Türkiye’de kentleşme 1950’li yıllardan beri tarihi binaların yerine yeni apartmanlar inşa etmek olarak görüldü. Şehirlerin tarihi alanları giderek terk edildi, bunun yerine bloklardan oluşan sitelere yönelindi. 81 ilimiz de, kasabalarımız da birbirine benzeyen çok katlı binalar tarafından işgal edildi. Başta İstanbul olmak üzere, pek çok kentimizin silüeti bir daha geri gelmeyecek biçimde bozuldu. Yüksek gelir grupları ise, merkezden kilometrelerce uzakta yeni yerleşim yerlerine göç ettiler.
Buna karşın, Avrupa ve Amerika’da şehirlerin merkezlerine yatırımlar yapıldı. Tarihi bölgelerde yaşamak zenginlik ve köklü bir aile mensubu olmakla eş değer görüldü. İskandinavya’dan Akdeniz’e, Orta Avrupa’ya kadar tüm bölgelerde tarihi alanlar cazibe merkezleri olarak korundu. Yatırımlar yapıldı. Tarihi bölgelerin cazibesi arttıkça, kentler küresel turizm tercihlerinde de ön plana çıktı.
Eskişehir’de bir sanat müzesi, İstanbul’da müze havasında bir bina
Bugün, Paris, Roma, Londra, New York gibi büyük merkezler, tek başlarına pek çok ülkenin turizm gelirinden daha fazla değer yaratıyor. Sahip oldukları şehir markası tüm işletmelere katma değer getiriyor. Büyük AVM’ler, beton mahalleler, yeşili ve tarihi dokusu yok olan bölgelerimiz ise, giderek çekiciliğini yitiriyor.
İş dünyasına yeni bir anlayış, yeni bakış açıları gerekiyor. Bu bağlamda, Eskişehir’de Odunpazarı bölgesinde, kente dünya çapında bir binayı armağan eden Erol Tabanca gibi yatırımcılar çok önemli bir değişim yaratıyorlar. Ünlü Japon mimarlık ofisi Kengo Kuma’nın imzasını taşıyan OMM (Odunpazarı Modern Müze), sadece Eskişehir’e değil, Türkiye’ye değer katıyor.
Alavya Otelin de sahibi olan Erol Tabanca ve Rana Tabanca’nın birlikte uzun süren bir restorasyon süreci sonrasında yeni lüks anlayışıyla yarattıkları Hovagimyan Hotel ve Suites ise Karaköy’e ve İstanbul’a yeni bir konaklama anlayışı sunuyor. Hovagimyan, tarihi, sadeliği, ayrıntıya özeni, sürdürülebilirlik yaklaşımı ve gastronomi anlayışıyla farklılaşıyor.
Tarih ve modernliğin ideal sentezi
Hovagimyan. 1910’lu yıllarda Mimar Leon Nafilyan’ın Paris estetiğini İstanbul’a getirmek niyetiyle inşa ettiği bir bina. İstanbul’u dünyaya bağlayan limana yakın, Karaköy’ün tarihi ticaret merkezinin kalbinde, Topkapı ve Tarihi Yarımada’ya bakan odalarında “Art Nouveau” anlayışının zarafetini taşıyor.
Hovagimyan’ın yenilenmiş versiyonunda geçmişin mirasının büyük özenle korunduğu görülüyor. Yapımda kullanılan malzemelerde ise doğallık ve sadelik ön plana çıkmış. Kreatif direktör Selina Pirinçcioğlu, tesisin her köşesini ayrı ayrı ele almış. Farklı ama tutarlı bir stile sahip odalar yaratmış. Tüm mekanlarda, ahşap, seramik, taş ve tekstil unsurlar arasında mükemmel bir uyum var. Farklı büyüklükteki 21 odalarda, Erol Tabanca’nın koleksiyonunda yer alan Art Nouveau ve Art Deco dönemine ait antikaların yanısıra, modern sanatçılara ait tablolar yer alıyor. (Önümüzdeki dönemde, misafirlere dilerlerse otelde yer alan eserleri satın alma imkanı da sunulacak.)
Tarihin Ufuk Çizgisinde Bir İstanbul Panoraması;
Geçtiğimiz günlerce, Hovagimyan Hotel and Suites Genel Müdürü Aslı Büyüka ve sen’den. İsimli restoranın danışmanı şef Seray Öztürk’le buluştuk. Aslı Büyüka oteli “Karaköy’ün tam ortasında bir misafir gibi değil, bulunduğunuz yere ait hissetme özgürlüğünü yaşatıyoruz.. Hovagimyan, misafirlerine kendi zaman yolculuklarına çıkma imkanını sunuyor. “ cümlesiyle tanımladı. Büyüka , otelin en üst katında yer alan Penthouse’un İstanbul'un iki yakasını ve binlerce yıllık geçmişini aynı karede birleştiren kesintisiz, panoramik manzarasının şimdiden yabancı ziyaretçilerin gözde mekanı haline geldiğini anlattı.
sen’den: Tariflerin ve Anıların Paylaşıldığı Samimi Bir Mutfak
Hovagimyan’ın giriş katında, şef Seray Öztürk’ün danışmanlığında şekillenen, sen’den restoranı , ise şef Aydın İlçe yönetiyor. Seray Öztürk, restoranı samimiyet kavramı çerçevesinde yarattıklarını ifade ediyor.
Menüde, Palamut Pilaki, Midye Dolma, Deniz Mahsullü Firik Pilavı, Arpa Şehriyeli Kuzu gibi geleneksel tabaklar var. Restoranın Sen’dan ismi ise menüdeki bazı tariflerin, misafirlere ait olmasından kaynaklanıyor. Yemek masalarındaki kartların arkasında yer alan bu tarifler, ortamın nostaljik ruhun katkıda bulunuyor ve bir aile ortamı yaratılıyor.
Özetle.
Hovagimyan konaklayanların İstanbul’a hayran olması, kendini iyi hissetmesi ve unutulmaz bir deneyim yaşaması için tasarlanmış. Türkiye turizmi çok değerli bir referans noktası sunan yapı özgün kimliğiyle ayrışıyor.