göre yüzde 30-40 daha fazla büyür. Yabancı dil sorununu çözemeyen bir ülkenin teknolojide liderlikten ve kalkınmadan söz etmesi mümkün değildir. Çin ve Hindistan'ın dünya ticaretindeki yükselişinin temelinde, 2000'li yıllarda hayata geçirdikleri İngilizce reformu bulunuyor.”diyor.
Türkiye’nin ilk ve tek dil vakfı SEYEV’in kurucusu
Geçtiğimiz günlerde Seda Yekeler’le Riva’da yeşillikler içinde yabancı dil eğitim verdiği binada bir grup basın temsilcisi olarak buluştuk. Yekeler’in kurduğu SEYEV Vakfı ve çalışmaları hakkında sohbet ettik.
Türkiye’nin ilk ve tek dil vakfı SEYEV harika işler yapıyor. Bugüne kadar Vakıf bünyesinde 176 Kütüphane, 36 Dil laboratuvarı kuruldu. 12.300 çocuk eğitimlere katıldı.
Türkiye’de dil eğitim yöntemlerinin gelişmesinin ekonomiye büyük bir yarar sağlayacağını ifade eden Yekeler’ in verdiği bilgiye göre, Türkiye’den her yıl yaklaşık 250 bin kişi yurt dışında gidiyor ve yaklaşık 2 milyar dolar harcanıyor. Oysa, bu parayla 5 milyon çocuğun eğitilebilir. Böylece ihracatta orta-yüksek teknoloji ürünlerinin payı artar bu da ihracat gelirlerinde 20-30 milyar dolarlık bir artış getirebilir.
Dilin küresel rekabetteki rolü
Yabancı dil bilmek ülkelerin ticaret hacimlerini büyütüyor. Yeni işler yaratıyor. Böylece sürdürülebilir bir kalkınma için kaynak yaratılıyor. Dünyada bunun pek çok örneği var.
Hindistan, İngilizceyi iş gücünün %10'u için ana dil olarak benimsedikçe, yazılım sektöründe yıllık 150 milyar dolarlık ihracat artışı sağladı ve 2020'de dünya çapında 1,5 milyon yazılımcıyı istihdam etti.
Çin'in İngilizce öğrenmesi, küresel ticaretin %35'ini elinde bulunduran bir ekonomi yaratmalarını sağladı ve 2000 yılından bu yana İngilizce konuşanların oranı %300 arttı.
Çok dilliliği anayasal ve kurumsal bir reformla güvence altına alan İsviçre'de, birden fazla dil konuşmanın ülke ekonomisine doğrudan katkısının GSYİH'nin %10'una denk geldiği ve çok dilli çalışanların tek dilli akranlarına göre %20 daha fazla gelir elde ettiği gözlemlendi.
Bu veriler ışığında Türkiye’nin küresel rekabet gücünün yabancı dil reformundan geçtiğini savunan Seda Yekeler, basın görüşmemizde yapay zeka çağında dil edinimi ve erken çocukluk gelişimine ilişkin iki stratejik çalışmasının bulgularını paylaştı.
Yabancı dilin küresel rekabetteki stratejik rolünü ele alan "Kod Adı: Dil – Algoritmaların Çözemediği Tek Kod: İnsan" ile çocuk gelişiminde babaların değişen rolünü irdeleyen "Çocuklara Bırakılacak En Değerli Miras: Bilişsel Sermaye" raporları çok değerli içgörüler içeriyor.
“Yeni Bir Model ile Dil Edindirilmeli”
Seda Yekeler, "Kod Adı: Dil – Algoritmaların Çözemediği Tek Kod: İnsan" raporunun, Türkiye'nin ezber temelli yabancı dil öğretiminden uzaklaşarak nöro-dilbilim temelli yeni bir edinim modeline yönelmesi gerektiğini açıkça ortaya koyduğunu belirtti ve şu yorumu yapıyor:
’Yabancı dil artık yalnızca bir eğitim konusu değil; ekonomik büyüme, inovasyon, yapay zeka, nitelikli insan kaynağı ve küresel rekabet açısından stratejik bir unsur haline geldi. Bugün dil bilmek, bilgiye erişmenin, yapay zekayı etkin kullanmanın ve dünyayla aynı dili konuşabilmenin ön koşulu haline geldi."
Geleceğin Rekabet Gücü Evde Başlıyor
Etkinlikte paylaşılan ikinci rapor, 21. yüzyılda babalığın dönüşümüne odaklanıyor. Rapor, babaların çocuklarına bırakabileceği en büyük mirasın maddi varlıklar değil; erken yaşta desteklenen bilişsel gelişim, merak duygusu ve çift dillilik olduğunu ortaya koyuyor. Seda Yekeler, raporun önemli noktalarına dikkat çekerek şunları söylüyor: ‘’SEYEV olarak hazırladığımız bu rapor, günümüz dünyasında babalığın yeniden tanımlanması gerektiğini ortaya koyuyor. Özellikle 0-7 yaş döneminin çocukların beyin gelişimindeki kritik önemine dikkat çektiğimiz bu raporumuz, babaların öğrenme sürecine aktif katılımının yaşam boyu etkiler yaratabileceğini vurguluyor.’’
Dil ediniminin anahtarı: Erken yaşta desteklenen merak
Yekeler, çocuk gelişiminde dilin önemine dikkat çekiyor: "Artık çocukların yalnızca maddi ihtiyaçlarını karşılayan değil; merak eden, araştıran, birlikte öğrenen ve çocuklarının bilişsel gelişimine rehberlik eden babalara ihtiyacı var. Çocuklara bırakılabilecek en değerli miras; onların ufkunu genişletecek bilgi, dil becerisi ve yaşam boyu taşıyacakları bilişsel sermayedir" .
Seda Yekeler, her iki raporun aslında aynı vizyonun parçaları olduğunu belirterek, yapay zeka çağında güçlü toplumların yalnızca teknoloji üreten değil; düşünebilen, sorgulayabilen, farklı dillerde iletişim kurabilen bireyler yetiştiren ülkeler olacağını ifade ediyor.
