KEREM DEMİRKOL - HAPİMAG GÜNEY ÜLKELERİ TATİL KÖYÜ OPERASYONLARI MÜDÜRÜ
Turizm sektörü, Türkiye’de son 20 yılda sadece ekonomik değil, sosyolojik açıdan da önemli bir değişim ve dönüşüm geçirdi. Bugün sektör, küresel istihdamın yüzde 9,2’sini oluşturuyor (WTTC, 2024). Türkiye’de ise doğrudan turizm istihdamı 1,3 milyon kişiyi aşıyor. Bu dev yapının içinde kariyer yolculuğu, çoğu zaman üniversite sıralarında değil, çok daha erken yaşlarda şekillenmeye başlıyor.
Benim gözlemim şu: Bir kişinin çocukluk ve gençlik yıllarında içinde bulunduğu çevre, toplumsal etkileşim biçimi ve merak duygusu, turizmdeki kariyer çizgisini belirleyen görünmez bir pusula gibi çalışıyor. İnsan odaklılığın, empati yeteneğinin ve sosyal reflekslerin temeli bu yıllarda atılıyor. Bu yüzden turizmde kariyer, teknik uzmanlaşmadan öte; kişinin karakteriyle mesleğin dinamiklerinin uyum içinde dans etmesiyle anlam kazanıyor.
Karakter-görev uyumu
Turizm çok katmanlı bir sektör; otelcilikten havacılığa, restoran yönetiminden seyahat acenteciliğine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bu nedenle başarı kriterlerini evrensel bir şablona sığdırmak çok zor. Yıllardır gördüğüm en temel gerçeklerden biri şu ki, çalışanın kişisel özellikleri, başarıyı belirleyen ana değişken. Ön sahne (Front Office) rollerinde başarı; güçlü iletişim, empati, pozitif misafir yaklaşımı ve kriz anında sakin kalabilmekle ölçülüyor. Arka sahne (Back Office) rollerinde ise analitik düşünce, detay odaklılık ve sistematik çalışma daha baskın.
Bazı profesyoneller misafirle diyalog kurdukça güçlenir, bazıları ise arka plandaki operasyonları kusursuzlaştırarak fark yaratır. Kariyer rotası da tam bu ayrımın doğru okunmasıyla şekillenir.
Bugün birçok işletmenin en büyük sorunu hâlâ yanlış pozisyona yerleştirilmiş çalışanlar. Oysa turizmde sürdürülebilir başarının sırrı, çalışanın karakterine en uygun departmanda stratejik şekilde uzmanlaşmasından geçiyor.
Doğru pozisyon nasıl bulunur?
Sektöre yeni adım atan gençlerin çoğu, kariyer yolculuğuna yanlış pozisyonda başlıyor. Bunun temel nedeni, henüz öğrenciyken yeterince farklı departman deneyimi yaşamamış olmaları.
Bu konuda önerim çok net: Her turizm öğrencisi cross-training (departmanlar arası rotasyon) deneyimi yaşamalı.
Resepsiyon, misafir ilişkileri, mutfak, kat hizmetleri, satın alma, muhasebe… Ne kadar çok alan görülürse, kişinin güçlü yönleri o kadar hızlı ortaya çıkar.
İşletmelerin kültürü ve yönetim anlayışı da bu noktada kritik. İnsan kaynakları departmanlarının gençlere yön gösteren bir rehber gibi davranması, doğru kişiyi doğru yerde konumlandırması gerekiyor. Çünkü her öğrencinin potansiyelinin keşfi, bazen yöneticinin vereceği küçük bir fırsatla mümkün oluyor.
Turizmde kişiselleştirilmiş deneyim dönemi
Pandemi bugün sadece seyahat alışkanlıklarını değil, turizm sektöründeki mesleki rollerin içeriğini de değiştirdi.
UNWTO verilerine göre, 2021–2024 arasında küresel turist davranışlarında 'kişiselleştirilmiş ve butik deneyim talebi' yüzde 34 arttı.
Artık misafirler;
- daha doğal,
- daha sade,
- kendilerine özel dokunuşlar içeren,
- kendi hikâyelerini mekânla bütünleştiren deneyimler arıyor.
Bu durum kariyer fırsatlarını da yeniden şekillendiriyor.
Otelcilik artık sadece operasyon becerisi değil; deneyim tasarlama kabiliyeti gerektiriyor.
Kimi çalışan için bu, misafirle birebir ilişki kurma becerisini daha değerli hâle getiriyor; kimi içinse butik operasyonların ayrıntı yönetimine hâkim olma fırsatı yaratıyor.
Sektörün geleceğinde yer almak isteyen genç profesyoneller, bu değişimi doğru okuyarak kendi rolünü yeniden tanımlamalı.
En büyük hata: Eksik deneyim ve acele edilen uzmanlaşma
Turizm öğrencilerinin en sık yaptığı hataların başında erken uzmanlaşma geliyor.
Oysa sektörün özünde çok yönlü deneyim var.
Ben her zaman şunu savunuyorum: “Bir turizmci, kariyerinin ilk beş yılında farklı departmanlarda çalışarak kendini inşa eder; 25–30 yaş arasında ise profesyonelleşerek şekillenir.”
Gençlerin çoğu, yaz tatillerini sektörde çalışarak değerlendirmediği için çok kritik bir avantajı kaçırıyor. Resort tecrübesi ile şehir oteli tecrübesi birleştiğinde bambaşka bir vizyon oluşuyor. Farklı lokasyonlar, farklı işleyişler, farklı misafir profilleri… Bunların hepsi gelecekteki yöneticinin içgörülerini besleyen bir ekosistem.
Doğru akademik bilgi + çok yönlü saha tecrübesi + kişisel sosyal yetkinlik birleştiğinde, iyi bir yönetici ortaya çıkar. Sektörün yıllardır değişmeyen formülü bu.
SONUÇ
Türkiye, 2024 yılında 59,4 milyon ziyaretçiyle tüm zamanların rekorunu kırdı. (TÜİK)
Bu ivmenin devamı, ancak nitelikli iş gücünün doğru yönlendirilmesiyle mümkün.
Turizm artık sadece hizmet sektörü değil; büyük bir deneyim ekonomisi.
Bu ekonomiyi geleceğe taşıyacak olanlar ise;
- kendini tanıyan,
- yetkinliklerini doğru pozisyonda geliştiren,
- farklı departman deneyimlerini zenginlik olarak gören,
- misafirin aklında iz bırakan profesyoneller olacak.
Kariyer rotası, bugün bir üniversite ders planında değil; bir öğrencinin kendine sorduğu “Ben kimim ve neyi iyi yaparım?” sorusunda başlıyor.
Turizm, bu sorunun cevabını bulanlara büyük fırsatlar sunmaya devam edecek.